Rüzgar saçlarımızı tarayıp yanaklarımızı öperek geçip gidiyordu.Rüzgar bizim arkadaşımız ,yoldaşımızdı. Rasim abim bir keresinde böyle söylemişti. Yorgun ,bitkin olduğumuz anlarda tatlı bir esintiyle yüreğimizi ferahlatır, üzgün olduğumuzda yanaklarımızdaki gözyaşlarını kurutur ,kendimizi yalnız hissettiğimizde şefkatle saçlarımızı okşar, bir hapis hayatı yaşıyormuş gibi tutsak olduğumuzu düşündüğümüzde bize özgürlüğü hatırlatırdı. Rüzgar bir bilgeydi ve ona kucak açmak bizim vazifemizdi.
Sayfa 18·Kitabı okudu
1967, Houston: Ali Ona Cassius Clay adını verdiler: Kendine seçtiği isimle onun adı Muhammed Ali. Onu Hıristiyan yaptılar: O kendi seçtiği inançla Müslüman oluyor. Onu kendini savunmaya zorladılar: O daha önce kimsenin vurmadığı gibi vuruyor, son derece sert ve hızlı, çevik bir tank, tahrip edici bir tüy, dünya şampiyonluğunun yıkılmaz sahibi. Ona iyi bir boksörün dövüşü ringde bıraktığını söylediler: O gerçek ringin diğeri, kazanan bir siyahinin kaybeden siya- hiler, mutfakta artıkları yiyenler için dövüştüğü yer olduğunu söylüyor. Ona sesini çıkarmamasını tavsiye ettiler: O zamand an beri var gücüyle haykırıyor. Telefonlarını dinlediler: O zamandan beri telefonda da haykırıyor. Vietnam Savaşı'na göndermek için ona üniforma giydirdiler: Üniformayı üzerinden atıp gitmeyeceğini, çünkü Vietnamlılarla hiçbir alıp vermediği olmadığını, Vietnamlıların ona ya da başka herhangi bir Kuzey Amerikalı siyahiye hiçbir kötülük yapmadığını haykırıyor. Dünya şampiyonluğu unvanını elinden aldılar, boks yap- masını yasakladılar, hapis ve para cezasına mahkûm ettiler: O, insanlık onuruna yaptıkları bu övgüler için onlara müteşekkir olduğunu haykırıyor. 000
Sayfa 214·Kitabı okudu
Hayata Dair
Reklam
İHTİLAL MAHKEMELERİ
İstiklal Mahkemelerinin kararları kesindi ve temyiz yoktu. Mahkemeler Büyük Millet Meclisi'ne bağlıydı. Kararlarından dolayı sorumlu değillerdi. ... İstiklal Mahkemelerine konu olan başlıca suçlar şunlardı: 1) Vatana ihanet, ayaklanma, 2) Casusluk, 3) Bozgunculuk ve aleyhtepropaganda, 4) Soygunculuk, 5) Görevi kötüye kullanmak, 6) Halka eziyet ve baskı, 7) Qsker ailesine saldırı, 8) Tekâlif-i Milliyeden mal kaçırmak, 9) Katil, 10) Düşman işgalinden yararlanıp kanunsuz harekette bulunmak, 11) Düşmana yardım ve işbirliği, 12) Düşman ordusuna katılmak, 13) Askerden firar etmek, firar edenler yardım ve yataklık etmek. ... Verilen cezalar: 1) Asarak idam etmek veya kurşuna dizmek, 2) Kal'a-bend, kürek veya ağır hapis, 3) Sürgün, 4) Dayak, 5) Zararı ödetme, 6) Görevden uzaklaştırma, 7) Halk ve asker önünde teşhir, 8) Milli Mücadele'nin sonuna kadar gözaltına alma, 9) Mal ve mülküne el koymak, 10) Asker kaçağının yerine en yakınını askere almak. ... Mahkeme heyetinin oturduğu yerin arkasında büyük bir levha ile "İstiklal Mahkemesi mücadelesinde, yalnız Allah'tan korkar" yazısı asılıydı. ... Görevimizi yaparken ne hatır dinledik, ne emir, ne gönül...
Sayfa 367 - Türkiye İş Bankası·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
bilincin, kafandaki kişi hapsedildiğin vücut, bir aşamadan sonra çürüyor ve hayatının yarısını, belki daha fazlasını bu maddenin aşınışını izleyerek geçiriyorsun yapabileceğin bir şey yok içinde hapis olduğundan, o gittiğinde sen de gideceksin.
Sayfa 24 - sel yayıncılık·Kitabı okuyor
Alıntı
Altın Işık, 1947
Bugün Türkiye'de bir Hasan Âli meselesi, daha doğrusu millete hesap vermeğe mecbur bir Hasan Âli vardır. Maarif Vekâletindeki sekiz yıllık icraatıyla umumun nefretini üzerine çeken bu adam gazete tenkitleriyle, mizahî hücumlarla ve kuşa çevrilmekle yaptıklarının hesabını vermiş sayılamaz. Gizli veya açık ikazlara aldırış etmeden yaptığı keyfi icraat için, sicilli komünistleri maarifin yüksek mevkilerine getirirken milliyetçileri vazifelerinden uzaklaştırdığı için, hattâ içişleri bakanının son konan mahut "Yurt ve Dünya" dergisini bu milletin parasıyla satın alıp himaye ettiği ve en haince maksatlarla çıkan bu dergiyi lise kütüphanelerine soktuğu için Hasan Âli Divan-ı Âlide hesap vermelidir. Sabık Millî Eğitim Bakanı kendisini masum sayıyor ve "Komünistleri himaye eden vekil'den bahsolunduğu zaman hayretle "o vekil ben miyim?" diye soruyor. Biz de onun bu hayretine hayret ediyor ve "acaba vekâlet sandalyesiyle birlikte zekâsını da mı kaybetti?" diye düşünüyoruz. Hasan Âli'nin, her şeyin pundunu bulan filozof zekâsı herhalde biraz körlenmiş, hiç olmazsa biraz sarsıntı geçirmiş olacak ki, Kenan Öner gibi tek başına Halk Partisi'ni allak bullak eden bir hukuk devi ile mahkeme salonunda boy ölçüşmeğe kalkıyor. Türkiye'nin en çok sevilen adamı olan Çakmakoğlu Müşür Fevzi Paşa Hazretleri'yle tartışmaya yelteniyor ve kendisini Ruzvelt'le bir tutarak bazı muhalifleri bulunmasının tabiî olduğunu iddia ediyor. Bunlar sekiz yıllık ikbal devrinin alışkanlıkları ve tatlı rüyadan henüz tamamiyle uyanmamış olmanın mahmurluğu olsa gerek. Kendisinin mahmurluk içinde daha fazla kalmasına müsaade etmeyeceğiz ve onun çok kullandığı tabiri kullanarak "Namuslu bir vatandaş sıfatıyla" aşağıdaki 10 madde hakkında cevap isteyeceğiz: Birinci madde: İşte size uzun bir manzumenin bir
Sayfa 161 - 163 ¹evet (farsça), ²ben tanrıyım·Kitabı okudu
İnsanlara, bütün insanlara karşı bir şefkat besliyordum içimde. Onlar hem yanlış yapıyorlar, hem de yanlışlıkların kurbanı oluyorlardı.Hata yapan kız kardeşini doğrayan bu adam, başka erkeklerin kız kardeşlerine karşı yanlış yapmamış mıydı hiç ? Masum kızı kandıran kurdun kendisi, evinde hapis tuttuğu başka bir kız evladın babası değil miydi? Karısına sadakatsizlik eden erkek, namusunu savunmak adına karısını öldüren koca değil miydi? O erkekle ilişkiye giren sadakatsiz kadın da başka kadınlar hakkında dedikodu yapıp duran birisi değil miydi? Aşk ve tutku şarkıları söyleyip duran toplumla, âşık olanlar ya da tutkuya kapılanlar için darağacı kuran toplum aynı değil miydi?
Reklam
Reklam