Kuşçubaşı Halifesi Kuyruklu Rıza Çelebi'nin Kitabü'l İber başlıklı manzum eserinde anlattıkları
doğruysa, bedene hayat veren şeyin teneffüs edilen hava olduğu fikrini ilk kez, kadim zamanların
meşhur hekimi Câlinus, nâmı diğer Galen ortaya atmıştı. Bu hekime göre ruhun bulunduğu yer kalbin
sol karıncığıydı. Akciğerlere giren hava, damarlar yoluyla kalbe gelip ruhu besliyor ve oradan da
atardamarlar yoluyla tüm bedene yayılıyordu. Fakat Kuyruklu Rıza Çelebi'nin dediğine göre 'rıh' ya
da 'ruh' Arapça'da aynı zamanda 'rüzgâr' anlamına da gelmekteydi. Ruh nasıl ki bir bedeni hareket
ettirebiliyorsa,
'rıh' ya da rüzgâr da bir kalyonu süren yegâne güçtü. Amat'a o güzelim baş figürünün
takıldığı günün akşamı Süleyman Reis de işte bu konuda kafa yoruyordu. Görünüşe bakılırsa ölüm,
ruhun bedenden ayrılmasıydı. Ama İbni Meymun, günahkârlar için ölümün mutlak bir son olduğunu
yazmaktaydı. Bu fazlasıyla yürek paralayıcı bir durumdu. Kırbaç Süleyman'ın 'var olmaya' yönelik
aşırı iştahı yine nüksetmişti. Bu o kadar kuvvetli bir ihtirastı ki, cehennemin ateşinde yanmayı bile
mutlak bir yok oluşa tercih ederdi.