MUSA'YA AĞIT
kalbim ortadan ikiye yarıldı Musa, üstelik kaçmıyordum dövüşebilirdim önüme çıkan bütün firavunlarla üstüme hiç düşmeyen güneşin altında ışığına övgüler yağdırabilirdim etimi çiğneyen kedere söz hakkı düşmüyor bu diyarda savaşmak istemiyorum demek yasak karşı çıkmalı, reddetmeli ve nefretle dolmalıyım kalbim ortadan ikiye yarıldı Musa üstelik kaçmaya değil yakalamaya çalışıyordum konuşabilirdik firavunlarla, ortak bir yol bulabilirdim Peygamber'i bile hüzünlendiren bu dünya elbette bana yol açmıyor kalbimin tuzu yok Musa, yara kendi kendine iyileşmiyor gözümün yaşı yetmiyor bu ateşi söndürmeye artık yan yana yürüyebileceğimize olan inancımı kaybettim taş kesildim, dokunursan çatlarım sana bir ara heybemde taşıyıp hiçbir yere koyamadığım keder harçlıklarını anlatırım cebime lazım olur diyerek sıkıştırılmış nerede lazım olacağını hâlen öğrenemediklerimi Musa, kalbim tekrar nasıl birleşecek? bir şeyler yapmalıyım, çok konuşmalıyım belki nereden başlayacağımı bilmiyorum insan yitip giden şeylerin ardından başlangıcı nasıl buluyor muhakkak bir şeyler yapmalıyım görmeye çalışmaktan buğulandı gözlerim öfkeden değil, merhametten ağız dolusu bir küfrün içindeyim eve dönen otobüslerin camlarından ıslak gözlerle bakıyorum Musa, yoksun sırtımı yasladığım soğuk duvarlar beni artık tanımıyor ben şimdi seni düşünerek yazılmış üç beş cümleden başka bir şey değilim
Reklam
İnsan Kurban Edilmesi ve Sapkınlıklar
Bir zamanlar insanlar Tanrı’lara insan kurban ederlerdi.Ve belkide en çok sevdiklerini kurban ederlerdi.Bu kategoriye tüm ilkel dinler ve Roma dahildir buna imparator Tiberus’un kurban edilmesi de dahildir. (Roma’da da Tanrı’lara insan kurban edilmesi ve sapkın ilişkiler vardır.Fakat Tiberus gözü önünde genç erkek çocukların birbirleri ile cinsel ikişkiye girmesini ister,genç hür çocuklara zorla tecavüz etmesi ile Roma’da aşırıya geçen sapkınlıkları sebebiyle öldürülmüştür.Kudüs ve mabed yıkıldığında genç kadın ve genç erkek çocuklarının genelevlerine gönderildiğini biliyoruz.Geçmiş çağlarda insan kurban edilmesi ve sapkın ilişkilerin olduğunu biliyoruz.Güçlüler her zaman zayıfları her türlü kullanmışlardır.)Bugün bile dünyada eşitlik kavramı halen sağlanamazken Tanrı temsilcisi olduğunu iddia eden menzil şeyhi gibiler insanları kendilerine hizmetçi olarak kullanmaktadırlar.Cehaletin kurbanı insan dünyada ne zaman aydınlanacak.)
Sayfa 81
Papa, Saint Pierre`in vekilidir. Saint Pierre, havarilerden Şimon'dur ve Şimon, Hıristiyan inanışa göre Hz. İsa tarafından kilisenin başına tayin edilmiştir. Papa, Roma piskoposu olarak onun vekilidir. 10. ve 11. asırdan itibaren ve Protestanlık ortaya çıktıktan sonra bu hakimiyeti tartışılır hale gelse de, kendine inanan çevrelerde halen Tanrı'nın yeryüzündeki naibidir. Dahası bu niyabet bütün kiliselerin büyüklerine gider. Saint Pierre yanındaki en büyük organ kardinaller tarafindan oluşan "collegium" dur. Papa seçimini bu organ, Sistine Chapel'de yapar. Seçilen kişi belli olduktan sonra Oy pusulaları aynı yerde yakılır. Çıkan duman üzerine Hıristiyan dünyası "Habemus Papam", "Bir papamız var der ve bu ilan edilir. Böylelikle papa görevine başlamış olur ve kayd-ı hayat şartıyla devam eder. Papa o andan itibaren. 19. asırdaki bir kavgadan beri "infallable" yani "yanımazdır."
Sayfa 193·Kitabı okuyor
Johan Vilhelm Snellman
Özel öğretimin bu keyfiliğinin en çarpıcı kanıtı, çoğu ülkede halen şahısların spekülasyon ruhuna terk edilmiş olan modern kadın eğitimidir (fruntimmersuppfostran). Bu yaklaşım kadının terbiyesini aile dışına taşımakla kalmamış, onun öğretimini de aşırı bir yüzeyselliğin, gösterişin ve kibirin hizmetçisi haline getirmiştir. Bu sözde eğitim hakkında ne kadar olumsuz şey söylense azdır ve yasa koyucu buna karşı mücadele etmek için en güçlü şekilde göreve çağrılmalıdır. Bu yozlaşmış eğitim anlayışı, eğitimli sınıfların aile hayatını vuran ve devletteki çürümeyi başlatan en bereketli kaynaktır. Terbiye aileye, öğretim ise devlete aittir; her ikisinin de görevini yapmayıp bunu kişisel kazanç hırsına terk ettiği yerde, hem aile hem de devlet, üyelerinin ahlaki çöküşü şeklinde bu ihmalin meyvelerini toplamak zorunda kalır. Buradan şu da anlaşılmaktadır: Halk okullarındaki (folkskola) kamusal halk eğitimi, aile içindeki eğitim eksikliğini dolduran geçici bir ikame, hatta İsveç'teki ünlü bir yazar ve bilim insanının iddia ettiği gibi adeta "kötünün iyisi" zorunlu bir fenalık olarak görülmemelidir. Aksine, halk okullarının kurulması medeniyet yolunda devasa bir ilerlemedir; çünkü bu okullar vasıtasıyla çağın genel kültürü ulusun tüm sınıflarına nüfuz eder. Halk okulundaki öğretim çok fazla dersi kapsayamaz, ancak öğrencinin okulu bıraktıktan sonra kendi eğitimini kendisinin sürdürebilmesi için bilgiye karşı bir şevk ve arzu uyandırmaya odaklanmalıdır.
Felsefe
Reklam
Reklam