Tehlikeli sonuçları olan bir dizi aşk kaçamağı yaşayan bir kadın danışanımı hatırlıyorum. Kararlarının neye mal olacağını daha bilinçli bir şekilde hesaplayabileceğini umarak ona Damage (Hasar) filmini seyretmesini önerdim. Film, tamamen dürtüsel bir ilişki yüzünden hayatını, kariyerini ve ailesini mahveden bir Fransız diplomatı konu alıyordu. Bir sonraki seansına geldiğinde, "Tam olarak istediğim bu işte," demişti. Büyük tutku, büyük bedel, büyük hasar!
Kimi bir kafede çalışırken saate baktığı her dakikada hissediyor yalnızlığını ,kimi bir deniz kenarında dermansız bacaklarını kaldırmadan uzandığı taşı,istemsizce suya yuvarlarken…Kimi gökyüzüne bakarak anlıyor yalnızlığını kimi yeryüzüne kapaklanarak . Kimi bir halısaha maçında anlıyor mesela,arkadaşlarından hiçbiri ona pas vermezken,kimi ise sosyal medyada geçirdiği dakikaların ardından gelen bir baş ağrısında…
“Yarın ölebilirim, kendimi tanıyamadan.”
-Sadık Hidayet
Belki çok sevdiğim o kediyi okşarken, hiç kaçırmadığım o halısaha maçlarında, rıhtımda, sandal içinde. Belki bir bebeğin gözlerine bakarken ya da uykunun en tatlı yerinde.
Koşarken, yürürken, dururken...
Ölebilirim ben, ölebiliriz hepimiz..
Ama en kötüsü nedir bilir misin? Tanıyamamak kendini. Sen tanı kendini! Ölüm gelmeden..