Bu kitabı bitirince, adının tam olarak “Yaşamak” olmasının hakkını verdiğini düşündüm.
Kitap kahramanımız Fugui için hayatından gidenler, kayıplar olmasına, yaşamın tüm zorluğuna rağmen bir mecburiyetti yaşamak.
Başa gelen zor durum karşısında aile sevgisi (anne) ve desteği (baba) daha ilk sayfalarda beni etkileyen bir durumdu.
Kitabın anlatıldığı dönem dilimi olaylar açısından o kadar yoğun ki (savaş, iç savaş, yokluk, zulüm, komünizm) bir de karakterin hayatına birçok olay eklenince eser zaten bu anlatımı sunmakla zenginleşmiş oluyor. Yazarın popülerleşmek için harici bir şeye ihtiyaç duymadığını, o yoğun yaşam örgüsü ile kitabın etkili ve unutulmaz olmasına yettiğini görüyoruz:
Aslında yaşananların anlatımı hızlı geçişlere sahip, hatta art arda gelişen hadiseler bazen aceleyle aralara serpiştirilmişti.
Kitapta peş peşe o kadar çok yıkım var ki bir noktadan sonra okur olarak“artık ne hissedeceğimizi” şaşırıyor, buna rağmen Fugui’nin sakin ve düz anlatıma şahit oluyoruz. Özellikle yaşlılık dönemindeki anlatısında, duygularını cümlelerle değil, kabullenmişlik ve dayanma haliyle, yaşama devam etme mecburiyeti ile veriyor. İlk başta karakterin davranış bozukluklarına duyduğumuz kin Bu hissizlik ile karakterle aramıza mesafe koymaya devam ediyor, bu yüzden biraz daha edebi derinlik ve duygusallık katılsaydı, belki daha uzun ve etkili bir eser olabilirdi, dediğim gibi bu hali ile de popüleriteyi topladı.
Aslında oldukça dokunaklı bir kitap; fakat yer yer o duygunun içinde biraz daha kalınabilir, karakterlerin hisleri daha içten görülebilirdi.
Spoiler duyulsa bile rahatlıkla okunabilecek bir kitap çünkü olayları bilmek ya da duymak süreçte iken okurun o an hissettikleri ve düşünceleriyle önce anlam kazanıp sonra bütünleşiyor. Bunu henüz 70.sayfada iken kitap kulubü