18 yüzyılın sonlarında Saint-Domingue, Fransız İmparatorluğu'nun "Antillerin İncisi" olarak adlandırılan en değerli sömürgesiydi. Bu bölge Fransız ekomisinin küresel ölçekteki can damarıydı. 1790'ların başında 8.000 plantasyona sahip olan bölge, Avrupa'nın toplam şeker ihtiyacının %40'ını ve kahve ihtiyacının %60'ını tek başına karşılıyor, Fransa'nın denizaşırı ticaret hacminin %40'ını oluşturuyordu. Bu devasa yapı yıllık 180 milyonluk bir gelir üreterek Fransız liman kentlerini (Bordeaux, Nantes, Le Havre) ihya ediyordu.
Ancak Toussaint l'Ouverture önderliğindeki köle ayaklanması, 1801 yılına gelindiğinde üretimi dramatik şekilde düşürmüştü. Napoléon Bonaparte, bu ekonomik kaybı telafi etmek ve bölgeyi Batı Yarımküre'de kurulacak yeni bir Fransız İmparatorluğu için stratejik bir sıçrama tahtası olarak kullanmak amacıyla Ocak 1802'de General Leclerc komutasındaki orduyu adaya gönderdi. Görünürde "özgürlük" vaat edilse de Napoléon’un gizli planı; stratejik noktaların işgali, muhaliflerin tutuklanması ve son aşamada köleliğin yeniden tesisi üzerine kuruluydu.
Savaş, tarihin gördüğü en kanlı çatışmalardan birine dönüştü. Fransızlar, gemilerde kükürt kullanarak ilkel gaz odaları inşa ederken; Toussaint l'Ouverture ve birlikleri, Fransızların kaynaklarını yok etmeye dayalı amansız bir gayrinizami harp yürüttü. Karizmatik lider l'Ouverture, teslim olmasına rağmen hileyle kaçırılarak Fransa'ya gönderildi ve Nisan 1803'te Kara Spartaküs Toussaint I'Ouverture Jura dağlarında yer alan Joux kalesinde zatürreden yaşamını yitirdi.
Fransız ordusu için asıl felaket, sarı humma salgını oldu. General Leclerc dahil on binlerce asker hastalıktan dolayı hayatını kaybetti. Toplamda 350.000 Saint-Dominguelinin öldüğü bu süreç, Napoléon’un Batı’daki imparatorluk düşlerini suya düşürdü ve