"Herhalde baban parayı ödemeli!." dedi.
Yusuf ancak birkaç saniye sonra intikal ederek:
"Nasıl öder?" diye cevap verdi. "Neyle öder?."
O zaman Ali, birdenbire, kendisinin bile şaştığı bir cesaretle:
"Ben vereyim..." dedi.
Yusuf ağır ağır, karşısındakinin gözlerinin içine baka baka:
"Muazzez'i sen mi istiyorsun?" dedi.
Ali, gene kıpkırmızı olarak önüne baktı. Yusuf yerinden kalkıp Ali'nin omzuna vurdu:
"Bu dünyada karşılıksız hayır işlenmediğini öğrendim de onun için sordum" dedi.
...herkesin akıllı olmasını beklemenin, çok uzun süreceğini anladım, Sonya. Bir de bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini… İnsanların değişmeyeceğini, onları değiştirebilecek kimsenin bulunmadığını ve bunun için çaba göstermeye değmeyeceğini!
Zamanımızda bu çok yüksek maaşların yöneticilerimizin yanlış ekonomik duruşlarının bir işareti olduğunu düşünüyorum.
— Peki sen nasıl olsun istiyorsun? -dedi Stepan Arkadyiç.- Diyelim ki, bir banka müdürü on bin ruble alıyor, demek parayı hak ediyor. Ya da bir mühendis yirmi bin alıyor. Sen ne dersen de önemli bir iş yapıyorlar!
— Ben maaşın bir malın fiyatı olduğunu düşünürüm, maaşlar da arz ve talep yasasına bağlı olmalıdır. Eğer maaşların belirlenmesi işi bu yasaya uymuyorsa, örneğin her ikisi de aynı bilgi ve yeteneklere sahip iki mühendisin okuldan mezun olduklarını görüyorum, biri kırk bin alıyor, diğeri ise iki binle yetiniyor; ya da şirketler, hiçbir özel uzmanlık bilgisi olmayan hukukçuları, subayları çok yüksek maaşla banka müdürlüklerine yerleştiriyorlar. Ben maaşların arz ve talep yasasına göre değil, düpedüz adam kayırmaya göre belirlendiği sonucunu çıkarıyorum. Hem burada başlı başına önemli bir şey olan ve devlet hizmetine zararlı bir şekilde yansıyan bir kötüye kullanma da vardır. Bence...
Türkler dünyanın en cesur, en asil, en güçlü bir milleti idi. Asırlarca bütün Asya'ya hâkim olmuşlar, Atilla Avrupa'yı ezmiş, köpek gibi inletmişti. Türkler medeniyet yollarını açmış, her yere kahramanlık, temiz kan, saf ahlak, yenilik ve dürüstlük götürmüştü.