VUR ŞANLI SİLAHINLA GÖNÜL MÜLKÜ DÜZELSİN.
9/10
·263 syf.··
2018 28. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2018 14:32
Not: Bu kitabı okuyacaklar önce Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi ve Çektiklerimiz'i okursa kitabı daha net anlar. Ardından da Dalkavuklar Gecesi - Z Vitamini'ni okursanız isabet olur. Hüseyin Nihal Atsız edebiyat dünyasında haksızlığa uğramış bir şair ve yazardır. İkinci Süreya vakası yaşamamayı ümit ederek bismillah diyorum. Yıllarca yazar hakkında duyduğum olumsuz cümlelerden ötürü, deyim yerindeyse burun kıvırıp hiçbir kitabıyla ve düşünceleriyle ilgilenmedim. İçinde fanatiklik olan her düşünce beni rahatsız ediyor. Doğruların içinde, muhtemel eğrileri görmemize engel bir bakış açısı gibi geliyor. Fanatiklik düşmanlığı, düşmanlık huzursuzluğu doğurur. Zaten tadı, uçuşan birkaç saniye tatlı anla döşeli şu hayat, yaşarken uzun, geçmişe baktığımızda da bir solukta geçmişçesine yaşanıyor. Bu kadar avuçlarımızdan akıp giderken de neyin fanatikliği, neyin gözü karalığı diye sorguluyorum. Dünyada insanın iyisine inanırım. Yargılamalardan, dayatmalardan, bilmişlikten, sürekli kötülemelerden hoşlanmam. Bir tek Metin Altıok için arada sübliminal mesajlar veriyorum, o kadar. O da hakkıdır. Herkesi okumalıyız düşüncesine de katılmamaktayım. Avuçlarımızdan akıyor saniyeler. Sağlam bir liste oluşturalım, sayılı saatler içinde hedefsiz baykuşlar gibi uçmayalım düşüncesindeyim. Bu yüzden düşüncesi ne olursa olsun bana özgün gelen, bazen tuhaf gelen, bazen gönlümü okşayan, bazen zihnimi çivileyen, bazen düşüncelerimi kurcalayan, bazense sadece nedir diye baktığım okumalar yaparım. Özgün gelen Atsız oldu. Tuhaf gelen Oğuz Atay oldu. Gönlümü okşayanlar çok, biri Altıok zaten. Zihnimi çivileyen Canetti, düşüncelerimi kurcalayan Cioran, nedir diye baktığım da Pirandello idi. Bunların hepsi birer örnek tabi. Hepsini iyi ki aldım, iyi ki okudum. Her biri zihin dünyamda yerini öyle bir yaptı ki haklarını teslim etmek lazım. Atsız kendisini ifade ederken o kadar değişik bir dile sahip ki dünyasında insanı ürküten, ama meraktan da yola devam ettiren, hem kızdıran hem de "Gel de hak verme" dedirten yanları olan, çok ama çok farklı bir insan. Hoşuma gitmedi dersem yalan olur. Kızdığım, olmaz böyle dediğim, bunu nasıl düşünmüş dediğim, hayretten bazen fal taşı gibi açılmış gözlerle okuduğum satırları da oldu. Bu yüzden bu adam nasıl bir adam düşüncesiyle Yolların Sonu'nu aldım. Ruh Adam'da içsel birçok konuşma insanı farklı deryalara sürüklerken, şiirlerini milli fikirleri daha ağır basarak yazmıştı. Bu yüzden şiirlerini okuduğumda onu daha iyi anladım. Müthiş bir coşku, insanı güldüren bir gaza getirme, ne olduğunu anlamadan coşa gelme, duyguyu şiddetle hissettirmede bir hüneri var. Yadsıyamayız. Hatta bu hünere ben hayran oldum. Katılmadığım satırlar, katıldıklarımla bir saç örgüsü misal karışmış ama bir o kadar intizamlıydı. Ruh Adam'daki yazar duvarlarını kaldırsa da hep temkinle yaklaşmakta olduğumuz biriydi, bu yüzden şiirler kendi ile ilgili daha çok bilgi vermiş. Kitapta birçok konuşmayı takdirle okurken, birçok konuşmada da kaşlarımı çattım. Ama bu, bu kitabın müthiş bir edebi ve felsefi lezzet içermediğini göstermez. Bilakis, yazar dediğin okuru bir tokatlamalı. Bakın ben bu tokadı çok farklı alanlarda olsa da Cioran'da da yemiştim. Onu okurken ona çok katılmadığım, sonra katıldığım, sonra hayretten okumakta ilerleyemediğim anlar yaşamıştım. Bu kitabı benzer his ve düşüncelerle okudum. Bir insana katılmasanız da onun düşüncelerini ifade ediş şekline hayran olabilirsiniz. Kitabın içinde bir şiir var. Sevdanın her yürekte aksi başka bir dağdan çarpar gelir insana. İnsanız, göğümüz bir ama gönlümüz ayrı ayrı. Her biriniz kendiniz için, içinize ses olan, nice şiir görmüşsünüzdür. Ben birkaç mısra okumuştum yıllar yıllar önce. Sanıyorum sene 2009'du. Bir arkadaşımla birbirimize beğendiğimiz şiirleri atardık. (O arkadaşım Tanpınar'ı daha o vakitler okumayı geçin yutmuştu satır satır. Ben acemi okuyucu.) Ben de sağı solu şiir bulmak için karıştırırken "Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin./ Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin."  mısralarına denk geldim. Kimin yazdığını bilmiyordum ama beni etkilemişti. Yaş 18, duygular coşkulu. Yuttuk geçtik verdiği etkiyi. Başka satırlara aktı gitti gönlümüz gözümüzle. Derken yıllar sonra dilimin ucuna bu satırlar geliverdi. Çıldırıyorum meraktan ama ne mümkün tam olarak hatırlayamıyorum. Derken Ebru Ablanın kitabı okuduğunu gördüm. Alıntıları tıkladım. Ve karşımdaydı satırlar. Bir alıntı uğruna düştüm kitabın peşine. Okudum. Kitap bittiğinde "O neydi o?" dedim. Okuduğunuz kitap size dudak ısırtmalı arkadaşlar. Bu hep mümkün değil. Hepimize başka başka kitaplar bu hissi verir. Bana bu, öyle gelen bir kitap oldu işte. Geri Gelen Mektup şiiri tam anlamıyla karşımdaydı ve ben bunun üzerine sevda şiiri yazılabileceğine inanmıyorum. Ancak buna denk olabilir, Mona Rosa gibi. Bu insanlar, seven sever sevmeyen keyfi bilir insanlar ve benim için tartışmasız çok derin insanlar. Ben böyle sevda sözü görmedim. Bu şiiri sazla söyleyen birçok insan varmış. 3 gece boyunca sadece bu şarkıları tam olarak sabaha kadar defalarca dinledim. Kalbim davul gibi attı. Hala aklıma geldikçe o dem, içimde garip bir şeyler oluyor. Anneme dedim ki, bu şiir beni öyle etkiledi ki taze aşık olmuş gibiyim. Şimdi sokağa çıksam birileriyle biraz konuşsam, sırf üzerimdeki şu hal yüzünden kim vurduya gidecek kalbim. :) Çünkü duygularım şaha kalktı ve oldukça hedefsizdiler. Neyseki o garip hâli atlattım. Fakat ben böyle şiir görmedim işte. Ne söyleyebilirim. Ruh Adam, eski bir askerin, askerliği eskide kalmak zorunda olan, oldukça garip bir insanın, şiir de yazan bir buz adamın romanı. Hem hayran olunacak -istemsizce- hem de çok ama çok eleştirilecek yönleri olan bir insan Selim Pusat. (Soyadı dahi kişiliği ile ilgili bilgi veriyor.) Bu adam zaman ilerledikçe, bazı şeyleri düşünüp içselleştirmekten, garip başını alıp -bence- dünya değiştiriyor. Belki de dünyasını desek daha doğru. Kitapta namuslu, pek ahlaklı ve duygulu genç kızlarımız, bana göre çizilen karakterleri oldukça sorgulanısı, var. Ben bu kızlardan hoşlanmadım. Yani bir erkeği tavlamak için bazısı cilve yapar bazısı da namuslu ayağına yatarak yapar bunu. Kişisine göre yani. Aa bir de bakmış ne görsün, kanına girivermiş. Halbuki istemeden olmuştu. İnanırsanız tabi. Kitapta aşkın o basamak atlama anı bana hiç geçmedi. Hissedemedim ben bunu. Fakat şiirler başlı başına bir lezzet olduğu için kendi içlerinde değerlendirdim ve o kısımlar güzel geldi. Hepimiz kendimiz için bir dünya görüşü belirlemişiz. Doğru olduğuna inandığımız görüşleri zihnimizin muskası etmiş yaşıyoruz. Ben şimdiye kadar benden farklı insanlar okumaktan bir zarar görmedim. Fakat size okuyun demiyorum. Hakkını veremeyecekler bence okumasın. Yahut nefreti katarakt gibi taşıyan insanlar da okumasın. Olur ya gözden gönüle geçmez. Ben Ahmet Kaya da dinlerim. Ahmed Arif de okurum. Atsız'ı da kitaplığımda inci gibi dizer, ince ince okurum. Kendi görüşlerim beni, okuduklarımın görüşleri de kendilerini bağlar. Bu yüzden kitap ırkçılığına hayır, edebiyata evet. Her ne okuyacaksanız kana kana okumanız dileğiyle. Sevgiler. Not: O üç gecenin müthiş sazları; 1) youtu.be/WUoT4qfxVVs 2) youtu.be/DyFgLYj8EBE
Edebiyat
Ruh AdamHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 201934bin okunma
··
1 +1'leme
·
2.600 Gösterim
28 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Türk edebiyatında ‘bayrak yazarlar’ vardır. Kabul edelim bunu, sevsek de sevmesek de bu yazarlar zamanında yazdıklarıyla kitleleri etkileyebilmiş insanlar. Mesela bugün öyle bir yazara denk gelmek çok zor. Çünkü ideolojiler öldü ve kitlelerin üzerinde Batıdan ithal edilmiş bir ölü toprağı var. Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nihal Atsız, Nazım Hikmet, Nihat Behram, Uğur Mumcu vs... Daha da çoğaltabiliriz. Bu insanların kitapları bir dönem kutsal kitap muamelesi görmüş. Fikirler, ideolojiler bu kitaplarla beslenmiş... Peki günümüzde bu yazarları, bu kitapları nereye koymalıyız? Nasıl faydalanmalıyız? İşte burada yine o sihirli sözcük devreye giriyor: Edebiyat... Bu çağda, ideolojik olarak bu kitapların hükmü çok zayıf. Yani bugünün genci Atsız okuyup, gidip Ülkü Ocağına yazılmaz. Ya da Nazım okuyup gidip komünist olmaz... Öyle bir dertleri yok çünkü. Oradaki fikirler (o haliyle) artık kimseyi heyecanlandırmıyor. O yüzden 70’lerin 80’lerin tartışmasını birebir günümüze taşımak sadece zaman kaybı. Bu saatten sonra artık bu yazarları döneme dair bilgi edinmek ve edebi zevk almak için okumak lazım. Kübracım, okuduğumdan anladığım kadarıyla sen de bu mesajı merkeze alarak yazmışsın incelemeni. Okuduğun şiirden etkilenmen, annenle paylaşman, o an içinde hissettiğin duygusal yoğunluğu tasvir edişin inanılmaz güzeldi:) İşte o noktada hem kitap hem de yazar bir anda flulaştı ve sana yansıyan o duygu ön plana çıktı. İşte edebiyatın büyüsü denilen şey tam olarak bu değil mi? O halde, ölü ideolojiler üzerinden kavga etmek yerine edebiyatın yaşayan kelimeleri, cümleleri, dizeleri üzerinden yeni bir iletişim kurmanın zamanı gelmedi mi? Kübra, incelemen o kadar dolu doluydu ki altına bir kamyon dolusu yazı yazdırdı bana:) Uzattığım için kusuruma bakmayın... Emeklerine sağlık...
Kübra
Gönderi Sahibi
Bilinçli okur... İşte bütün mesele bu abi. Bazen çok ama çok yanlış anlaşılsam da bunu anlatmak derdindeyim ben. İnan bazıları çok sevilen şu an sitede olmayan, bazıları hala olan insanlar bu tür yorumlar yapmıştı. İsimleri net hatırlamıyorum ama sayıca fazlaydılar. Dikkatimi çekmesinin sebebi de buydu belki. Onlar bilinçli gözüküyorlardı ama insan olmanın o tarafgir zaafına yenik düşmüşlerdi. Belki de söylediğin atasözü onlara o gözle bakmak için bir ışık, bir büyüteçtir, kim bilir? :) Yaptıkları kesinlikle bu, çamur at izi kalsın. Evet yazmanın da varmış meğer. :) Sevgiler abi. :)
İlk kısımda Cemal Süreya'yı beğendiğinizi söylememişsiniz yalnız:) Elinize sağlık, çok güzel olmuş. İlk kısmın her cümlesine aynen katılıyorum. Atsız'la ilgili at gözlüklerimi de bir parça gevşettim sayenizde. Ben en çok, beğendiğim bir kitaba inceleme yazdıktan sonra birisi o kitabı listesine ekleyince seviniyorum açıkçası, umarım sizi de sevindirebilirim aynı mantıkla.
Kübra
Gönderi Sahibi
Osman :) Cemal Süreya'nın Ahmed Arif'le ilgili eleştirisini beğenmiştim. Hasretinden Prangalar Eskittim'in sonralarına doğru. Sonra dedim ki şiirleri hitap etmeyebilir ama düzyazısı hoşuma gidebilir. Erhan Bey güzel ifade etmişsiniz. Yine de işte insanlar vakit veriyorlar, kimseyi hayal kırıklığına uğratmak istemem. İbrahim Bey için ben neyi sever yahut yerersem aksi bir şekillenme söz konusu. Abasıyanık okuyunca kuvvetle muhtemel beğeneceğim, bu doğrultada inceleme yazacağım. Ben sevdim diye Abasıyanık sevgisi sarsılacak. Olur öyle arada :) Hayat takmak için de kısa. Dediğiniz gibi. Yolumuza bakalım. İyi günler size de.
Kalemine sağlık Kübracım. "kitap ırkçılığına hayır, edebiyata evet " derdim ben de ki okudum yillarca her renkten. Kitap ırkçılığı değil elbet ama artık yaşlanıyor muyum nedendir kendi çizgimin dışına çıktığımda yoruluyorum sanki. Artık çoğunu da yarıda bırakıyorum istemsiz. Hatta paralel zihniyetteki yazarlarin bile bazı üsluplari rahatsız ediyor artık beni. Mesela Necip Fazıl'ın da kelimeleri bazen çok sert, Sezai K.un da. Eskisi gibi okuyamiyorum bu ara. Belki o dönemin sartlariyla değerlendirmek mi gerek yazarların sınirlarını bilmiyorum ama sanki insan yaşlandıkça belli edebi sınırlar oturuyor bilinçaltı? Ya da eskiden ideolojik okumalar hedefti savaştaki cephane misal, artık dinlenmek için hobi mi??? Zaten okurken de daha çok edebi yönüne odaklaniyrum artik kitapların. Eskiden her düşünceden alacağım birşeyler vardır mutlaka diyerek okurdum ama ömür kısa, yollar çok, vakit kısıtlı. Gönül verdiğim çizgide odaklanıp yol almak istyrm artık, zaten gec kaldım diye. Ama diger herkese mutlak saygıyla, incitmeden:) Atsız'a gelince hiç okumadım ben. Tanımak isterdim elbet önyargısız ama yarıda bıraktım. Lisede bir arkadasm vardı, N.Atsız'la yatıp Atsız'la kalkan. Tehditle kopya ister, hayatımda hiç duymadigim küfürleri savururdu herkese. O hediye etmişti okuyayım diye.Yanlış temsil önemli işte, yarıda bırakmıştım ille de nezaket diye diye.... Tabii bir de hep "sıratı müstakim "niyetini arzulayan bir okur olarak bazı fikirleri çok uç gelmişti fitratımı zorlayan; ( Ama gene de cesur, riyasız ve samimiydi dili.. Keske gün 24 saatten uzun, haftalar daha çok gün olsaydı da daha çok renk katabilseydik edebi hayatımıza :( , .
Kübra
Gönderi Sahibi
Sueda Abla, sen çok hem çok güçlü hem çok naif de bir insansın. Tercih ettiğin üslup da ruhuna hitap etmeli elbet. Dikkat edersen kimileri daha yumuşak üslupları tercih ediyor, kimileri daha ateşli konuşmaları. Senin bu tür üsluplarda hoşlanmadığın bence bu. Çünkü gönlüne hitap etmiyor. Aradığın zaten huzur. Ama huzursuzluktan beslenen daha doğrusu bundan hoşlananlar da var. Bundan olumsuz bir anlam çıkmasın. Misal Körleşme diye bir kitap var duymuşsundur. Onu kimileri çok severek okuyor kimileri yanına hık diye devrilerek. :) Hangi insanı doğru diye niteleyebiliriz? Bence böyle bir niteleme olamaz. Sözün özü, gönlün huzuru ararken Kafka da rahatsız eder, Atsız da, diğerleri de. Hepimizin okuduklarımızdan beklediği bir şeyler var. Benim amacım burada şiire dikkat çekmekti. Çünkü çok güzel. :) Bence bu kitap ya da diğerleri de kuvvetle muhtemel sevmeyeceğin tarzda kitaplar. Sadece iki kitap var benim de okumak istediğim. Daha araştırma üzerine, onlardan hoşlanabilirsin diye düşünüyorum. Elbette bu bir tahmin. Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nden Seçmeler İstanbul Kütüphanelerine Göre Üç Bibliyografya Bunlara bakabilirsin. Onun dışında şart değil okuman zaten. Bir şey kaybetmezsin. :)
Çok güzel bir fikir yazısı ve inceleme olmuş. Atsız'dan ben de sizinle aynı sebeplerden dolayı uzak duruyorum. Fanatiklik beni de çok rahatsız eden bir şey. Bir yazarın etiket haline gelip bir ideolojiyle özdeşleșmesi iyice soğutuyor beni. Ama incelemenizi okuduktan sonra ön yargımın yazar ya da kitaba değil o kitabı ya da yazarı okuyan insanların tavırlarına olduğunu fark ettim. Çünkü ıncelemenizden sonra elime bir Atsız alıp okuma isteği geldi. Okuduğumun bir edebiyat kitabı olduğunu hatırlattı. Okumak ya da okumamak seçim ama edebiyatın birleştiriciliğine siyasetin ayrıştırıcılığını sokmamaliyiz. Elinize sağlık :))
Kübra
Gönderi Sahibi
Çok güzel ifade etmişsiniz. Necip Abinin de dediği gibi artık bu yazarlar bu halkı alıp ideolojik olarak sert etkileyebilecek yazarlar değiller. Ama bilmek için, hak vermek için, yanlışları varsa bunu da görmek için, bazen eleştirmek için okumalıyız. Ama önce bilmek için okumalıyız. Ha okuyup sevmeyen de çok. Bazıları abartıldığını düşünmüş. Garipsemem bu durumu. Beğenmemek de bir hitap meseledir. Dilerim okuduğunuz her ne olursa, okuduğunuza değer. Teşekkürler. :)
Açıkçası incelemeyi sizin yazdığınızı görünce okudum. İncelemenizin içerisinde eleştirdiğiniz insanlardan biri olarak bazı yazarların kitaplarını görünce hakkında yazılanları okumadan geçiyorum. Çünkü herkes kendi görüşüne yakın yazarları okumayı tercih ediyor ve diğerlerini görmezden geliyor, tıpkı benim genellikle yaptığım gibi... Bu noktada değinmek istediğim bir husus var. Aşağıda arkadaşlar neden Atsız okunmadığını eleştirmiş. Farklı görüşteki bir yazarın altında da o görüşe yakın arkadaşlar benzer eleştirilerde bulunuyorlar. Bu değişmeyen bir döngü. Demek istediğim, biz çuvaldızı biraz kendimize batırırsak bu durumun sebebini kolaylıkla bulabiliriz. Acaba biz yazarların edebi kişiliğinden ziyade siyasi/ideolojik kişiliğini ön plana çıkardığımız için farklı görüşteki arkadaşlar bu tür yazarları okumuyor olabilir mi? Bence tam olarak sebep bu. İncelemenize gelince, keyifle okudum ve hayatımda ilk defa Atsız okuma isteği belirdi içimde. Neden mi? Cevap basit. Çünkü edebi kişiliğini ön plana çıkarmışsınız. Elinize sağlık.
Kübra
Gönderi Sahibi
Askerlikten atılan Selim Pusat. Eksik ifade etmişim.
Reklam
Ben yazarı hiç okumadım, taraf da tutmam ama yapılan bir haksızlık var ortada.Birçok yazarın ne olduğuna bakılmaz, görüşüne bakılmaz ama Hüseyin Nihal Atsız'a ise yığınla eleştiri yapılır. Sırf siyasi görüşü yüzünden kimseyi görüşüne göre yargılamamak lazım deyip her kitabı okumak gerektiğinden dem vuranlar, Adolf Hitler'in bile kitabını okuyanlar Hüseyin Nihal Atsız'a faşist deyip okumuyor.Terörist bile olunca görüşe bakılmaz, olabilir sonuçta önemli olan kitabın kendisi, yazar beni ilgilendirmiyor derler, ama Türk milliyetçisi olunca faşist deyip yerin dibine sokar başkasına da okumayın derler.Buradaki ironik paradoksu bulunuz.... Kaleminize sağlık Kübra Hanım.
Kübra
Gönderi Sahibi
Evet Türk milliyetçiliği faşistlik olarak değerlendiriliyor ve bu diğer yazarlarla kıyaslandığında faşistliğin çeşitlerini sorgulatıyor. Ben karşımda iyi bir edebiyatçı gördüm. Hepimiz doğru olduğuna inandığımız fikirleri benimsemişiz. O da kendi halkı için kendi doğrularını benimsemiş bir insan. Ülkemizde milli konular birleştirici olduğu kadar ayrıştırıcı da. Hassas mevzular. Hakkaniyetli olan insan az. Bu yüzden de haksızlık çok. Sizin de kaleminize sağlık, teşekkürler. :)
Benim de merak ettiğim yazarlardan biri Kübra hanım, bu kitabı da hediye olarak gelmişti. Sanırım tanışma kitabım olacak. Çoğu güncel tartışmalarda yazarların özel hayatı, fikri, inancı bizi ilgilendirmez denip aslolan şeyin edebiyat olduğu vurgulanırken, sıra Necip Fazıl Kısakürek, Peyami Safa, Hüseyin Nihal Atsız gibi yazarlara gelince durum tamamen değişiyor ve edebilikten tamamen uzak bir yaklaşımla bu kişiler yerden yere vuruluyor maalesef. İncelemeniz takdire değer gerçekten, emeğiniz için çok teşekkür ederim. :)
Kübra
Gönderi Sahibi
Bunun için de sözü yeri geldiğinde söylersek daha iyi, daha güzel olur. Taş yerinde ağırdır. Sen güzel şeyler düşünüyorsun ve iyilik olsun istiyorsun ama isabetli yerlerde olmuyor bu. Biraz odak noktanı değiştir, rahatla her şey daha güzel olucak. İnsan anlaşıldığında değil, anladığında rahatlayacak. Allaha emanet ol, görüşürüz. :)