“Raskolnikov yeniden yürümeye başladı. "Acaba nerede okumuştum." diye düşünüyordu bir yandan da, "İdam mahkûmunun biri ölümünden bir saat önce, yüksek bir dağın tepesinde, ancak iki ayağının sığabileceği kadar daracık bir yerde yaşaması gerekse, çevresindeyse uçurumlar, okyanuslar, sonsuz karanlıklar, fırtınalar ve sonsuz bir yalnızlık olsa, yine de o bir avuç yerde ömrü boyunca, binlerce yıl, sonsuza dek yaşamanın, o anda ölmeye yeğleneceğini söylemiş. Yeter ki yaşasın! Yalnızca yaşasın!”
Bütün düşünceler, beynimde evlerinde gibiydiler. Mahkumlar gece yarısı firar için nasıl beklerse düşünceler de kendi küçük hücrelerinde üstlerini başlarını giyinmiş, kapının önünde öyle bekliyordu sanki. Ayrıca bütün düşünceler, aynı zamanda net, belirgin ve açık birer görünüme dönüşmüştü...
Bu bahar, açmadan toprağa düştü tomurcuklar.
Dediler, bir gözünü uyku tutmayanımız vardı.
Yüreği çarpa çarpa, bir seyre duranımız vardı.Toplardı tek tek solup dökülen yapraklarımızı, saklardı koynunda.
Biz onun için dal sürüp yaprak verirdik Akçalı bahçelerinde.
Onun için tomurcuklanır, onun için kat kat açılırdık. Gön doğmadan koşardı, suyollarından geçer, duvarlar aşardık.
Gelmedi bu bahar, gelmedi çok bekledik.
Kitabın içine girer, sayfaların arasında sürünür, düşüncelerin arasında köstebek gibi tüneller açar, kitap yüzüne gözüne bulaşmış halde çıkardı içinden.
Yalnız size şimdiden haber vereyim ki, bütün çabanıza rağmen amacınıza ulaşmak şöyle dursun, ondan gitgide uzaklaşmış gibi olduğunuzu dehşetle göreceğiniz anda dikkat edin, tam o anda, birdenbire amacınıza ulaşacak, sizi her zaman seven, hareketlerinizi belirsizce çekip çeviren Tanrı'nın mucizeler yaratan varlığını açıkça hissedeceksiniz.