Nasıl rahatlatmıştı beni mektubun, anlatamam.
Son satırlara gelince irkildim.
Hain bir satır gibi keskindi o tek satır.
"Yazmayacağım artık. Artık hiçbir şey bilmiyorum,"
Yoksa, korktuğum gibi, artık hiç mi yazmayacaksın?
Mektup yazmaktan mı vazgeçiyorsun,
Bu satırları yazarak beni inciten elinden nefret ediyorum şimdi…
Deseydin ki, "Şimdilik yazmayacağım,"
kutsayacaktım "şimdilik" sözcüğünü.
Ümidim o sözcük olacaktı, ama yok ki yerinde...
"Artık" diyorsun;"asla" mı demek bu?
Sözcükler çınlayıp duruyor beynimde.
Bu gece sevdam hüzünlendi işte.
"Asla" olamaz, değil mi? Olmamalı!
Kendine acıdığın için yazmayacaksan, görevini bil de,
sarıl kaleme…
En tembel adam bile bir tohum ekebilir,
marifet bakmakta ektiğin tohuma.
Bize bakacak olan sensin, yönlendir bizi…
Ah! Keşke bir alet icat edilse de, konuşsan içine,
ben de sesini dinlesem.
Aramızdaki uzaklık yok oluverse, icat edilmediğine göre, yaz bana, bize yaz…
Neden bunu yapıp sevindirmiyorsun beni?
Hem de göze batmadan, yeminlerini bozmadan...
Hatırlasana... unutabilir misin,
bir lokma ekmek dilenen köpekler gibi,