İlahi!
Gözlerim durmaz ağlar, bilmem bu ağlayış hasretten midir yoksa nazdan mıdır?
Alıntı
Bir kalp kaç dert taşır? Bir kalpte kaç hasret barınır? Burnumu çeke çeke ağlıyordum. Acıdan değil bu kez, hasretten.
Kitap Alıntısı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Son
De gülüm! De ki: Ela bir günde geleceğim. İstanbul darmadağın olacak, saçlarım darmadağın. Hepsi darmadağın! Üzülme gülüm! Toparlanacağız birlikte, ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm, hem de çelikten toprağını dele dele hayatın! De gülüm! De ki: Bitmiştir umut, bitmiştir sevgi, bitmiştir güven! Güven bana gülüm! Sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır hasretten — hakikaten — ten değiştiren yüzüm! Göreceksin gülüm! Bekle! Hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere, hainlere, ezilmelere alışacak...
Şiir
"Seni seviyorum." derdi. Sevdadan, gurbetten, hasretten yana Sıcak türküler söylerdi.
O daha ufacık bir kızdı; fakat bunu önce o istemişti. Seni, büyülü ülkeye elinden tutarak o götürmüştü. Sonra ikiniz de birer ipek böceğine benzediniz; etrafınıza hayal ipliklerinden birer koza ördünüz: Her tel sizi birbirinize biraz daha mahkûm ediyor, fakat ayni zamanda sizi birbirinizden biraz daha ayırıyordu. Böylece o, senin için, olduğundan bambaşka bir varlık haline gelmişti. Bu, onun için de böyleydi. Bir gün bu uykudan uyandınız. Artık her an yeni bir gerçeğinizi daha keşfediyor, hayal kâinatınızdan her an yeni bir yıldızın daha kayıp gittiğini, karanlıkların ardında kaybolduğunu titreyerek hissediyordunuz. Ve sen bu anlardan, yani hayatından, varlığından uzaklaşmak, yaşayışını idrak etmemek için ne ümit ettinse peşinden koşuyordun. İstiyordun ki, rüya devam etsin gitsin. O da öyle... Gerçekleri benimsiyecek kuvveti harcamıştınız. Üstelik o rūya devrini unutmanın, kendinizi inkâr olacağını, hiç değilse sizi küçülteceğini zannediyordunuz. Bu arada birbirinize gülümserken içiniz burkulurdu ve siz müşterek bir sevgilinin ölümünü hatırlamış gibi olurdunuz. Size, karşılaşma bekleyişten, beraber olmak hasretten ezici gelirdi.
Sayfa 82·Kitabı okudu
Ama kuşkunun baskın anları var. İçini kaplama, onu endişeden, hasretten, üzüntüden perişan etme anları. Soluksuz kalıyor o baskınlarda. Sanki yüzlerce karga içinin dallarından aynı anda havalanıp birbirine çarpa çarpa başka dallara konuyor.
Sayfa 129·Kitabı okudu