Peer: Bir tek şey soracağım. Ne demek bu "kendin olmak"?. Dökmeci: Ne komik çıktı senin ağzından bu soru. Peer: Hadi uzatma, sen bana cevap ver. Dökmeci: Kendin olmak demek, kendini imha etmek te- mektir. Anladın mı? Anlamadın.
Sayfa 422·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hadi buyrun bakalim yazin ne partiler varmis :-))
Malum kutlama çağındayız, her şeye bir helyumlu balon, bir yaş pasta, bir isim yazdırma merakımız doruklarda. #herşeyebirparti sloganıyla yaşamayanı mutlu saymıyorlar artık. Ve sosyal medyada bol fotoğraf paylaşmayanı da.
Mumyaların bulunduğu odaya girebilmek için, duvarları firavun mezarlarından getirilmiş taşlarla döşeli çok dar bir geçitten geçmek zorundaydınız. Oldukça ürkütücü bir yerdi, bu iki uyanığın da bu işten pek hoşlanmadıklarını anlıyordunuz. Felaket sokulmuşlardı bana, hiç konuşmayan çocuk resmen koluma yapışmıştı. "Hadi, gidelim,' dedi ağabeyine. "Ben zaten görmüştüm. Hadi, hey!" Döndü ve sıvıştı. "Ödü koptu valla,' dedi ağabeyi. "Hoşça kal!" O da sıvıştı.
Ne menem bir şey şu merak? Yaşamamız bakımından hiçmi hiç önem taşımayan; zorunluluğu, yararca getirisi bulunmayan; sırf öğrenme, bilgilenme ihtirasını tatmine yönelik, şiddetli, karşı konmaz bir iştiyâk. Bahse konu kılmış olduğum zâtı anlama bâbından şöyle bir düşünce denemesine girişsek: Bizden biri çıkmış olup da, ne bileyim, Güney Amerikanın Bolivyasında, Paraguayında, Perusunda Aymara ile Keçuva dillerini ve bunları konuşan halkları merak edip irdelemiş; Asyada, sözgelişi Buhutanla ilgilenmiş; hadi, Buhutandan, Aymaradan geçtik de, hiç olmazsa, eski (Göktürk ile Uygur) tarihimizi, dilimizi merak edip incelemiş olsa?.. İki bin yıla yakın tarihimizde merak sâikiyle yollara revân olmuş kaç gezginimiz, kâşifimiz ile mucidimizi sayabiliriz? Cahilliğim mazur görüle; aklıma Evliyâ Çelebimiz dışında kimse gelmiyor. Merak, beşerlikte çakılıkalmış gelişigüzel adama değil, aklın doğrudan beslediği, yönetip yönlendirdiği, yönettiği tutku mesâbesinde üstüninsana mahsüs duygudur. Bunun akılla arkalanmamış, salt duygu düzeyinde kalmış çeşidi tecessüstür. Merak nice yüce ve soylu duyguysa, tecessüs de onca bayağı, hayvani-beşeri duygusallıklardandır. Sokak kapısı önünde toplaşıp çene çalan mahalle kadınları ile semt kahvânesinde tavlaya zar atan erkeklerin dedikodularına malzeme sağlar kaynaktır.
1000Kitap
"Gözünde asla korku görmüyorum, neye güveniyorsun böyle?" Tek bir sesle, Allah'ın emrine," dediğimde ona doğru baktım, "Allah'ın emri açık ve nettir. Zalime boyun etmeyeceksin. Biz kâfirlere boyun eğmeyiz!" Bir adım daha ilerledim. "Müslüman olduğum için medreseme saygısızca ayak basıyorsun," diye kükrediğimde elimin tersiyle omzuna vurdum. "Be edepsiz, sen kendini ne sanıyorsun?" Öfkeli gözleri önce elime, ardından vurduğum omzuna kaydı. sert bir homurtuyla, "Ölüm kokusunu mu aldın?" dedi. "Bu cesaret gösterini bana neden sunuyorsun?" "Üç kuruşluk adamlara boyun eğecek insanlar mıyız? Hadi beni öldürdün diyelim, hadi buradan sağ çıktın diyelim, Türk halkı seni buradan sağ çıkarır mı? Buradaki adamlar beni sana yedirir mi?"
Sayfa 506·Kitabı okuyor