Kültür, mahsul almak için toprağı beslemek demektir. Mecaz olarak, insanı teşkil için kafasını beslemek manasına kullanılır. Fakat neyle? İşte burada mânevi kültüre verilen muhtelif manalar meydana çıkar. Şüphesiz buna, muasır insanı yetiştirmek için muasır medeniyetle kültür vermek diye cevap verilebilir. Fakat burada, birbirine tamamen zıt iki görüşle karşı karşıyayız: 1) İnsan tarihin mahsulü olduğu için, ona asıl tarihî kültür vermelidir. 2) İnsan, yeni tecrübeleriyle eski hatalarından sıyrıldığı için, ona yalnız halin medeniyetine ait kültür vermelidir.
Bu görüşlerden biri insanı mazi zaviyesinden, diğeri hal zaviyesinden görüyor. İslam veya Hıristiyan çemberini aşarak, İran veya Yunan'a kadar inmek, muhtelif neviden hümanizma yapmaktır. Fakat hepsinin aslı birdir: Hakikati mazide bulmak.
İnsanın, tarihî bir mahsul olduğu muhakkaktır. Bu fikri Burhan Belge'nin kaleminden dinlemek bizi sevindiriyor. "Kültür" de hümanizma, köke inmek ve yorulmak mecburiyetidir. Bu yolun kestirmesi ve kolayı yoktur. "Yeni özü arayanlar bunu kaynaklarından arayacaklarına, daima, kendilerine muasır olan Avrupa'nın fikir ve edebiyat cereyanlarından müstahzar bir şekilde almışlardır. Bu suretle külfetsiz nimet yolunu tutmuşlar, hazıra konmak istemişler; bilhassa kültür bahsinde hazıra konmanın tehlikeli bir iş olduğunu görmemişlerdir."
Fakat insanı tarih zaviyesinden görmek tehlikeli bir iştir. Bü yük basiret ve ihtiyat ister. Bizi kolaylıkla "maziperestlik" e eski şekillerin esaretine; dini olsun, olmasın bir nevi skolastiğe götürebilir. Elektriği Kur'anda aramakla, "Güneş altında söylenmemiş hakikat yoktur" diyerek her şeyi Yunan'a irca etmek) arasında mahiyet bakımından fark azdır.
__İnsanı yalnız hal zaviyesinden görmek de, medeni oluşu
Sayfa 41 - I - KÜLTÜR VE MEDENİYET, Tanzimat ve Hümanizma, İş Bankası Kültür Yayınları