Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara, kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar. Köylüler, kendilerinin de fakir
"Sana ne söyleyebilirim ki, saygıdeğer kişi?" diye cevap verdi Siddhartha. "Olsa olsa kendini aramaya fazla verdiğini mi? Aramaktan bulma fırsatını bir türlü yakalayamayacağını mı?"
"Nasıl yani?" diye sordu Govinda.
"Bir kimse arıyorsa, gözü aradığı şeyden başkasını görmez, bir türlü bulmasını beceremez, dışardan hiçbir șeyi alıp kendi içine aktaramaz, çünkü aklı fikri aradığı șeydedir hep, çünkü bir amacı vardır, çünkü bu amacın büyüsüne kapılmıştır. Aramak, bir amacı olmak demektir. Bulmaksa özgür olmak, dışa açık bulunmak, hiçbir amacı olmamak. Sen, ey saygıdeğer kişi, belki gerçekten arayan birisin, çünkü amacının peșinde koştuğundan hemen gözünün önündeki bazı șeyleri görmüyorsun."
Clark hemen cevap vermedi. Onu zekâsıyla alt etmeye çalışan birini fark edecek kadar zekiydi, ama konuşmayarak kendini korumaya yeltenecek kadar aptaldı.
Nihat :
"Ne istediğini bilsen canın sıkılmaz!" dedi.
Ömer, yalvarır gibi cevap verdi:
"Bana istenecek bir şey söyle, uğruna can verilecek bir şey söyle, hemen dört elle sarılayım..."
Nihat güldü:
"Gördün mü? Derhal sapıtıyorsun.
Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır.