Söz konusu olan ev kuşu olmak değil, sadece kadın olarak hayatımızın merkezinde annelik ruhunun bulunduğunu anlamaktır. Bu noktadan hareket etmektir. Annelik. Ama bu annelik yeni bir biçimde, üretmenin fiziksel yeteneğinin ötesinde algılanmalıdır. Doğurmadan da an-nelik duygusuyla dolu olunabilir; aynen biyolojik anne olunduğu halde bu duygudan yoksun kalınabildiği gibi. Böylesine soğuk, böylesine ölü sever, böylesine ödlek, böylesine umursamaz- ve aynı zamanda duygusallık sarhoşu- bu toplum dişi ruhtan korkar, çünkü somut, etken olan bu ruh onu ters yöne itebilir.Kendi gerçek doğamıza dönmek, günlerimizin merkezine tatlılıkla donanmış bir güç yerleştirmek anlamına gelir. Yarışmak değil işbirliği yapmak anlamına gelir; küçük ve korunmaya muhtaç her şeyi kucaklamayı ve özen göstermeyi bilmek gerekir. Her türlü enerjimizi emen o büyük gücün büyümek olduğunu bilmektir, çünkü sürekli olarak değişmek, sürekli olarak gelişmek her insanoğlunun ve dünyaya gelen her yeni hayatın anlamıdır.
Güçlü bir görüşe sahip olan bir kişi, bunun yanlış olabileceğini kabullenmekte ne kadar zorlanırsa zorlansın, görüşü tam anlamıyla, sık sık ve korkusuzca tartışılmazsa yaşayan bir gerçek değil, yalnızca ölü bir dogma olacağı düşüncesiyle hareket etmelidir.
İnsan kendisi olduğu,kendi benliğinin farkına vardığı,tam da kendisiyle ya da kendi içindeki herhangi bir şeyle meşgul olmadığı,bir davaya hizmet ederek bir amaca yönelik hareket ederek ya da bir başkasını severek kendini aştığı ölçüde insandır.
Erkekler ise gerçekçi bakış açısına sahip. Anlatmak istediğini direk olarak anlatan ve söyleyen. Duygulardan ziyade mantığı ile hareket eder. Bu realitedeki görevi olan evin ihtiyaçlarını karşılamak peşinde koşarlar. Evlenmek ve evin reisi olarak eşinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayacak güce sahip olmak onun kendini toplumda gerçek erkek olduğunun kabulü anlamına gelir. En büyük sorunları parasal anlamda kendilerini yetersiz hissetme korkularıdır.