Bundan sonra uykum çok ağır olursa sabah saatleri bu kitapla başlamayı düşünüyorum. Yahu arkadaş daha sabah 6’da bir insan tüm uykusuzluğunu atar mı? O ne muazzam “GÖK” girişidir öyle.
Kitabımızın içeriği oldukça güzel ve sürükleyici. Tabi benim tarih kitaplarını artık derin derin araştırarak okumam bir ROMAN bile olsa bana etki etmiyor. Burada Yaratılış ve Türeyiş destanları anlatılıyor. Görgü Ata ve Sagan (sonradan Kam Sagan) üzerinden giden bir hikâyemiz var.
Burada tarihin hikâyeleştirilmesi ve Yoğ (Yuğ) Töreni, Yoğ (Yuğ) Aşı gibi şeyler öğreniyoruz. Sadece bu mu? Hayır. Mesela ‘Yağmur’ için: Gök’ün ışıklı gücünün yere inmesi ve çok kişinin öldüğü diye devam eden süslü bir anlatım da mevcut. Bu tarz yazıları salt tarih kitaplarında göremiyoruz ve bu tarz uydurma değil de gerçek tarihin harmanlandığı öykülerde bunlarla karşılaşmak insanı güzel hissettiriyor.
Diğer hikâyemizde ise Göç Destanı anlatılıyor. Bu sefer de Turak adında bir çocuk var ileride savaşçı olacağını ve şaman olamayacağını Bulduk Ata’dan öğrenen. Tabi amaç burada hikâye tadında destanı anlatmak ve faydalı oldu mu derseniz, kesinlikle. Bir destanın nasıl yaşanmışlıkla bir araya geldiğini anlıyorsunuz. Heh tabi kitabın ortasına geldik artık benim eleştiri zamanım geldi demektir.
Öncelikle Göktürk Devleti ve sonra gelen diğer sülale Uygurlar konu edinilmiş. Bu sıralamada oldukça güzel tabi. Ancak burada özellikle Uygur Efsanesi olan Hulin Dağı ağacının biliyorsunuzdur hikâyesini. Yazarımız bunu harika harmanlamış. Gerçekten ağzım açık okudum buraya yaptığını. Hatta ağaçtan çıkan 5 çocuğa isim vermesi (Bögü Tigin, Us Tigin, Türek Tigin, Kutur Tigin, Sungur Tigin) falan da çok güzeldi. Peki, Sadık kardeşim, hani eleştiri? Gelelim oraya. Sayfa 139’da bu doğan çocuklar için baştan 3. paragrafta en