Yorumun İçinde Kurulan ‘Ben’: Ricoeur’nün Freud Okuması
Puan vermedi·496 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
“Başka birinden yola çıkarak nasıl kendim olabilirim?” (s.168) Bu soru kitap boyunca zihnimde kaldı. Son dönemlerde kendini tanıma ve kendini inşa etme süreçleri özellikle ilgimi çekiyor. Bu kitabı da biraz o bakış açısıyla okudum, bende kalanların çoğu bu “Ben”in nasıl kurulduğu sorusu üzerinde toplandı. Aslında Freud üzerine yazılmış bir metin okuyoruz ama mesele giderek yalnızca psikanaliz olmaktan çıkıyor. Soru, doğrudan öznenin oluşumu meselesine açılıyor. Kendilik gerçekten içeriden mi kurulur yoksa her zaman bir başkasının içinden mi geçer? “İster geriye (…) ister ileriye bakalım: Anlamın odağı bilinç değil daha başka bir şey.” (s.61) Freud’da arzu, bastırma ve dürtü ekonomisi üzerinden ilerlerken metin bir noktadan sonra bilinç, bilinçdışı ve kültür arasında dolaşan daha geniş bir soruya dönüşüyor. Özne kendi evinin efendisi değilse kendilik dediğimiz şey zaten baştan bölünmüş bir yapı demektir. O zaman “kendim olmak”, bir iç merkeze dönmek değil bir çatışmayla yaşamayı öğrenmek olabilir. Bu noktadan sonra metin beni bilinçdışı meselesine götürdü… “Bilinç metni boşluklu, kesilmiş bir metindir; bilinçdışı varsayımını kabul etmek metne anlam ve tutarlılık getiren bir eklemede bulunma çalışması demektir.” (s.115) Bilinç burada bir merkez gibi değil eksik, kesik bir metin gibi duruyor. Bilinçdışı ise saklı bir içerik olmaktan çok, o eksikliği anlamlı hale getiren bir işleyiş gibi. Fakat burada beni asıl düşündüren şey şu oldu: Bilinçdışı gerçekten dil gibi mi işliyor yoksa Freud’daki o yatırım, karşı yatırım ve dürtü ekonomisi hala belirleyici mi? Metin yapısal hattı ciddiye alıyor ama Freud’daki enerji boyutunu da tamamen silmiyor. Bu noktada Lacan’ın “bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır” önermesinin metnin içinde yankılandığını da hissettim. Ama yine de metin bunu tek doğru gibi kabul etmiyor. Çünkü Freud’da bastırma, yatırım, karşı yatırım, haz ilkesi gibi şeyler çok net biçimde “Neye ne kadar enerji yükleniyor, nereden geri çekiliyor” sorusu üzerinden anlatılıyor. Bu yüzden bilinçdışı bana yalnızca anlam ilişkileriyle ilgili bir düzen değil aynı zamanda bir kuvvet alanı gibi göründü. “Bir anlamı olmayanın hiç anlamı yoktur.” (s.33) Bu cümle bana şunu düşündürdü: Ricoeur’de anlam, sonradan eklenen bir süs değil yorumun bizzat kurduğu bir zemin. Bilinçdışını kabul etmek bile metne “anlam ve tutarlılık” kazandırma çabası gibi. “Nesneye yönelen aşk, yaşam dürtüsüdür, aynı zamanda da ölüm dürtüsüdür; narsistik aşk, kendi kendisinin farkında olmayan Eros’tur ve gizli ölüm kültürüdür.” (s.256) Eros ile Thanatos’un bu iç içe geçişi, metnin kültürel düzleme kaydığı yerde daha da belirginleşiyor. Üçüncü kitapta dikkatimi çeken nokta tam da buydu. Mesele artık yalnızca bireyin çatışması değil kültürün kendi gerilimi. Özellikle Freud’un Hegel’le yüzleştirilmesi metnin en verimli kısmıydı. Hegel’de arzu tanınma mücadelesine açılırken Freud’da arzu daha karanlık ve kimi yerde ölümle iç içe bir enerji gibi duruyor. Bu yüzden kendilik meselesi benim için sadece tanınma değil aynı zamanda içsel bir bölünme meselesi haline geldi. Başta, ilk iki kitapta özellikle, sürekli tekrar hissi verdi ama o eşiği geçince kitap daha iyi açıldı. Özellikle üçüncü kitap daha derli toplu ve referans açısından daha güçlüydü. Öncekilere göre daha risk alan ve daha oturmuş bir zeminde ilerledi. Sonunda kitap bende kesin bir cevap yerine net bir ikilem bıraktı: Kendilik gerçekten içeriden mi kurulur yoksa her zaman bir başkasının içinden mi geçer? Ve bilinçdışı yalnızca bir dil düzeni midir yoksa dili aşan bir kuvvet mi? “Bir şey üzerine bir şey söylemek, sözcüğün tam ve belirgin anlamıyla yorumlamaktır.” (s.33) Belki de kitabın özü tam burada: Psikanaliz yalnızca bir kuram değil bir yorum pratiği. Metni okudukça şunu daha çok hissettim: Yorum bazen yalnızca metni açmıyor, okuru da açıyor. Ve bende kalan son soru şu oldu: Yorum metni mi çözüyor yoksa bizi mi? Immanuel Kant Georg Wilhelm Friedrich Hegel Baruch Spinoza Karl Marx Aristoteles Friedrich Nietzsche Jacques Lacan Sigmund Freud Soren Kierkegaard Karen Horney Melanie Klein Metapsikoloji Haz İlkesinin Ötesinde Ego ve İd ve Diğer Çalışmaları Yas ve Melankoli Bir Yanılsamanın Geleceği, Neden Savaş Totem ve Tabu Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İd Düşlerin Yorumu 2 Düşlerin Yorumu 2 Haz İlkesinin Ötesinde
Yoruma DairPaul Ricoeur · Metis Yayıncılık · 200717 okunma
·
711 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Çok güzel olmuş. Keyifle okudum.. Kendilik bence biraz da sosyal bir süreç gibi.. Başkalarının gözünden yorumlarından ya da tepkilerinden geçerek ortaya cikar. Yani sen yorum yaparak, sectigin kelimeler, dikkat ettigin detaylar, metni algilama şeklin, aslında tamamen değil ama bir yönüyle kendini anlatıyorsun
Dilek Bilgin
Gönderi Sahibi
İnsomnia Evet, buna katılıyorum. Kim olmadığımızı fark etmek de en az kim olduğumuzu belirlemek kadar önemli bence.
Hocam elinize sağlık, keyifle okudum incelemenizi🙏 Yine ilgi çekici bir şekilde servis etmişsiniz. Merak uyandırdı "Kendilik".
Dilek Bilgin
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. Kendilik, son zamanlarda özellikle üzerine eğildiğim ve ilgimi çeken bir konu. Bu kitap da beni o açıdan etkiledi. Tabii metin farklı açılardan da okunabilir, ben daha çok bu yönünden etkilendim.
Freud’un yorumu bir açıklama mı, yoksa bir anlama biçimi mi acaba ? Bu noktada (yorum bilimi) devreye giriyorr ve kitap bunu çok güzel açıklıyor. Freud artık sadece bir doktor değil. bir metin yorumcusu gibidir demek lazım çok güzel bir inceleme olmuş:))) ✨️
Dilek Bilgin
Gönderi Sahibi
Kitaba göre psikanaliz yalnızca bir kuram değil bir yorum biçimi. Yani açıklamadan çok anlama tarafına yakın duruyor. O yüzden Ricoeur’nün şu cümlesini özellikle not almıştım benim için kafamda toparlayan bir cümle: “Psikanaliz bir gözlem bilimi değildir.” Bende bıraktığı izlenim şu: Psikanaliz burada bir kuramdan çok bir okuma biçimi gibi duruyor. Gözlemleyip ölçmekten çok okuyup çözmeye benziyor, görünenin altındaki anlamı kazıyor sanki. Bir de şunu eklemek isterim (kendimden): Ben bu kitaptan önce Freud’un kendi metinlerini okuduğumda da onun doktorluğundan çok yazarlığını sezmiş ve takdir etmiştim. Dili, kurduğu cümleler, metnin ritmi… Bana hep edebiyatçı tarafını hissettiriyor. Son olarak bu soru için de teşekkür ederim, beni tekrar metnin bu yönüne döndürdü.