evvel âhir nâs içinde kimse hâlim bilmez benim
Sayfa 93·Kitabı okuyor
Muaz bin Cebel ilim hakkında şöyle demiştir;
“İlim öğreniniz. Zira o yalnızlıkta en samimi dost, halvet halinde gerçek arkadaştır. Dini öğrenmede rehber, iyi ve kötü günde yardımcıdır. Helal ve haram onunla bilinir. İlim amelin imamıdır. Amel ona tabidir.”
Sayfa 96·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Ruknettin’in Kalbi İçin Kehanetler
I rüknettin’in aynalarda ağladığı kadar var. bir mevsimin kıyısından tutarsan rüknettin kurak ovalara yağmurlar yağar, ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi, kalbin şiir olup vadilerini sular. senin de vadilerin vardır rüknettin! kehanetler kurarsın, yağmalarsın kendini kurtarıp o yangında ilk önce kalbini niyedir, aynalarda azalır sesin. II doktorum ben bu kalbimi sarınır örtünürüm kış gecelerinde o nu yakar ısınırım üşürsem helak olacağımdan korkarım. doktorum gayya kuyusuna inmek istemem bana bir ip uzat, yağmurlar istemem aynaları kırarım,suretimi istemem mevsimler dönedursun, bu dünyayı istemem yalnız Allah’ı anmak isterim ben Allah’ı isterim. III
Halvet der encümen: Zâhirde halk ile, kalben Hak ile beraber olmak.
Sayfa 41 - Kampanya Kitapları, İstanbul 1438 / 2016·Kitabı okudu
Tasavvuf
CEFA (A) - جفاء Eziyet etmek. Tasavvufta ise dervişin, kalbini Allah' tan gaflette bırakmasıdır. Yani, kulun Allah tefekküründen uzak oluş hâlidir. Dürlü dürlü cefânın adını ışk virmişler, Bu cefâya katlanan dosta halvet irmişler. Yunus Emre
Sayfa 94·Kitabı okuyor
Hüsn'ün, arada bir Aşk'ın halvet yurduna gelişi
Sâkıy, kerem et, aklım başımda değil; hiçbir şeye al- dırış etmemek bağıyla bağlanmış ayağım. Şarap sun; çünkü bu dert, çâresiz bir dert; söz denizininse kıyısı, bucağı yok. Bu uçsuz, bucaksız deniz dalgalanmasın mı? Söylemiyeyim mi ben? Sen insâf et. Şarap nûrunu esirgersen, gönül ayını bulut altında gizlemiş olursun. Paramparça olmuş gönlümüzden kork; ipek kumaşını, ipek elbisesini, ateşimizden sıçrıyan kıvılcımlardan sakın. Başımda, kenarı görünmiyen heves denizi dalgalanmada; sözden ne çıkar? Sözden ne çıkar? Söz dediğin bir ne- festen ibârettir; bir solukta söylenir gider. Sâkıy, yardım et bana; muhtâcım ben, lâyığım bu yardıma; gam pazarında gamı beğenmişim; onu almıya niyet etmişim ben. Bana nice söz söyleme parası gerek ki gam cinsinden dilediğim şeyleri alayım. Söz söylemek, ama sarhoşluktan, düşkünlükten, kırık- dökük hâlden bahsetmek gerek. Şarap sun ki söz sona erişti; gam sermâyesi tükendi. Müşkil olan da șu ki daha başlarken, sır díbâcesi bile düzenlenemedi. Ey letâfet gülü, şarap sun bana; hem de ne anlatıyorum, bir sor. Mâná meclisinin şarap sunan sâkıysi, bu neşeyle rüh bağışlamaya koyuldu. Yäni Hüsn'un özlemi artti; günden güne ay gibi, onun da gönlü kan olmıya yüz tuttu.
Sayfa 38 - İş Bankası·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam