Allah için mevki, makamdan vazgeçenlerin güzel hikayeleri.
Günümüzde Anadolu Müslümanları acaba Bursa kadılarından hangilerinin ismini, hayat hikâyesini bilmektedir? Kaçının şiirlerini besteleyip okumaktadır? Yüzlerce kadının görev yaptığı Bursa şehrinde en meşhur kadı, bu görevden istifa eden Hüdâyî Efendi'dir. Eğer meslekte devam etse idi, tasavvufî eğitimini tamamlamasaydı muhtemelen şiir yazan, dinî eserler telif eden yüzlerce kadıdan herhangi biri olarak tezkireler arasında birkaç cümle ile biyografisini okuyor olurduk. Bu noktada şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki Hüdâyî Efendi'nin sıradan kimlikten sanatçı kimliğe geçişinde Üftâde Hazretleri ile tanışması etkili olmuştur. Hz. Üftâde, Hüdâyî Efendi'yi bir sarraf inceliğinde işlemiş ve özünde var olan cevheri bir mücevhere dönüştürmüştür. Bu itibarla Üftâde Hazretleri, Hüdâyî Efendi'nin hayat hikâyesinde keskin bir dönüm noktasıdır ve onun özünde saklı cevheri bulup ortaya çıkaran isimdir.
Thomas Hobbes
"Uyrukların hangi düşüncelerin öğretileceğine egemen karar verir. Altıncı olarak, hangi görüş ve düşüncelerin barışa aykırı, hangilerinin ise uygun olduğuna; ve dolayısıyla, hangi durumlarda, nereye kadar ve hangi insanların topluluklar karşısında konuşmalarına izin verileceğine; ve yayımlanmadan önce kitaplardaki düşünceleri kimin inceleyeceğine karar verilmesi de egemenliğin bir parçasıdır. Çünkü insanların eylemleri onların düşüncelerinden doğar; ve, barış ve uyumu sağlamak için, insanların eylemlerinin iyi yönetilmesi düşüncelerinin iyi yönetilmesine bağlıdır. Düşünceler konusunda, doğruluktan başka hiçbir şeyin dikkate alınmaması gerekirse de; bu, düşüncelerin barış için yönlendirilmesi ile çelişmez. Çünkü, barışa aykırı bir düşünce ne kadar doğru olabilir ise, barış ve uyum da doğal hukuka o kadar aykırı olabilir, daha fazla değil. Yöneticilerin ve öğretmenlerin ihmali veya beceriksizliği nedeniyle yanlış düşüncelerin zaman içinde çoğunluk tarafından kabul edildikleri bir devlette, doğru fikirlerin genel olarak itici olabileceği doğrudur. Fakat yeni bir gerçek ne kadar ani ve paldır küldür bir şekilde ortaya çıkarsa çıksın, hiçbir zaman barışı bozmaz, sadece bazen savaşı uyandırır. Çünkü, bir düşünceyi savunmak veya kabul ettirmek için silaha sarılmayı göze alacak kadar kötü yönetilen insanlar hala savaş halindedirler; ve içinde bulundukları durum, barış değil, sadece, birbirlerinden korktukları için bir ateşkes durumudur; ve böyle insanlar sürekli olarak adeta savaş mevzilerinde gibi yaşarlar. Dolayısıyla, barış için gerekli bir şey olarak; yani, nifak ve iç savaşı önlemek amacıyla, görüşler ve düşünceler hakkında karar vermek veya bu konularda karar verecek yargıçları atamak yetkisi, egemen gücü elinde tutana aittir."
Felsefe
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ve eğer benim de bir çizgili pijamam olsaydı, o zaman o tarafa gelip ziyaret edebilirdim ve KİMSE FARK ETMEZDİ. Tam olarak fark neydi? Kendi kendine düşündü; Hangi insanların çizgili pijama, hangilerinin üniforma giyeceğine kim karar vermişti?''
İşler hafızanın ve prefrontal korteksin sorun çözme yetenekleri, insan zekâsının kritik bir veçhesidir. Sayısız araştırma, işler hafıza testleri ile genel zekâ testlerinden alınan puanlar arasında güçlü bağlantılar olduğunu ortaya koymuştur. Prefrontal kortekste daha fazla bilgi tutabilmek ve bu bilgiye daha uzun süre tutunabilmek, beyin hücrelerinin yararlı çağrışımlar yapmakta daha başarılı olduğunu anlamına gelmektedir. Ayrıca akılcı beyin, tüm akıldışı düşünceleri sıkı bir şekilde elekten geçirerek dışarıda bırakmalıdır, zira bunlar yararsız bağlantılar kurulmasına yol açabilir. Ne hakkında düşüneceğinizi seçecek kadar kontrollü olmadığınız sürece sorununuzu etkili bir sekilde düşünüp tartmanız mümkün olmayacaktır. Zihninize üşüşen fikirler sizi öylesine esir alır ki hangilerinin gerçek içgörüler olduğunu asla ayırt edemezsiniz.
Sayfa 141·Kitabı okuyor
Alıntı
Kanada'nın en batı kıyılarında, Vancouver Adası'nda, kıyıya yakın iç kesimlerde manzaraya hâkim muhteşem köknar ağaçlarının bodur kalmış akrabaları olan küçük, düzensiz ve çarpık kozalaklı ağaçlar vardır. Bu mukavim, küçük mücadelecilerin bir tür bitki hastalığı olduğunu düşünürsek yanılırız; onlar nispeten zorlu iklim koşulları ve toprağın izin verdiği maksimum ölçüde gelişmişlerdir. Bu bitkilerin iç kısımlardaki akrabalarından neden bu derece farklı olduklarını anlamayı gerçekten istiyorsak görkemli bir şekilde göğe uzanacak uzunlukta, kalın ve harbi çubuğu kadar düz bir halde büyüyen bu köknar ağaçlarının hangi şartlar altında bu hale geldiklerini bilmemiz gerekir. İnsanlar için de durum aynıdır. Bazı insanların potansiyellerini tamamen gerçekleştirememelerinin nedenini açıklamak için hastalık aramamıza gerek yoktur. Sorgulamamız gereken tek şey hangi şartların insan gelişimini kalıcı olarak özgür bıraktığı ve hangilerinin bu gelişime engel olduğudur.
Sayfa 59 - Hepkitap·Kitabı okuyor
(2. Kısım) ... kendimi ilk başta içinde bulduğum belirsizce sürüklenme halinden kurtulmayı başarmıştım. Peki bulduğum çözümün, keşfimin canalıcı noktası neydi? ... ... her yerde "Şunu yapmalıyız, bunu yapmalıyız, daha cesur olmalıyız, komşumuzu daha çok sevmeliyiz, yalanlardan ve ikiyüzlülükten kurtulmalıyız," deniyor. Ama hiçbir yerde "Neyi yapacak gücümüz var?" sorusunu duymuyoruz. Kimsenin sormadığı bu soruya cevap da verilmediği için kendim bir cevap bulmaya çalıştım. Anladım ki çabalayarak yapabileceğim şeyler vardı ama çabalasam da yapamayacağım şeyler de vardı. Mesela "yap" demekle hareket edebilirdim ama ustalıklı bir şekilde hareket edemezdim; kendimi ne kadar tembel hissedersem hissedeyim kalkıp tenis oynamaya gidebilirdim ama sırf söylemekle "çift hata" yapmaya engel olamazdım. Normal şartlar altında aklıma gelen her şeyi söylemeye ya da hiçbir şey söylememeye kendimi zorlayabilirdim ama söyleyeceğim şeyin ilginç olmasını zorla sağlayamazdım. Bazen irademi kullanarak bir duygumu belli etmeyebilirdim ama zorla kendime bir şey hissettiremezdim.* Doğrudan gayret göstererek birini sevemez, kendimi mutlu edemezdim. **Peki tamamen irademin kontrolü altında olan ne vardı?** En azından potansiyel olarak bu şekilde kontrol edilebilecek tek şey bana dikkat gibi görünüyordu. Belli bir yöne baktığımda **gördüğüm şeyleri kontrol edemezdim ama en azından genel olarak ne yöne bakacağımı kontrol edebilirdim. Aynı zamanda dikkatimle ne yaptığım, gözlemlemeden onu kendi kendine dolanmaya mı bıraktığım** yoksa hareketsiz ve beklentili mi tuttuğum, duyargalarımı bedenimin ötesine mi uzattığım yoksa beynimin içinde iğne deliği kadar bir aydınlık noktaya mı daralttığını da gördüğüm şeyi belirliyordu. ... bencilliğin irade
Sayfa 181·Kitabı okudu