"Karşıtlar yararlıdır, en iyi uyum farklılıklardan çıkar."

-Heraklitos

Heraklitos haklıydı.
"Okumak ve Anlamak farklıdır."
Birinci fiiliyatta birey okuyup bir şeylerden hakkında haberi olur, farklı kültür farklı yaşam vb . İkinci fiiliyatta birey anladığı an hemhal olur çünkü artık çukurlu minvalin içinde birey, kasvetli ormanın içinde . Heyhat! Bereket versin tüm onmaz yaralar, huzursuzluk ikinci fiiliyattadır.

"Anlamak hemhal olmaktır ,
Anlamamak ise ayrılık. Der Kaan Ökten ".

Pessoa 'da derki ;
"Anlamaktan yoruldum ".

Ben de derim ki ;
Anladığında an ve gelecekte hemhal ve üreticisin.

Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
08 May 13:09 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Şeffaf
"Ölümsüz ölümlüler, ölümlü ölümsüzler;
başkalarının ölümünü yaşar, başkalarının yaşamını ölürler."

Efesli Heraklitos (M.Ö. 535-475)

Kara Kara Kapkara, Işın Beril Tetik (İthaki Türkçe Edebiyat)Kara Kara Kapkara, Işın Beril Tetik (İthaki Türkçe Edebiyat)

Adalet milletlerin ekmeğidir; milletler daima adalete acıkırlar.
-Heraklitos-

Ufuk, bir alıntı ekledi.
23 Nis 21:39 · Kitabı okudu

"Her şey akar." Demişti Heraklitos. Her şey hareket halindedir ve hiçbir şey sonsuza dek kalmaz. Bu yüzden de " Aynı ırmağa iki kez giremeyiz." Çünkü ikinci kez ırmağa girdiğimde ben de değişmiş bulunuyorum ırmak da.

Sofie'nin Dünyası, Jostein GaarderSofie'nin Dünyası, Jostein Gaarder
Gökhan, bir alıntı ekledi.
18 Nis 01:41 · Kitabı okuyor

Karanlık
Heraklitos günümüzün birçok bilimsel gerçeklerini, deneysel bilimden yüz yıllarca önce şaşırtıcı bir sezişle kavramış bulunuyordu. Çağdaşlarını öylesine aşmıştı ki, iyice anlayamadıkları için ona Karanlık adını takmışlardı. Çağdaşları bir yana, koca sokrates bile, kendisine heraklitos'un yapıtını okuyan Euripides'e şöyle demiş: anladıklarim çok güzel, öyle sanıyorum ki anlamadıklarım da. Heraklitos'un derinliğine inebilmek için Delos'lu bir dalgıç gerekiyor.

Psikodrama ve Kadim Bilgelik, Hatice Subaşı (Sayfa 66 - Epsilon)Psikodrama ve Kadim Bilgelik, Hatice Subaşı (Sayfa 66 - Epsilon)
Merve, bir alıntı ekledi.
 01 Mar 21:09

Ben Heraklitos'u şefkatle sevmedim mi? Şeylerin var olmadıklarını ama ezelden ebede oluştuklarını ilk kez okuduğumda büyük bir sevince kapılmadım mi? Evet!
Ama ben Platon'un Theaetetus'ta bu fikri çürütüşüne de aynı derinlikte ve aynı samimiyetle değer verdim. Hakikat karşısında insan aklının zaaf ve güçsüzlüğünü kanıtlayarak insan aklına karşı ileri sürülen kanıt ve argümanlara hayranlık besledim, onların tadını çıkardım.

Pessoa Pessoa'yı Anlatıyor, Fernando Pessoa (undefined)Pessoa Pessoa'yı Anlatıyor, Fernando Pessoa (undefined)
Erim Asya, Din Felsefesi Dersleri'ni inceledi.
 18 Şub 03:04 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kendim için başlattığım "Hegel Günlükleri" serim ile başlayan Alman idealizmi yolculuğunu bir türlü noktalayamıyorum. Çünkü hangi felsefeyi incelersek inceleyelim dönüp dolaşıp yine kendimi Hegel'in felsefesinde buluyorum. Nitekim Tanrı tanımazlara bile koyu bir şekilde din felsefesi dersi veren bir insanı 200 yıl sonra tekrardan rehber edinmek pek şaşırtıcı olmasa gerek. Hegel'in çoğu eserini okuduktan sonra bir çok farklı düşünceyi veya dinide eleştirdiğini görüyorsunuz. Bunlara en iyi örnek antik Yunan dini Platon ve Heraklitos olacaktır. Eleştirdiği görüşlere dair fikirler edindiğiniz de yolunuz yine Hegel'e çıkıyor buda sanırım Hegel'in felsefesinin sistematikliğini gösteriyor.

Gelelim kitaba; yarısına kadar okuduğumda aklıma ilk gelen soru şu olmuştu. "Acaba bu eseri Voltaire okusaydı ne tepki verirdi ?" Neden mi ? Çünkü Aziz Augustinus okuyabilirsiniz ve onu radikal bulabilirsiniz. Ya da Meister Eckhart okuduğunuzda hatta Fichte okuduğunuzda bile onu radikal bulabilirsiniz. Ancak Hegel'in din felsefesi adı altında yaptığı Hristiyan seviciliği kökten dinciliğe ulaşmış durumda. Evet bu "köktendincilik" ifadesi çok sert bir eleştiri gibi gelebilir zaten incelemenin devamında Ruh üzerine, bilincin sonsuzluğu ve ebediyete dair yaptığı çığır açıcı görüşlerin hakkını vereceğiz. Ama öncelikle eleştirimi tam olarak Hegel'in şu sözlerine dayandırmak istiyorum. "Dini tasavvurlar bize Hristiyan dersleri sayesinde verilmemiş olsaydı, bu Hristiyan din duygusuna sahip olmazdık. Bu tasavvurlara kesin ve bir doğru şeymiş gibi sahipsek, bu imandır." Ve ekliyor "İncil'in sözleri olduğu gibi alınmaz, çünkü İncil'in sözünden anlaşılan bu gibi kelimeler ve harfler değil, bilakis Ruhtur ve kelimeler ya da harfler o ruhla idrak edilir. İncilin kelimelerinin kavranması onu okuyanın doğru ve gerçek ruh olup olmamasına bağlıdır."

Bütün inceleme boyunca Hegel'i yerden yere vuracak değilim kısaca kitabın içeriğine biraz daha detaylı değinmek gerekirse 1824 ile 1831 yılları arasında verdiği beş adet dersin birleştirilmesi ile oluşturulmuş bir içerik var karşımızda. Kitabın önemli kısımlarından biri Kantçı akla dair eleştirileri ve benim en çok dikkatimi çeken Spinozacı Panteizmi yerden yere vurması tabi ki bunda kendine ait diyalektik ve tarihsel metotları kullanmasının da büyük bir etkisi var. Sanırım bizim şimdi nasıl ilgimizi çekiyorsa o zaman da bir çok öğrencinin ilgisini çekmiş olmalı. Schelling'in kıskançlığını sanırım şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Hristiyanlığı savunurken en azından neyi savunduğunu bilmesi yaptığı eleştirileri daha tutarlı hale getirmiş. Tanrı bilgisi ve Tanrı kavramlarına dair verdiği dersler akıcı ve berrak bir şekilde anlaşılabiliyor. Bazı anlamadığım kısımlar oldu özellikle iman ve belirlenmiş din üzerine düşüncelerini anlayabilmiş değilim. Sanırım bunu da günümüzdeki modern teolojinin eksikliğine verebilirim. Daha fazla lafı uzatmadan kitabı okumaya başlayacaklar için bir önerim var kitabı daha net anlamak için yine Hegel'in "Estetiğe giriş" kitabını okumalısınız orada iman ve Tanrı bilgisine dair bazı bölümler mevcut okuduktan sonra sanırım siz okuyucular için Hegel'in Din felsefesini anlamak daha kolay olacaktır.

Erim Asya, Heraclitus Üzerine Dersler'i inceledi.
10 Şub 22:08 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Hegel ve Kant serimin sonlarına geldiğimde Hegel'in Yunan felsefesine ve dinine dair bir eleştirisini okumuştum. "Yunan dininin Hristiyanlığa karşı gerçek eksikliği, onda, görüntünün en üstün şekle, genel anlamda tüm ilahiyata şamil oluşu iken Hristiyanlık da görünümün, ilahi olanın ancak bir anını yakalamasından ibaret oluşudur." Bu sözünden sonra zaten Hegel'in Platon, Heraklitos ile bir hesaplaşmaya giriştiğini anlamıştım. Ancak elimizde Hegel'in Almancadan bunun üzerine çevrilmiş bir eseri bulunmamakta. Yine de konuya en yakın eserin Heidegger'a ait olması beni biraz rahatlattı. Hem bu konu çerçevesinde hemde girmişken detaylı bir şekilde Heraklitos'un fragmanlarını çözmek amacıyla kitabın derinliklerine daldım.

Kitabın net ve kısa bir özetini sunmak gerekirse. Freiburg üniversitesinde Heidegger'ın filozof Eugen Fink ile ortaklaşa gerçekleştirdikleri dersleri konu alıyor. Derslerin çoğunluğu Heraklitos'un fragmanlarına dayanıyor. Ancak Heidegger'ın kitap da ulaşmak istediği nihai bir sonuç bulunmaktadır. Bu da beni kitabı okumaya iten noktalardan biri "Nihai Soru: Bir itiraz olarak Yunanlılar." işte bu bölüm aslında kitabın genel bir özetini taşımaktadır. Çünkü kitabın başından beri Heidegger belli başlı fragmanları inceliyor diğer fragmanları anlaşılabilirlik den bir hayli uzak buluyor. Bir açıdan da Heraklitos'un filolojik zarifliğini onu derinlemesine incelemeyi keyifli buluyorsunuz tabi bu biraz çaba gerektirse de yine de kendinizi o derslerde hissedebiliyorsunuz.

Ve gelmek istediğim son nokta kitabın en önemli bölümü Kant ile başlayan Hegel ile devam eden bizim varlık deneyimimizin Yunanlılar ile çakışması durumu. Hatta Heidegger daha da ileriye giderek diyor ki ; "Bizim düşüncemiz Yunanlılar tarafından asla düşünülmemiştir. Hegel’de görüyoruz. O da Yunanlıların karşısında durmuştur. Sadece kendisi de düşünmeye hazır olan kişi rakip olarak görülür. " Bu son bölüm okuyucuyu doyurma açısından bir hayli verimli oluyor. İncelememi bitirmeden önce son bir şeye daha değinmek istiyorum çeviri rezalet durumda. Almanca orjinalinden yardım alarak okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Okuduğunuzun yarısını anlayamama gibi bir durumla karşı karşıya kalabilirsiniz.

Dağ,yürüdüm bugün,
Kucağımda kuru dallar,
Ulaştım tepesine,
Dede'me baba olan ağacın,
zamansız gövdesine yaslandım.
Zihnimde yine kargacık burgacık düşünceler,
Ağaç'ın Oluş'umu, Çevre'ye büründüğü hal,
zihnimde bir sürü itlik kopukluk.
Dört taş'a dikdörtgen verdim,
kuru dalları verdim gövdesine,
vurdum kibriti.
Nene'min çeyizinden kalmış bir çaydanlık,
Gövdesi köz'de, çaydanlık'da yaşam,
Parkam'da olan tütün kırıntısı'nı çıkardım,
Kağıta yerleştirdim tütünü ,
Dağ'da beni izleyen kara böcek,
Richard Bach'dan dem vuran cırcır böceği,
Cıgaramı yerleştirdim dudağıma,
kenarına dudağımın.
Kibriti alıyorum, sonra tekrar elimi çekiyorum,
Gövde'den köz aldım, yaktım cıgaramı,
Duman düşünceme tasavvur edilmeyecek,
sükunet veriyor.
Tanrım her duman alışımda,
Zihnime Schopenhauer geliyor,
Neden gelir ki dağ başında zihnime .
Tanrım dağ başında her şey durmuş.
Ben tütünüme soruyorum,
Bu duranğanlıkta,
Heraklitos mu, Parmenides mi?
Tanrım konuş, meleğine söylüyorum,
Musa peygamber de dağ başında konuştu rab'la,
Dağ başında ellerim dizlerim de,
Konuş Tanrım,
Tanrım her şey durağan da,
Ben varolduğumu anımsıyorum.
Oysa Tanrım,
Duran her şey ,
Hiç değil mi ?