Cemal Süreya'nın şiirinden uyarlayarak attım bu başlığı. Kitabı eleştirmeden önce iyi niyet ilkesiyle hareket ederek önce kitabın okuyucuya ne sunduğunu bakalım.
Klasik hayal satan bir kişisel gelişim kitabı değil aksine felsefi içerikli bir kitap. Zira içerikte yazar neşenin reçetesini veren insanlardan uzaklaşmamız gerektiğini belirtir. Neşenin ne olduğunu bize anlatmaya başlamadan önce hazlardan ayrımını yapılıyor. Haz ile mutluluğu birbirine karıştırıyor insanlar. Suyayınca su içeriz, açken yemek yeriz, müzik dinleriz bunlar neşe ve mutluluktan ziyade anlık hazlardır ve sonradan yok olurlar ya da hayatında kahvede okey oynamaktan başka bir şey yapmayan bir insan gelip "insanlar bu saçmalık için üstüne para mı veriyor?" diyerek bu haz anını yok edebilir. Burada vurgulanan şey haz denen şeylerin yok olması ve kalıcı olmamasıdır. Hazlar insana anlık yarar sağlarken zamanla zarara dönüşürler. Şekerli yemek insana haz verir, oyun oynamak insana haz verir vb. bunlar zamanla herkesin kabul edeceği gibi sürekli olduğunda zarara neden olur. O halde hazlar ne kalıcıdır ne de uzun vadede yararlıdır. Yazar buna Aristoteles'in etiğinden referans gösterir. Aristoteles'e göre bir kırlangıç ile bahar gelmediği gibi anlık zevklerin hazların da mutluluk olmadığıdır. Mutluluk yaşamın geneline yayılan bir şey olmalıdır. Akla uygun yaşayarak kişi mutluluğu bulabilir.
Peki mutluluğu nasıl kalıcı kılabilirim? Evli insanlar boşanabilir, insanlar tedavisi olmayan bir hastalığa yakalanabilir. Stoacılara göre mutluluk bilgeliktir. Çünkü elinde olmayan şeyleri kabul edersin. Üzerine düşünüp kendini yıpratıp kendine acı çektirmek bilgisizliktir. Augustinus'a göre ise mutluluk kişinin elinde olan şeyleri hala arzulamaya devam etmesidir. Bunlar kalıcı mutluluğa bir doktrin ortaya koyar. Baruch Spinoza ise şu doktrini sunar; doğal canlılar kendi varoluşlarını korumaya ve gelişme içerisindedir. Bu var olma halini ve gelişimi engelleyen şeyler bizi neşesiz bırakır ancak bir bebek ilk adımlarını attığı zaman tarif edilmez bir neşe içinde olur çünkü var olma halini ve gelişimi göstermiştir. Baruch Spinoza'ya göre neşe mükemmelleşmedir. Daimi neşeyi gelişime ve var olma halimizi koruyarak ulaşabiliriz. Bunun gibi Friedrich Nietzsche gibi diğer filozofların da görüşlerini sunuyor yazar. Yazmaya üşendim de yazayım neyse. Friedrich Nietzsche'ye göre bu durum kutlu bir "evet" deyiştir. Evet ulan evet hayat gibi senin acılarına da sana da, senden kaç tane varsa sülalene evet. İnsanın sırtını dayaması gereken şey "neşe" dir. Çünkü neşesizlik ölümcüldür.
Daha sonra neşenin yolları ele alınıyor.
Dikkat nedir dikkat? Manitanın gözlerinin içine dikkatle bakın eğer kendinizi görüyorsanız sizi allahina kadar seviyordur be neyse Ağır Roman'a da girmezsin be yeter dediğinizi duyuyorum. Dikkat demek bir manzaraya üstünkörü(bitişik mi yazılıyor bilmiyorum.) bakmaktan ziyade dikkatli baktığınızda manzaraya hayran kalıp içinizin neşeyle dolduğunu hissedersiniz aynı şekilde anda kalmak da anı hızlı tüketmek değildir o anda kalıp mesela bir konserde telefonla video kaydetmek yerine o anın tadına varınca içinizde neşeyi hissedebilirsiniz. Dikkatlerin toplamı anda kalmayı oluşturan şeydir. Bir diğer yol da meditasyon yapmaktır. Kişi bulunduğu toplumun zincirleriyle sıkı sıkı bağlanmıştır hatta aldığı kararların bile kendi özgür iradesiyle vermiş olduğunu düşünür ancak bu kültür ve toplum zincirleri yaptığı tercihte etkili rol oynamıştır. Martin Eden eserinde karakterimiz bir sahnede aynaya bakarak kendine soruyordu "kimsin sen Martin Eden? Kimsin, nesin, nereye gidiyorsun?" İşte bu soruları kendimize meditasyon yaparak bahsedilen zincirleri kırmalıyız. Kişi en çok kendinin kölesidir. Özgürlük herkesin bildiği gibi neşe getirir.
Neyse işte bu kadar yeter güldük eğlendik içimiz neşe doldu ama ne saçmalıyor yazar? Herkes yüreğinde kendi dünyasını taşır diyor bak bunda haklı senin dünyan bu olmuş neşeli ol mutlu ol dünya üzerinde açlıktan ölen savaşlarda eziyet çeken onca insana baskı altindaki bütün çocuklara git anlatmaya çalış bunları senin yüzüne tükürürler. Aynı İlber Ortaylı'ya soruyorlar ya iyi bir yaşam için ne yapılmalı gidin dünyayı gezin diyor. Aynı tarikata üye bunlar. Fırında askıdan 3 tane ekmek aldım 1 tane fazla alabilir miyim diye soran insana şahit oldum ben fırıncı da günlük limit bu kadar diğerlerine de kalsın diye cevap verdi. Ne neşesi ne mutluluğundan bahsediyorsun. Senin neşesiz insanlar dediklerin bütün bu dediklerini yapacak insanlar da zaten gerçek neşesiz insan değiller kendini mutsuz sanan ergenliğini üzerinden atamamış insanlar olabilir. Dünyaya yönelik bakışımız dünyanın kendisi değildir, bizim algıladığımız haliyle dünyadır diyorsun. Kendini kandırmaktan başka bir şey değildir. Acıda bile bir anlam vardır diyen aptal kitabın adı neydi İnsanın Anlam Arayışı şunu da unutma acıya katlandığın kadar acı çekersin bu hayatta. Sana dayatılan bir hayati her yerde reddedeceksin seni acıya boğup anlam bul diyenlere inat. Neşeli ol diyenlere kaç ülke gezdiğini sorun. Kitapta anlatıyor işte oraya gittim buraya gittim. Amaçlar araçları her zaman meşrulaştırır, amaç bu hayatta neşeli olmaksa bütün araçlar acı çekmek bile neşeye hizmet eder zaten neyse Alexandre Dumas'nın Siyah Lale eserinin son cümlesinde söylediği gibi
"İnsan yaşadıklarından o kadar acı çeker ki mutlu olduğu zaman mutluyum deme hakkını kendinde bulamaz."
Toplumda genel bir tabirdir mutluluğunu anlatma hasedin uykusu hafif gibi bir şeydi. Bence genel sorun mutluluğu materyalleştirmek gibi. Yazdığınız incelemeden de çıkardığım bu. Emeğinize sağlık 😊