Hiç dikkat ettiniz mi, en yakınlarına kötü davranan insanlar başkalarına karşı oldukça sevecen ve yardımseverdirler. "Ele iyi" diye bir laf vardır bizim toplumda. Size tokat atan baba, karşı komşunun çocuğunu sever; bir kere yüzünüze gülmeyen anne markette gördüğü çocuğu öpücüklere boğar.
“Öyleyse görevimiz, hayatımızı olabildiğince uzatmaya çalışmak değil, bunun yerine her günü, son günümüz olabileceğini unutmadan keyifle ve dolu dolu yaşamaktır.”
Geçmiş kuşakların ustası gönlünü vererek yarattığı üründen ötürü gurur duyar, sanatını yakın ilişki içinde bulunduğu çırağına en az birkaç yıllık bir sürede öğretir, bireyleşmiş olmaktan ötürü kendine saygı duyardı. Günümüz çalışanıysa, sistemi oluşturan mozaiğin yalnızca çok küçük bir parçası. Üstelik çoğu kez sistemin bütününden ya da sistem içerisindeki yerinden de haberdar değil. Bireyin sistem içerisindeki yerini hiçe indirgeyen böylesi bir dünyanın insanda yarattığı kopukluk bazen davranış bozukluklarına neden olmaktadır. Aslında çağdaş toplumların en önemli ruh sağlığı sorunu da budur!
Eğitimin okul dışında gerçekleşemeyeceği algısı modern bireyin iliklerine kadar işlemiş olduğundan günümüzde şahsi terbiye imkânı da gözümüze pek olası görünmez. Dolayısıyla şahsi terbiyenin devre dışı bırakıldığı günümüz dünyasında salt okul talimi ile ancak müesses düzenin görmeyi arzuladığı tipolojiye muvafık dimağlar yetiştirilir.