Kübra A., Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu'yu inceledi.
 17 Mar 18:43 · Kitabı okudu · 93 günde · 8/10 puan

GÖVDE GÖSTERİSİ
Bu incelemeyi (?) daha çok kitabı okuyan ve yarım bırakan arkadaşlar için yazıyorum. Sürprizbozan içerebilir demek istiyorum ama hangi sürprizi bozabiliriz ki diye diyemiyorum. Yani okumamak size kalmış. Bu kitap gibi, daha az kişiyi hedef alarak kaleme alıyorum. Murat Sezgin'in #27798378'in incelemesini de okursanız da kitap açısından daha yardımcı olucaktır.

Post modern edebiyat... Nedir bu? Bunu anlayabildiğimizde ki bu bile oldukça zor -bence- bu türdeki okumaların amacı ve sonucu daha anlamlı bir yere gelir. İnternette bu konuda yaptığım araştırmalar neticesinde kopyala yapıştırla, post modern edebiyatı biraz daha anlama kavuşturmaya çalışacağım. -Umarım.-
1)''Postmodern yazın, modern anlayıştan farklı olarak öz ve biçimde yeni bir yaklaşımı beraberinde getirmiştir. Buna göre tür ayrımı ortadan kalkmıştır. Modern yapıtta yorumlanabilirlik sınırlandırıldığı halde, postmodern yapıtta okuyucu, okuduğu sırada metni yeniden yazma durumuna geçer. Modernlikte yapıt anlamlılık taşımaktayken, postmodern yapıt söz söyleme sanatıyla (retorik) bezenmiştir. Dil oyunlarına geniş yer verme ve zaman-yer bütünlüğünden uzaklaşma görülür. Postmodern yazında konu bağlarında geriye dönüşler vardır. Daha önce yazılmış metinlerden yola çıkarak yeni metinler üretilir. Hem sorgulama, hem de yanıt arama bir arada görülür.''
Calvino ne yapmıştır peki? Daha önce yazılmış metinleri kendisi yazmıştır. 10 romanın ilk bölümleri, bunun örneğidir.

2)''Modernizm, nesnelerin, varlıkların, durumların göründükleri gibi olmadıkları düşüncesine dayalıdır.'' Bütün bir kitap boyunca, sırtımızda kitaptan bir pelerin, soyut bir yerlerde gezerken, tam olarak bu özelliği hissediyoruz. Bu kitap öyle elime alayım hadi okuyayım denebilecek bir kitap değil. Tam olarak entelektüel insanların kalemi bir kitap.

3)''Klasik (geleneksel) roman; dış dünyayı, çevreyi ve toplumsal olanı önemser, dışa dönük bir özelliğe sahiptir. Modern roman ise içe dönüktür. Bireyin iç dünyasına, ruhuna, bilinçaltına eğilir.'' İkinci tekil şahıs kullanılarak yazılmış bu kitapta, size ne düşündüğünüzü ve düşüneceğinizi anlatan cümleler var. Karşı koyamadan okuyorken, birden karşı koyarken buluyorsunuz kendinizi.
Nedense geleneksel tavrı, bu modern dünyada biraz küçümseme içererek kullanırız. Ben, klasik olanı da modern olanı da tercih ederim. Bence klasik olan da sadece toplumsal yazılmıyor. Aklıma İnsancıklar ve Anna Karenina geldi. Bunlar bireyin hem içini hem dışını önemseyerek yazılmış klasik eserler. Ama bu kitap, tamamen içe dönük bir kitap. Post modernizm adına verilen örneklerin içinde zirve sanırım James Joyce'a ait. Ama onun da övdüğü biri var. İrlanda'lı yazar Flann O'Brien. Üçüncü Polis Bu kitaba nazaran okuması daha kolay bir kitap olduğunu düşünüyorum. Post modernizmden hoşlanan ve bununla ilgilenenlerin ıskalamaması gereken bir eserdir. Tavsiye ederim.

4)Bu madde için kopyala yapıştır yaptığım siteye nasıl bir minnet duydum, şu anda anlatamam. Çünkü ben de bilinçakışı var diyeceğim ama tam olarak Körleşme ya da Tutunamayanlar'daki gibi de değildi. Bu yüzden yazarsam ''Hadi canım!'' diyen olur diye vazgeçmiştim. Teşekkürler yazan kişi! :) Kendimle de övündüm böyle düşündüğüm için :) ''Öykülemede diyalog ve hikâye etme yerine bilinç akışını kullanır. Dolaşık ve karmaşık anlatım yöntemlerini dener. Simgelere, mitolojiye, efsanelere, mistisizme, nihilizme, fanteziye yönelir.'' BİLİNCİNİZ AKIYOOOOR. Calvino bu kitapta, zihnimizi bir muhallabi misali akışkan ama yeteri ısıyı bırakırsa donacağını bilen bir eminlikle oradan oraya akıtıyor.

Post modernizm ile ilgili bu kadar yazmak yeterli. Şimdi kendi notlarıma döneceğim. Aşağıya da yararlandığım sitenin linkini bırakacağım. Benim okuduğum tek site bu olmadı. Ama en güzeli. Siz de okumalısınız. Buradaki her madde bu kitabı daha anlaşılır kılıcak.
https://www.turkedebiyati.org/...modern-edebiyat.html

***

Kitap okurken not alıyorum. Bunu da bu siteden öğrendim. Hatta yanılmıyorsam Hakan S. abi bunu yazmıştı bir yere. O gün bu gündür, elimde bir cep ajandası okuduğum kitabın kankası olarak gezer, ben de yazdıkça yazarım ona. Bir kitabı okurken, düşündüğümüz binlerce şey var. Bunların bilincimizden öylece geçip gitmesine müsaade etmemeliyiz.

Kitapla ilgili 2 ayrı görüşüm olucak. İlki yarısına kadar düşündüklerim olucak. Bir noktaya kadar bilinçakışımsı tavrı sezdiğim ama kondurmakta emin olamadığım için ''Hah'' dedim, ''Yine, yeni, yeniden!'' Daha önce yazdıklarıma denk gelenler bilinçakışı tekniğini ne kadar sevdiğimi bilirler :)) Ben kaçtıkça o beni kovalıyor gibi bir durum... Neyse.. Açtım kitabı ilerlerken dedim ki; ''Ben bu tür kitapları sevmiyorum. Ne zaman başladı, ne anlattı, ne hayal ettirmek istedi, nereye sürüklemek istedi?'' Ayağı yere basmadan okumak gibi bu tür kitaplar. Bir şeyler havada. Birçok şey havada. Zihniniz havada. Ama.. Calvino yaa... Çok tatlı adam. İkiye Bölünen Vikont'u okumuştum. Bazı yerlerde çocuk kitabı diye geçiyor. Onlar nasıl çocuksa artık... Bu kitabı öneririm çok eğlenceli, akıcı, anlamlandırmakta kesinlikle zorlanmaycağınız ve konu olarak ilginç de bir kitap. Calvino ile böyle sempatik bir tanışma yaşayınca dedim ki ''Ben, bu yazarın en az 3-4 eserini daha okumalıyım. Çok beğendim.''

Calvino ilk yarıda beni zorlamadı. Aksine ne kadar kendimi Ay'da yürüyor gibi hissetsem de yap-boz misali geldi bu kitap. Sabırla, elime yap-boz parçaları gibi tutuşturduğu kelimeleri alıp, onları birleştireceğim ya da birleştimeyi umduğum zaman gelicek mi diye ilerledim. Kitapta altını çizdiğim çok fazla yer var. Alıntı paylaşmak çok yaptığım bir şey değil. Ama paylaşmaya kalksaydım, çok verimli bir kitaptı. Okuması zor bir eser olduğu için o altı çizili satırlara ancak dinç bir zihinle ulaşmak mümkündü. Bu yüzden 93 günde dura dinlene, sindire sindire okudum. Tabi kitap bittiğinde dahi vaaoov denecek satırlar beni bekliyormuş, tahmin etmedim. Kitap, bitince kendinize dondurma ısmarlamanız gereken bir kitap. Gidin doğru düzgün pastaneden alın, yürüyün az da bacaklarınız açılsın. Bu yangını ancak dondurma soğutur çünkü. Düşünürken başınızın fırına döndüğü çok olmuştur. O yüzden ''Beynim yandı.'' ifadesi vardır. :) Bu kitabı okurken, sık sık gökyüzüne baktım. Şehrin ışıklarının taarruz ettiği gökyüzüne, geceleri.. Belki bir yıldız görürüm dedim. Göremedim..

***
Calvino'nun kaleminde yer yer insana tebessüm ettiren bir yan var. Betimleme yaparken alıp başını gitmiyor. Eğlenceli, insanı allak bullak eden de bir yanı var. Tabi bu yorulmadan önce düşündüklerimdi.

Calvino, bu kitabıyla, edebiyat dünyasına GÖVDE GÖSTERİSİ yapmış, adeta meydan okumuştur. Kitaptaki 2 karakter, kitapçıdan bir kitap alırlar. İlk bölümden sonrası yoktur. Tekrardır. Bu, bu şekilde alınan her kitapta devam eder. Yarım kalan her roman, en heyecanlı yerinde kesilmiş ve okuyucuyu meraka düşürecek niteliktedir. Tam 10 kitap, 10 ilk bölüm içinde, ana bir romanın da bunların dışında şekillendiği bir kitap Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu Yazar diyor ki: ''10 tane roman yazarım. 10'unu da aynı anda yazarım. 10'unu da sağlam bir temele oturturum. 10'unda da öyle farklı karakterler ve isimler bulurum ki şaşakalırsınız.'' Bence puro falan da içiyor olabilir. Dumanlarını insanın yüzüne yüzüne keyifle üfleyip, gülümseyecek bir adam gibi geldi bana. :)

Bu türde bir kitabı bana 2 sene önce verseler okumazdım. Zihnin en azından sabretmeye hazır olması gerekiyor. Her zaman söylüyorum, çok farklı özelliklere sahip insanlarız. Bu tür bir kitap daha ziyade entelektüel okumalar yapanlara hitap ediyor diye de; bu, o kişilerin üstün özelliklerine işaret etmiyor. Aksine, yine hitap konusu bu. Şahsen ben böyle bir eser karşısında klasikçi bir yaklaşım benimseyenlerdenim. Post modernciler yerine Dostoyevski, Victor Hugo ve diğerleri bana daha çok hitap ediyor.

***
Gelelim ikinci görüşüme, kitap sy. 167'de başlayan 8. bölümün bir kısmından sonra artık tadını kaçırdı. Bence burdan itibaren zorlama bir şekle girmiş. 10 kısa roman var bu kitapta demek daha çekici gelmiş olmalı. Lakin okuyucu için 7. bölümden sonra yürünen yol, yol değil, çıkılan bir yokuş olmuş. Hele ki; ana romanın kendisi de son 4 yarım roman da iyice insanı sıkan, saçma sapan bir yere ulaşmış ki, artık okuyucunun yıldığı yerdir, bıktığı yerdir, vazgeçmek istediği demdir.

Kitabın sonuna geldiğimde ise... Şaşırdım itiraf ediyorum. Sürprizbozan geliyor: 10 hikayenin ismi birleşip, anlamlı bir cümle oluyor'u okumuştum ama bana yine de anlamlı gelmemişti. Meğer cümle 10'u ile bitmiyormuş. Calvinoooo. Seni seni. Ne oyuncu adamsın yahu. :)

Bir Kış Gecesi eğer bir yolcu; Malbork kasabasının dışında, sarp yamaçtan sarkarken, rüzgardan ve baş dönmesinden korkmadan gölgelerin yoğunlaştığı aşağıya bakarak birbirine bağlanan çizgilerin ağında, birbiriyle kesişen çizgiler ağında ay ışığıyla aydınlanan yapraklardan halının üstünde, boş bir mezarın çevresinde ''Oracıkta sonunu bekleyen öykü hangisi?'' diye, öyküyü dinleme sabırsızlığı içinde sorarsa.

İşte bütün mevzu buydu okuyucular. Ama mevzu neydi hala net bir cevap veremiyorum.

Editörlüğünü İkbal Vurucu ve Fırat Kargıoğlu'nun yaptığı bu kitap, içinde 12 tane röportajın bulunduğu bir derlemedir. Bu yazılara röportaj dememin sebebi, hepsine belirli birkaç sorunun sorulmuş olup cevaplarının bu şablonda verilmesindendir. Bu kişiler; Adnan İslamoğulları, Fırat Kargıoğlu, Hakan Boz, Hüseyin Raşit Yılmaz, İkbal Vurucu, Kubilay Kavak, Bahadırhan Dinçarslan, Mehmet Kaan Çalen, Mustafa Yiğit, Müjdat Öztürk, Ragıb Vural ve Servet Avcı'dır. Bu kişiler arasında 70-80'lerin jenerasyonundan olanlar da var, yeni nesil olanlar da. Fakat çoğunluğu genç insanlar. Kendilerine sorulan soruları da kısaca vermek isterim;

-Yeni nesil ülkücüler ile 70-80'lerin ülkücülerini birbirinden ayıran özellikler var mı?

- Yeni nesil ülkücüleri bu düşünceye çeken temel sebepler nelerdir?

- Yeni neslin takip ettiği kaynaklar neler? ve günümüz dünyasını nasıl takip ediyorlar?

- Ülkü Ocakları bir sivil toplum kuruluşu mudur yoksa MHP'nin gençlik kolları mıdır?

- Milliyetçi gruplar arasındaki ayrışmalar ve birleşme ihtimalleri

- Ülkücülük popüler kültür haline dönüşmüş müdür?

Bu sorulara verilen cevapların çoğunu tutarlı buldum. Fakat bu tarz çalışmalar, Ülkücülük konusuna ışık tutacak kapsamlı çalışmalar değildir ve bu konuda da halen girişim yapılmamıştır. Yeni neslin böyle bir çalışmayı yapabileceğini düşünüyorum. Türkiye'nin son 30-40 yılında çok sık adı geçen bir grubun hakkında bu kadar az resmi tanımlama olması dikkat çekicidir. Eldekilerin çoğu anılardan ve röportajlardan ibarettir.

Nuray Kirik, bir alıntı ekledi.
24 Eyl 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Derim devlet bilirim, boz toprağın üstünü;
Sağlam dalın üstünū, gür yaprağın üstünü...
Göğsümde gergin duran gürz çaprağın üstünü,

Kutsalımdan sayarım, yüklenirim al kılıç;
Dostuma gül bahçesi, düşmanıma dal-kılıç !

Kutalmışoğlu Süleymanşah Ululaması, Hakan İlhan Kurt (Sayfa 68)Kutalmışoğlu Süleymanşah Ululaması, Hakan İlhan Kurt (Sayfa 68)

Tarih,sadece ibret alınacak bir saha değil aynı zamanda kudret ve kuvvet alınacak bir mekteptir.Hal böyle iken aslını bilmeyen bir neslin tarihten bir kuvvet ve ibret alması mümkün olmayacaktır.İşte bu sebeble gelecek nesillere milli mensubiyet şuurunu aşılamanın en ideal yolu kendi öz tarihimizden sayfaları sunmak olacaktır.Bugün ahkam kesen avrupa ve amerikanın osmanlıya vergi ödediği ve varlığını osmanlıya borçlu oldugunu okuyarak belgelere dayalı olarak öğreneceğimiz bir eser olmuş,yer yer çok agır bir dil kullanılmış, ben atladım okunabilecek bir kitap sizlere keyifli okumalar...

Sadık Cemre Kocak, Tarihi Değiştiren Mektuplar'ı inceledi.
05 Haz 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Yaptığım alıntılardan da anlaşıldığı üzere kitabı tabiri caizse sindire sindire okudum. Kitap çok başkaydı diyebilirim. Çok net bilgiler içeriyor, kaynakçaları var. Kaynakları hep ilk ağızdan veya olayı yaşayanların notlarından. En kötü diyebileceğimiz kaynağı dahi olayı yaşayanlarla yapılan röportajlar içeriyor.
Kesinlikle tavsiye edebilirim, tarih seven arkadaşların çok beğeneceğini düşünüyorum.

Sadık Cemre Kocak, bir alıntı ekledi.
05 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Atatürk'ün İttihatçı Önderler Hakkındaki Fikri ;
Ali Rıza Paşa Hükümeti kurulduktan sonra 9 Ekim 1919'da Harbiye Nazırı Cemal Paşa tarafından gönderilen bir telgrafla Mustafa Kemal'den Birinci Dünya Savaşına katılmanın doğru olup olmadığını ilan ederek ittihatçı önderleri suçlaması istenmişti. Mustafa Kemal bu mektupta da bildirdiği gibi {Ek Bilgidir Ben Ekliyorum (Mustafa Kemal Paşa'nın Talat Paşa'ya Cevap Mektubu, 29.11.1920 Tarihli)} bu isteğe karşı çıkmıştır. Bu isteğe karşı çıkarken de Birinci Dünya Savaşına katıldığımız konusundaki aşağıdaki çok ilginç ve gerçekçi analizi yapmıştır.
"Savaşa katılmamak elbette çok istenirdi ancak (bu) silahlı tarafsızlıkla ve Boğazların kapatılması ile sağlanabilirdi. Oysa ki vatanımızın coğrafi ve İstanbul'un stratejik durumu, Rusların, İtilaf devletleri yanında yer alması buna imkan vermediği gibi silahlı bir tarafsızlığı sağlayacak paramız, silahımız ve gerekli araçlarımız da yoktu. Şimdi savaşa girmekliğimizi bir cinayet saymak ve koca bir milleti dört beş kişinin elinde oyuncak gibi göstermek bir fayda sağlamayacağı gibi, Klemanso'nun Ferit Paşa'ya verdiği hakaret dolu cevabın tekrarlanmasına neden olabilir."
Mahmut Goloğlu, Sivas Kongresi, Ankara 1969, s. 168-169

Tarihi Değiştiren Mektuplar, Hakan Boz (Sayfa 237)Tarihi Değiştiren Mektuplar, Hakan Boz (Sayfa 237)
Sadık Cemre Kocak, bir alıntı ekledi.
05 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Einstein'in Atatürk'e Yazdığı Mektup
Albert Einstein'in 73 seneden bu yana arşivimizde durmasına rağmen kimsenin fark etmediği bu mektubunu bulma şerefi Mesut Ilgım'a ait. Uzun seneler devam eden profesyonel yöneticilik faaliyetinden sonra emeklilik günlerini araştırmacılıkla geçiren Mesut Bey, şimdi Hitler'den kaçarak İstanbul'a gelen profesörlerden olan maliyeci Fritz Neumark'ın Türkiye günlerini anlattığı "Boğaziçine Sığınanlar" isimli eserini Almanca'dan Türkçe'ye çevirmekle meşgul. Mesut Ilgım, Einstein'in mektubunu daha önce de yayınlanan ama az sayıda basılan bu hatıralardan hareketle, geniş bir araştırma yapmaya başladığı sırada bulmuş.
Einstein, Atatürk'ün davetini bir Türk bilim adamına açıklamıştır.
Albert Einstein ile görüşen az sayıdaki Türk bilim adamlarından biri, İstanbul Teknik Üniversitesinin elektrik-elektronik bölümünün emekli hocalarından olan Profesör Doktor Münir Ülgür idi. Profesör Ülgür, Einstein ile 1949 yılında, Birleşik Amerika'daki Princeton Üniversitesinde bir araya gelmişti.
Profesör Münir Ülgür, Cumhuriyet Gazetesinin Bilim Teknoloji Dergisine geçtiğimiz günlerde verdiği mülakatta, Einstein'in 1933 yılındaki Üniversite Reformu sırasında Atatürk tarafından Türkiye'ye davet edildiğini söylediğini anlatmıştı. Einstein, bundan 57 sene önceki görüşme sırasında Ülgür'e ; "BİLİYOR MUSUNUZ DÜNYANIN EN BÜYÜK LİDERİNE SAHİPSİNİZ" demiş. ve daveti kabul etmesinin sebebini de 'imkanlar çok fazla olduğu için burayı tercih ettim' sözleriyle açıklamıştı.
'Ben sadık hizmetkarınız Profesör Albert Einstein'
'ekselansları,
'OSE' Dünya Birliğinin şeref başkanı olarak, Almanya'dan 40 profesörle doktorun bilimsel çalışmalarına Türkiye'de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı siz ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler, Almanya'da halen yürürlükte olan yasalar nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları taktirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler.
Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda başvuru arasından seçilmişlerdir. Bu ilim adamları, bir yıl müddetle, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde bir yıl boyunca hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler.
Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkemize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etme cüretini buluyorum.
Ekselanslarının sadık hizmetkarı olmaktan şeref duyan,
Profesör Albert Einstein.

Tarihi Değiştiren Mektuplar, Hakan Boz (Sayfa 186)Tarihi Değiştiren Mektuplar, Hakan Boz (Sayfa 186)
Sadık Cemre Kocak, bir alıntı ekledi.
05 Haz 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Başımızı öne eğdirmeyenlerin önünde eğilsin başlarımız !

Tarihi Değiştiren Mektuplar, Hakan Boz (Sayfa 143)Tarihi Değiştiren Mektuplar, Hakan Boz (Sayfa 143)