Meşrutiyetten Cumhuriyete kadar... Züppeliğe kadar varmış tereddi ve Batı hayranlığı!.. İşte, deminki, maymun misâlinin daha ileri nev'i... Artık din, İslâmiyet, itiraf edilmeksizin, dadı, haminne, ahçı, uşak, çöpçü, hamal, ayak takımı işi telâkki edilmeye başlanır. Ama söylenmez bu... O zamanın bir edebiyatı vardır ki, insan üstüne tükürse tükürüğüne acır... O kadar aşağılık bir taklit...
Çocukluğundan beri için için Veysel’e karşı suçlu hissederdi kendini. Onu
yalnız bıraktığına olan inancı, vicdanında lekeli bir çizgiydi. Oysa ömür
boyu bir arada olmuşlardı. Kederde hemhaldiler. Sırsa sırdaş, sabırsa taş,
yükse hamal, daima birlikteydiler. Ama sohbette lal, sevgide çekingen,
itirafta kusur kaldılar. Böyle olunca, ne gönül rahatlığıyla birbirlerinin
yüzüne bakabildiler ne de hepten uzaklaşacak takati bulup kaçabildiler.
“Ben Küba’da iken üç ayda 7.000 çocuk öldü. Acıdan çılgına dönen bazı anneler bebeklerini nehirde boğuyorlardı. Böylece erkekler madenlerde kadınlar ağır çalışma içinde ve çocuklar da süt bulamadıkları için ölüyordu. Bu kadar büyük, güçlü ve verimli topraklar kısa sürede boşaldı. İnsanlığa o kadar yabancı olan tüm bunları kendi gözlerimle gördüm ve şimdi bile yazarken ürperiyorum.” (Las Casas).
“Tanrının hususi takdiriyle savaştan kaçan Kızılderililerin tamamına yakınını çiçekten öldürdük. Tanrı topraklarımızı temizledi.” (Massachusetts Körfezi kolonisinin ilk valisi John Wintrop)
“Kızılderilileri yakıyorduk. Onları böyle ateşte kızarırken ve bu ateşi söndüren kan gölünde görmek korkunç bir manzaraydı. Çürüyen cesetler ve bunlardan yayılan koku berbattı fakat zafer tatlı bir fedakârlık gibiydi. Bizlere olağanüstü yardımlarda bulunarak bu kadar gururlu ve kibirli bir düşmanı elimize düşüren bu kadar çabuk bir zafer bahşeden Tanrıya şükranlarımızı sunarız.” (Phymouth kolonisinin valisi William Bradford)
“Kızılderililerin hamal olarak kullanılmasını
kınamıyorum. Ancak bir adamın bir domuza ihtiyacı varken 20 tane öldürüyordu. 4 Kızılderiliye ihtiyaç duyduğunda bir düzine alıyordu. Metreslerini omuzlarda taşınan hamaklar içinde fakir Kızılderililere taşıtan birçok İspanyol vardı. Bu uygulamalar esnasında yerlilerin maruz kaldığı kötü muameleler, zararlar, soygunlar, haksızlıklar ve büyük kötülüklerin sayılması istense bunun sonu gelmez. Çünkü onlar için Kızılderilileri öldürmek yararsız hayvanları öldürmekle birdir.” (Cieaze de Leo)
“Kızılderililerin eğer altını yoksa çocuklarını satarlardı. Eğer çocukları da kalmamışsa kendi hayatlarını verirlerdi. Bu haraçları veremediklerinden ötürü Kızılderililer işkence altında ya da gaddarca zindanlarda öldürülürdü. Zira İspanyollar