Puan vermedi·87 syf.··
2023 28. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mart 2023 18:49
Kitap üç öyküden oluşuyor. Bunlar: Yürek Dede İle Padişah, Hz.Süleymanla Kirpi, Köyümüze Yağdı Karlar. Kitap, etkileyiciydi okumanızı tavsiye ederim. Kısaca öykülere değinmek istiyorum. Yürek Dede İle Padişah Yürek dede ve Ayşe nine gibi insanlar var mı diye düşünüyorsunuz kitabı okurken. İki eş birbirlerine öyle saygılı sevgili ki hayran kaldım. Sevdiği kadına: Cankuşum, dünya ortağım diye konuşuyor Yürek dede. Aşkın en saf halini gördüm onlarda. İkiside birbirinden merhametli insanlar. Kendi yiyecekleri az ama misafir geldi diye devrelerini kesecekler kadar cömertler. Yürek dede isminin hakkını veriyor o kadar yürekli ki konuşmasıyla insanı değerli olduğunu hissettiriyor. Hz. Süleymanla Kirpi Hz. Süleyman bir gün çeşmenin yanında bir kirpiden yüzünü silmek için yumuşak bir şey ister. Kirpide kendi yavrusunu getirir. Hz. Süleymanda hiç olur mu bununla el yüz kurulamak, diye sorar. Kirpide: "Ey Allah’ın Nebisi der, bundan daha sevgili ve daha yumuşak bir şey yok benim için der." Anne kirpinin yüreğindeki merhamet ne kadar büyük dimi yavrusu ona dikenli gelmiyor. Yüreğindeki yumuşacık sevgi ile yavrusunu seviyor. Bu hikayede ki bir alıntı beni benden aldı. "Merhamet olmasaydı, hayat da olmazdı." diye. Yüreklere merhamet ekelim ki, umut tohumları biçilsin. Köyümüze Yağdı Karlar Isınma sorunu yaşayan köylüler imamın bir oyunu ile camiye gelirler. Allah'a odun ile dua ettiklerinde, dışarda oduncularla karşılaşılarlar. Tabi imamın onları camiye nasıl getirdiği konusu gülümseticiydi.
İnceleme
Yürekdede ile PadişahCahit Zarifoğlu · Beyan Yayınları · 20152,716 okunma
“Hayat, ölüme karşı vaktinden önce bir tepki sadece.”
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2022 156. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 24 Kasım 2022 01:42
Limon, Çinlilere göre ölümün simgesiymiş dostlar. Ölüme yüz buruşturmak akıllıca gelmiş olmalı. Bu Limon Masası da bir restoranda, oturulduğunda ölümden konuşmanın zorunlu hale geldiği bir masaymış. Anlaşılacağı üzere yaşlanma, ölüm ve onun tam karşısında bizim oturduğumuz sandalyeyle ilgili öyküler bunlar..Ama korkmayın, kasvetli değil. Çünkü Barnes, tanıdığım en soğukkanlı yazar, ve bu kadar kasvetli bir meseleyi böyle canlı işleyebilecek, her ele aldığı karakteri kendi şahsına münhasır kılabilecek sayılı yazardan biri. Yaşlı bir kadından kendine mektuplar yazıp kendi kitaplarını alaya alan bir adam bu Barnes. Kendisiyle dalga geçme rahatlığındaki bir adamdan, öykülerine konuk ettiği yaşlı insancıklara sevimli bir yüz ifadesi ve inceltilmiş bir sesle, efendim azıcık ihtimamla yaklaşmasını bekleyemezsiniz. O yüzden, bu adamın ağzı bozukluğuna, yaşlıları çırılçıplak soyup buruşuk bedenlerini gözümüze sokmasına ‘geç’ diyorsunuz. Yaşlı hikayeleri üstüne azıcık hüzün serpiştirilmiş tatlış öykülerdir beklentisini de iç cebe kaldırıyorsunuz mecbur. Çünkü prezervatifini üstünde unutan yaşlı adamla, “Bill otuz yıl boyunca başka bir kadına hiç bakmadı." cümlesini sürekli tekrar eden dul kadının arasındaki o küçük köprüyü fark ediyorsunuz. Kuşkusuz, bunlar öyle koca koca sellere göğüs geren devasa köprüler değil. Ama hayata dair konuşurken devasa şeyler çok yüzeyde kalmıyor mu zaten? Ve küçük şeyler, küçük olmaktan aldıkları hakla daha derine inmiyor mu? Edebiyatta küçük şeylerin hükümranlığına yol açıp ‘ben zaten ekşi de severim ki, anlat Barnes’ diyorsunuz. E hadi o zaman, biraz limon sıkalım..Hayatta hep bir niyet ve duygu eşitsizliği varken aşkın mutluluğa götürdüğü fantezisine biraz, biraz da zamanın her acıyı iyileştirdiği safsatasına.. Şimdi de tuz biber ekelim; hayatın
Edebiyat
Limon MasasıJulian Barnes · Ayrıntı Yayınları · 200696 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·160 syf.·
2022 55. kitabı
Merhaba sevgili okur @dr.ferhataslann ın özenle kaleme aldığı @nesilyayinlari nin yayımladığı #mutlueşlerinelkitabı adlı eserin yorumu ile karşınızdayım. Her aile küçük bir devlettir. Devlet ise büyük bir aile. Eşler aileyi ayakta tutacak iki direktir. Önce eş olunur, sonra anne baba. Eş olmayı beceremeyenler anne baba olmayı becerebilir mi dersin? Şahsi çıkarlar, bencil hazlar, kişisel öncelikler, egolar, inatlar, hırslar, anlamsız beklentiler öne çıkmaya başladığında “Biz” olan aile kurumu geride kalır, ihmale uğrar ve dağılır. Büyük küçük her sorunda, birbirleriyle sürekli çekişip didişen eşler, zamanla saygı kredilerini tüketir ve birbirlerine karşı değersizleşmeye başlarlar. En önemli kredimiz olan kişilik kaybı yaşar ve saygı biter. “Ne konuşacağını düşündüğün kadar, nasıl konuşacağını da düşünmeyi unutmamaktır olgunluk.” Herkes her aile sorun yaşar. Zaman zaman yaşanan sorunlar ise, içinde bulunduğunuz, ama zamanla ülfet ettiğiniz mutlu ortamın, sevginin ve huzurun kıymetini hatırlatır. Ufak tefek sorunlar birer hatırlatıcı görev yaparak, şükretmemize, mutluluğu fark etmemize sebep olur. Baskın buyurgan ve yönlendirici kadınların eşleri genellikle ya savaşır, ya sıvışır, ya da siner. Halbuki bunlar yerine herkes muhatabını olduğu gibi kabul edip ve ona göre değer verip anlamaya çalışsa, sorun ortadan kalkar. Çünkü bizi huzursuz eden ve aile ortamını yaşanmaz kılan şey, sorunun büyüklüğü değil, verdiğimiz yanlış tepkilerdir. Yüce Allah (c.c.), Firavun gibi bir adama tesir etmenin, şirk gibi bir hatayı düzeltmenin veya en azından zararsız hale getirmenin yumuşak bir dil kullanmaktan geçtiğini Hz. Musa’ ya şu ayeti kerime ile açıklıyor; “Git onunla yumuşak bir dille konuş. Belki aklını başına alır veyahut çekinir.” (Taha Suresi 44. ) Bu ayet tüm
Evlilik
Mutlu Eşlerin El KitabıFerhat Aslan · Nesil Yayınları · 2022166 okunma
10/10
·272 syf.··
2019 15. kitabı
çoğu zaman bitkilerin insan ve diğer canlılardan daha fazla yaşam hakkına sahip olduklarını düşünmüşümdür. çünkü tüm dünyada yaşam döngüsünün en temelini oluşturan yapı taşı bitkilerdir. en kısa tanımla bitkiler olmadan canlıları hayatta tutan oksijende olmayacaktır. bunun yanı sıra karnımızı doyurmak, giyinmek, barınmak, tedavi olmak (alternatif tıp) gibi daha birçok gereksinim için kullanılan bitkiler, insanların gençleşme ve ölümsüzlük gibi arayışlarının da kaynağını oluşturmuştur. örneğin 4500 yaşında ki ağaçların (taxus baccata (adi porsuk) ) ve buna benzer uzun yıllar yaşayan bitki türlerinin varlığı bu arayışı tetiklemiştir. bütün bunların keşfine neden olan insanoğlu teknolojinin ilerlemesi, hızlı sanayileşme, daha fazla merak daha fazla para hırsı vb. nedenlerle bir zamanlar mucize olarak gördüğü bitki dünyasına hükmetme arzusu ile bu mucizenin sonunu hazırlamaya başlamıştır. temelde mükemmel olan bu sistemi korumak ve devamını sağlamak yerine ona sahip olmak ve yönetmek için gen kaynaklarıyla oynamış türlerin yok olmasına sebep olmuş ve en önemlisi de bunu umursamaz hale gelmiştir. kısaca bu mükemmel oluşumu küçümsemişlerdir. insanlar tarafından bitkilerin küçümsenmesi ise üzerinde durulması gereken diğer bir meseledir. bitkiler fotosentez sayesinde atmosferdeki karbondioksiti ve ısıyı alarak besin üretirler, oksijen açığa çıkarırlar ve dengeyi sağlarlar. atmosferdeki oksijen miktarının korunması için de başka bir doğal kaynak yoktur. bu yüzden tüm canlı sistemlerdeki dengelerin korunması için bitkilerin varlığı şarttır. bu mükemmel sentezin hayati önem taşıyan bir diğer ürünü de canlıların besin kaynaklarıdır. fotosentez sonucunda ortaya çıkan bu besin kaynakları "karbonhidratlar" olarak adlandırılır. glikoz, nişasta, selüloz ve sakkaroz karbonhidratların en
Ağaçların Gizli YaşamıPeter Wohlleben · Kitap Kurdu Yayınevi · 2018869 okunma
öğrenilmiş çaresizlik
9/10
·504 syf.··
2019 7. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2019 23:19
Gıda sektörü ile bize ne yedirdiklerini, ne içirdiklerini bildik öğrendik. Fakat ne değişecek hayatımızda? Şehrin göbeğinde, apartman dairesinde, sütü marketten değil de gidip inekten mi sağacağız?. Belki kırsal kesimde yaşayan insanlar bir nebze de olsun doğal kendi yaptıkları, yetiştirdiklerini yiyebilirler ya kentlerdekiler? Aslında bu sadece gıda terörü de değil çok yönlü bir deprem etkisi. Biz konum ve bölge olarak tarım ülkesiyiz. Fakat çiftçilik sektörü öldü. Yerli, tohumlar hibrit tohumlara yenildi. Köylü, çiftçi ise, endüstriyel sanayiye yenildi. Toprağı ekelim desek artık dededen, atadan kalan tohumluk bulmak zor. Hadi güç bela bulduk diyelim. Bu defada küresel tarım şirketlerinin ürettiği kimyasallar, tohumlar nedeniyle toprağımız öldü. Her hasatta toprak anayı azar azar öldürdük, öldürüyoruz. Osmanlıdan kalan dış borç meselesi en son 1954 yılında bitti. Sonrasında ise, tarım politikaları vb. konularda verilen tarım imtiyazları ile ülke yeniden yabancı sermaye dümenine girdi. Bir anlamda dünün kapitülasyon prangalarını yeniden ayağımıza geçirdik... Toprak öldü millet aç ne yesin bu millet. E hadi işlenmiş gıdaları yiyelim bari. Marketler gırla dolu, birde ucuz. Yoksul için ne olsun bundan iyisi Şam’da kaysı! Peki, hiç okuyor muyuz aldığımız püskevit’in içinde ne var, ya kalıp kalıp beyaz peynirin içerisinde, şarküteri çeşitlerinin içinde. Okumuyoruz çünkü alırken önceliğimiz ucuz olması. Zehir ektiler tarlaya onu biçiyoruz. Genetiği değiştirilmiş ürünleri sofralarımızın başköşesinde ağırlıyoruz. Bir tek ekili dikili alanda değil bu GDO. Bu işin içinde ahırımızın gülü sarı kızda var benekli de. Yerli hayvanlar az verim sağlıyor diye Hollanda’dan İnek getirdik. Bu hayvan fazla süt veriyor ama nasıl veriyor. Merak etmiyoruz. Süt gelsin de… Yerli
Sağlık
Saklı SeçilmişlerSoner Yalçın · Kırmızı Kedi · 20183,382 okunma