Merhamet denilen şey, insaniyet hamurundaki İlahi dokunuş olmalıydı. Yoksa daha evvel birbirlerini görmemiş iki can arasında bu kadar yakınlık, aşinalık, birliktelik, duygusal benzerlik nasıl izah edilebilirdi. "
Şimdi gece, soluğumu verdim içime
Az önce kağıtlara gül kuruları serptim
Dolaplardan kekik, nane kokuları çıkardım
Öylece serptim, seni yazacağım diye
Sen ki, deniz görmemiş bir deniz kızısın
Aklımın almadığı bir yerde, öylesin
Şimdi gece, iki kişilik bu yalnızlık
Bize artık yeter de artar bile ...
“Bu dünyaya şöyle bir göz attığı kısacık zaman diliminde görmüş olduğu en güzel şeydi. Hareketin değerini kavramak onu çok duygulandırdı, yüreği bu şefkat ifadesinin duygudaşlığıyla ısınıverdi. Hayatı boyunca sevgi açlığı çekmişti. Sevgiye hasretti. Varoluşunun temel talebiydi sevgi. Ama hiç sevgi görmemiş ve zaman içinde katılaşmıştı.
Sevgiye ihtiyaç duyduğunu fark etmemişti bile. Şimdi de bilmiyordu bunu. Sadece sevginin nasıl ifade edildiğini gör-müş, yüreği hoplamış ve ne kadar güzel, yüce ve muhteşem bir şey olduğunu düşünmüştü.”
Sonra özlüyorsun işte... Onunla çok şey de yaşamış olsan, henüz neredeyse hiçbir şey yaşamamış da olsan, bir gün önce de görsen, hiç görmemiş de olsan, çörekleniyor içine o melun his... Tarifi zor...
Öylece geçip gitti yanımdan. Görmemiş gibi yaptı, orada yokmuşum, hatta aslında hiç olmamışım gibi davrandı bana. Hayır hayır, davranmadı. Ben herhangi bir davranış değişikliğine bile yol açamadım.
Sonra özlüyorsun işte... Onunla çok şey de yaşamış olsan, henüz neredeyse hiçbir şey yaşamamış da olsan, bir gün önce de görsen, hiç görmemiş de olsan, çörekleniyor içine o melun his... Tarifi zor...