Görsel hayatın mânâya egemen olduğu bir çağda yaşıyoruz. Açıklıktan da öte çıplaklık yaygınlaştırılıyor. Şehveti ve nefsi besleyen içerikler çokça öne sürülüyor. Göz harama baktıkça maneviyat kayboluyor. Kaybolan sadece maneviyat değil bununla beraber hafıza zayıflığı, dikkat dağınıklığı ve odaklanma problemleri beraberinde geliyor.
Sayfa 18·Kitabı okudu
1000Kitap
Göz/görme problemleri
Miyopi denen göz probleminde, yakındaki nesneler net görülürken daha uzaktaki nesneleri görmekte zorlanırız. Görüşümüz bulanıktır ve gözümüzü kısarak görmeye çalışırız. Çoğu zaman bu nedenle baş ağrısı da yaşarız. Miyopi sık rastlanan bir görme kusurudur ve sorun göz merceğimizdedir. Göz tembelliği denilen durum ise genelde 40 yaş üzerinde görülen ve yaş alma sürecimizin doğal sonucu olarak oluşan bir görme sorunudur. Nedeni ise göz merceğinin giderek kalınlaşması ve esnekliğini kaybetmesidir. Kitap okurken, markette ürün etiketlerinin son kullanma tarihini incelerken veya telefonumuza bakarken görme bulanıklığı yaşamaya başlarsak göz tembelliğimiz gelişmiş olabilir. Göz yorgunluğu denilen durum ise daha gençlerde olur ve özellikle gözlerin mavi ekran dediğimiz tabletlere, bilgisayarlara veya telefonlara sıkça maruz kalması altta yatan nedendir. Bu bulanık görme problemini, gözlerimizi sık sık dinlendirerek ve yorgunluk önleyici gözlükler kullanarak çözebiliriz. Astigmatizm gözün kornea tabakasındaki düzensizlik nedeniyle olur. Bu durumu özellikle akşam saatlerinde, araba kullanırken fark ederiz. Hava biraz da yağmurlu ise araçlardaki ve yoldaki ışıklar birbirine karışır ve yol almakta güçlük çekeriz.
Sayfa 36 - Unikod Yayıncılık, 2. Baskı, Mart 2025·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Göz seğirmesinin görüldüğü kişiler genellikle stres altında yoğun iş ve hayat temposunda koşuşturma halinde olan kişilerdir. Hem ruhsal hem de bedensel aşırı yorgunluk, göz seğirmesini en çok tetikleyen nedenler arasındadır. Endişeler, zihnimizi kurcalayan dertler, maddi sıkıntılar ve elbette uyku problemleri göz seğirmelerini tetikleyebilir. Gözün yorulmasına neden olan tablet, telefon ve bilgisayar gibi ekranlara uzun süre maruz kalmak da önemli etkenler arasındadır. Tabii ki göz seğirmesinde magnezyumun öneminden de bahsetmezsek olmaz.
Sayfa 16 - Unikod Yayıncılık, 2. Baskı, Mart 2025·Kitabı okudu
İhtimallerin İrdelenmesi
Geç Tunç Çağı sonundaki çöküşe yol açmış ya da çöküşe katkıda bulunmuş olabilecek birkaç muhtemel sebep var, ancak hiçbiri felakete kendi başına sebep olabilecek nitelikte görünmüyor. A. Bu dönemde depremlerin meydana geldiği kesin, ancak genellikle toplumlar bu gibi depremleri atlatabilir. B. Metinlerde kıtlık olduğuna dair kanıtlar olduğu gibi, Ege ve Doğu Akdeniz'de kuraklık ve iklim değişikliği yaşandığına dair bilimsel kanıtlar da var, ancak toplumlar bu sorunları da defalarca atlattı. C. Yunanistan'da ve Levant dâhil olmak üzere başka yerlerde ayaklanmaların meydana geldiğine dair dolaylı kanıtlar olabilir, ancak bu kesin değil. Ayrıca toplumlar bu gibi sorunları da sık sık atlatır. Dahası, (Orta Doğu'da yakın zamanda aksini gösteren deneyimlere rağmen) isyanların böylesine geniş bir alanda ve böyle uzun bir süre gerçekleşmesi sıra dışı olurdu. D. Kuzeyde Ugarit'ten güneyde Lakiş'e kadar Levant'ta, büyük ihtimalle Ege bölgesinden, Batı Anadolu'dan, Kıbrıs'tan ya da bunların hepsinden gelen istilacılara ya da en azından dışarlıklılara dair arkeolojik kanıtlar var. Bazı kentler yıkılıp terk edildi; diğerleri yeniden yerleşim yeri hâline geldi; bazıları ise hiç etkilenmedi. E. Uluslararası ticaret yollarının belli bir süre boyunca etkilendiği, hatta kesintiye uğradığı kesin, ancak bunun çeşitli uygarlıkları ne ölçüde etkilediği belli değil - bu uygarlıklardan bazıları, Mikenlerle ilgili olarak öne sürüldüğü gibi, hayatta kalmak için ithal mallara aşırı bağımlı olsa bile. Bazen bir uygarlığın, bir istila ya da isyanı savuşturamayacağı yahut da bir kuraklık ya da depremden sağ çıkamadığı doğru, ancak şu an daha iyi bir açıklama da olmadığından, bu unsurların hepsinin birlikte, bu bölgelerdeki egemen Son Tunç Çağı krallıklarının ve toplumlarının çöküşüne katkıda
Sayfa 204·Kitabı okudu
Tarih
Rusya tarihini değerlendirirken, bir tarihçi öncelikle bu devasa ülkenin olağanüstü büyüklüğünü ve çeşitlili­ğini, coğrafi özelliklerini, kaynaklarını, halklarını ve sorunlarının çeşitliliğini göz önünde bulundurmalıdır. Epey önyargılı ve aşağılayıcı yorumlara maruz kalan Rusya kendi koşulları içinde anlaşılmalıdır. Bu önsöz, Rusya sakinlerini belli biçimlerde davranmaya iten birtakım anahtar temaları ve konuları irdelemeyi amaç­lıyor. Bir tarihçi, Benedict Humphrey Sumner, Rus yayılmacılığını Amerika'nın Batı'ya hücumuna benze­tir. Slavlar görünüşe göre ilk kez Vistula ve Pripet bataklıklarında, Bug ve Dinyeper [Özü] nehirlerinin yu­karı havzalarında tarih sahnesine çıkmıştır. Her yöne yayılan Ruslar 6. yüzyıl civarında Batı Slavları (Lehler, Çekler, Slovaklar, Moravyalılar); Güney Slavları (Bulgarlar, Sırplar, Hırvatlar, Slovenler); ve Doğu Slavları (Büyük Ruslar, Beyaz Ruslar, Ukraynalılar) olmak üzere bölünmüştür. Zaman içinde Ruslar nehirler bo­yunca ve nehirlerin geçiş noktalarında yerleşmiş ve avcılık ve hayvan satıcılığını tarım takip etmiştir. İlerle­yen Slav dalgası her zaman onların fethettiği ya da bozkır halkları örneğinde olduğu gibi, onları durduran yeni halklarla karşılaşmıştır. Sumner'ın benzetmesini izleyerek diyebiliriz ki, Rus ve Amerikan tarımcıları ormanlarda yaşayan avcı-toplayıcı halklarla ve bozkırların göçerleriyle savaşarak ovalara yayılmıştır. Ameri­kalılar otlakları fethedip çılgın bir hızla buraları sömürerek ekip biçmişler, sonuçta da Oklahoma'da görülen toz fırtınaları örneğinde olduğu gibi, şiddetli bir erozyona sebep olmuşlardı. Ruslar daha yavaş bir hızda yayılmış ve daha az tarım makinesi kullanmış ve toprağa daha az zarar vermişti. Çok daha sonraları, Sta­lin'in tarımda kolektivizasyonu ve Kruşçev'in Bakir Topraklar Kampanyası
İnkılaplara din temelinde bakmayan ve rahatlıkla Atatürkçü diyebileceğimiz kişiler de vardır. Tavırları itibarıyla Cumhuriyet aydını, yazarı, akademisyeni ve subayı intibaını veren bu kişiler, bir tarikata mensup olsalar bile (örneğin Küçük Hüseyin Efendi adlı Nakşi şeyhinin müridi olan General Fevzi Çakmak, laikliği dinsizlik olarak görmediğini, kendisinin dindar ama laik bir insan olduğunu söyleyen Süheyl Ünver, Mevlevi olsa bile yürüttüğü Milli Eğitim Bakanlığı görevinde oldukça laik uygulamaların mimarı olan Hasan Ali Yücel, Osman Nuri Ergin vd.) bu dönemdeki faaliyetleriyle Cumhuriyet ve Atatürk'le hiçbir problemleri yokmuş gibi yazmış ve yaşamışlardır. Ancak bu kişiler, ürettikleri metinlerin arka planında ve yaşamlarının göz önünde olmayan kısımlarında örtük/dolaylı/pasif muhalefet üretmişlerdir.
Sayfa 108·Kitabı okudu
Alıntı