Dikenler ve Güller Sarayı'nı büyük beklentilerle okumaya başladım ancak kitap bende beklediğim etkiyi bırakmadı ebedi değeri yok. Hikâye ilerledikçe kendimi bir fantastik romandan çok uzun bir masal okuyormuş gibi hissettim. Kurgunun temelinde ilgi çekici fikirler var mı tam bir muallak karakterler bana yeterince güçlü ve derin gelmedi. Bu yüzden onların yaşadıklarıyla duygusal bir bağ kurmakta zorlandım. Söylenilen kadar iyi mi tartışılır bence değil Dikenler ve Güller SarayıSarah J. Maas
"Bir Dünya ki ister istemez bu akşam ağırlığını sırtımızda duyuyoruz."sf401
Bazen ağrılı zamanlardan geçer insan, benim de o dönemime denk gelen bir kitap oldu. Hayatın zorluğu hep vardı ve hep var olacak gibi.
Huzur'un kahramanlarından Mümtaz, roman boyunca kendisini "huzur"a kavuşturacak bir "iç nizam"ı aramaktadır.
Eserde hastalık, ölüm, tabiat, kozmik unsurlar, medeniyet, sosyal meseleler, çeşitli ruh halleri ve estetik fikirler iç içe verilir.
Çok kapsamlı bir kitap olduğu için, her yazardan bahsediliyor. Yan karakter olan Suat'ın hayatı bana da hayatı sorgulattı.
Zaten önemli olan da, bir kitabın sizi başka kitaplara sevk etmesi değil midir?
"...Hazin tarafı şu ki, bu cinsi azapları bütün dünya bir asır evvel yaşadı, bitirdi. Georg Wilhelm Friedrich Hegel, Friedrich Nietzsche, Karl Marx, geldiler, geçtiler. Fyodor Dostoyevski suat'tan seksen sene evvel bu azabı çekti." Kendi iç dünyasında kaybolan bir adam.!
Nuran ve Mümtaz'ın aşkı nasıl bir son bulacak diye, son sayfalara kadar merakla okudum. Tabii spoiler vermeyeceğim, siz okuyuculara da gizem kalsın. Kitapta o kadar mahur beste geçti ki şu iki hafta boyunca hep dinledim youtu.be/ol4kLAa3tZQ?si=... sizlere de sunuyorum.
Ne yazsam eksik kalır, o sebeple okuyunuz diyorum. Ve benim klâsik vedam ile bitirmek istiyorum kitabı; "Elbisem çok eski olsun... Fakat bahçemde en iyi güller yetişsin." Syf 187.
Kitap ve sağlıkla kalın
O kadar güzel bir seriydi ki kendini hiç bozmadı, konu bütünlüğü hiç bozulmadı, hep bir merak hep bir heyecan vardı. Kimi zaman hüzünler ama çokça sevgi vardı. Zorlu hayatların bir araya getirdiği iki kişi. Zümrüt ve Akın. Diğerleri için Ayten ve Akın onlar. Ayten zorlu bir geçmişten geldiğinde Akın onun diğer adını benimseyip ona bambaşka bir dünya sundu ve Akın için o hep Zümrüt oldu. Bir dönem Ayten çok zorlu süreçlerden geçerken Akın da bambaşka zorlukları aşmaya çalışıyordu. Onlar bugünlere gelebilmek için çok büyük acılarsan çok büyük sınavlardan geçmek zorunda kaldılar, ölümlerden döndüler ama küllerinden yeniden doğup Zümrüt ile Akın’ı yaşattılar hem de büyük bir aşkla çoğalarak. Sizi çok sevdim. Ancak bir kaç konuya da değinmek isterim
Bitimindeki günlük ve sonrası geçmişin anlatıldığı kısımlar tarih olarak yeni tarihten eskiye ve ara tarihler karmaşık olarak değil de tarih sıralamasına göre gitseydi keşke
SPOİLER, kitabı okumayan gerisini okumasın
Bir önceki kitapta Hüsamettin’in beyninde bi hastalık varmış denmişti sonradan hiç konusu olmadı, onun hayatına dair bir şey okumadık
4.kitapta Zehra hasta dendi
279 da Zehra için fiziksel engeli olan oğluyla ne kadar zor bir hayat yaşadığının farkındaydım diyor. Bu çocuk fiziksel engelli değildi. Beyninde bir şey var diye öğrenmiştik şimdi de fiziksel engelli olmuş çocuk sonra Zehra kanser diye öğrendik şimdi de atlatmış ve o arada Ayten ona destek olmuş. Buralar çok yüzeysel geçilmiş
289.Sayfada yıl 1993 çocuklar 1. Sınıf o dönem okuma fişlerinde lale, el ele yoktu onlar şimdiki okuma kelimeleri, bu konuda da bir küçük araştırma yapılsa iyi olurdu. Ben de 91 yılında 1. Sınıftım
Biz kendi çocuklarımıza ela lale ile okuma yaptırdık
298 de Neşe’nin bi kez daha doğum yaptığını bir kaç satırla öğrendim,daha
Dilber. Doğduğu topraklardan, anasından atasından çocuk yaşta koparılmış, hürriyeti elinden alınmıştır. Yüzünde güller açacakken acı çehresine işlemiştir.
Okudukça tarihimizin karanlık yüzü olarak karşıma çıkan "Cariye" anlayışı (yada köleliğin güzellemesi diyelim) bilinmeyen o kadar çok hikayeleri barındırıyor ki… Toplumumuzun geçmişte ki bu anlayışını kaleme alarak eleştirel bir düzeyde hikayeleştiren Samipaşazade Sezai, İnsanı alıp satan bu zihniyete duyguların satılamayacağını çok güzel bir kurguyla dile getirmiştir.
Daha öncelerde belirttiğim Tanzimat yazarlarının aşırı betimlemelerine bu kitapta rastlamadım. Acı, aşk ve toplumsal sınıf farklılığı temasını buram buram hissettim.
Okuyun, okutun ve kabullenin! Köle ticareti bizim tarihimizde yaşanmış ve üstü örtülemez bir gerçektir…
Ah, böyle bilahareket köşemde, hiçbir şey düşünmeden, hiçbir şey sormadan ve hiçbir şey işitmeden kalmak, kalabilmek ne saadet!
Fakat mümkün mü? S:15
Sabahları uyandınız mı bulunduğunuz yerden, denize bir kamış uzatmak suretiyle balık avında gönül avutuyorsunuz. Istakoz için atılmış sepetler muayene olunuyor, yahut bahçede güller budanıyor.
Sonra sıcak bastı mı hemen içeri giriyorsunuz, aşağıda geniş mermer taşlığa bir masa kurulmuş, taze balıklar tavadan yeni çıkmış, rayihası ciğerlerinizi dolduruyor. İştiha ile yiyorsunuz. Kahve, sigara ve uyku... Şimdi arka odada, güneş görmeyen taraftasınız, Boğaz’dan kopan ve denizlerde serinlenen bir rüzgâr yan pencereden içeri giriyor ve cibinliğinizi hafif hafif şişiriyor, deliksiz uyuyorsunuz.
Bunu müteakip kayıkhaneye iniyor ve denize giriyorsunuz. İşte bence yazın ideal olan ömür budur."
-Refik Halid Karay-
Türk toplumunun geçirdiği sosyal değişimleri ve modernleşmenin insanlar üzerindeki yansımalarını ele alır.Anlatım: Yazar, gözlemlerini zengin Türkçesi ve ironik bir dille kaynaştırır.
Okuyucuya keyifli bir sohbet ortamı sunarak birbirinden farklı karakterleri ve çevreleri tanıtır.
"Kendimi bugün bayram sabahında uyanmış sekiz yaşında bir bebeğe benzetiyorum: Ruhum o derece hafif, çehrem o kadar gül renkli..."s:29
William Shakespeare'den Güller Savaşı'nı tiyatro şeklinde okumak güzeldi. William Shakespeare kendi yazım tarzı ile bize bu konuyu güzelce anlatıyor. Güzel bir tiyatro kitabıydı. Tavsiye ederim.
III. RichardWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20131,479 okunma