İnsan fıtratında bulunan kin, öfke, gazap, kıskançlık, haset, kibir gibi ilk bakışta olumsuz gibi görünen duyguları yok edip söndürmek değil, onları veriliş gayelerine göre kullanmak esastır. Mesela kibir, kendisine en çok benzeyen duygu olan izzete dönüştürülebilir. Kibri olan biri, benliğiyle övüneceğine bir başkasıyla veya başka bir meseleyle övünebilir. İslamiyet ile, Peygamberiyle, Rabbine kul olmakla övünebilir, övündüğünde kendisine zararı dokunmayacak pozitif şeyler bulup onlarla övünebilir.
Kıskançlık, kendisine en çok benzeyen duygu olan gıptaya dönüştürülebilir. İnsanların malını mülkünü değil de ilmini ve ibadetini kıskanmakla insan büyük bir sermaye elde etme yoluna girer. Makam mevki aşkı gibi ruhu körelten bir hastalık; manevi makamlara ait sevgilere; Cenab-ı Hakk'ın rızasını tahsil etme aşkına dönüştürülebilir. Olumsuz her duygunun olumlu kullanılacağı bir bağlam daima mevcuttur. İnsanın kendi hastalığını keşfetmesi ve onu yok etmek yerine doğru yere kanalize etmesi esastır.
İnsan fıtratında bulunan, hırs, öfke, haset ve inat gibi duygular insana eziyet olsun diye değil, bir hikmete, bir işleve, bir beklentiye binaen verilmiştir. İnsana verilen bu özellikler aynı zamanda onları kullanmak ve gerçekleştirmek için birer emirdir. Allah kulağı vermekle duymayı, gözü vermekle görmeyi, ayağı vermekle yürümeyi manen emretmiş olduğu gibi insana hırsın, öfkenin, hasedin ve inadın verilmesi de insandan bu minvalde bir şeyler istendiğini göstermektedir. İnsan, içindeki bu duygularla örülmüş düşmanlık potansiyelini yok etmeye çalışmamalı, ona hayati bir iş için verilmiş bu yetenekleri heba etmeden, onları veriliş gayelerine uygun kullanarak en kazançlı neticeleri elde etmeye bakmalıdır. Diğer yandan, insan benliğindeki bu güçlü duyguları yok etmeye karar