• Drakon adlı bir Atinalı, Atina Hukukunun yasalarını yazılı hale getirmekle görevlendirilmiş. Onun yaptığı yasalar Efes’te de uygulanmış. Bu yasalar sözde eşitlik ilkesine dayalıydı; ama sadece soyluları koruyordu. Örneğin sebze ve meyve çalmanın cezası Drakon yasalarına göre ölümdü. Şimdi burada durup düşünmek gerekiyor. Kimler sebze ve meyve çalar? Toprağı, bağı bahçesi olmayanlar. Soyluların hırsızlık yapması için hiçbir neden yok. Dolayısıyla bu ceza doğrudan yoksulları cezalandırmak için var. Peki, bu suçun cezası ne? Ölüm. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Ölüm cezası soylular için işlemiyor. Zaten yasanın yapılış amacı soyluları korumaktı.

    Yine Drakon yasalarına göre borcunu ödemeyen yurttaşlar köle yapılıyor fakat bu yasa da soyluları kapsamıyordu. Diyelim ki borçlu kişi soylu, alacaklı kişi soylu değil. Bu durumda borcunu ödemeyen soylu şahıs köle yapılmıyor. Alacaklı şahsın soylu olduğunu düşünelim. Borcunu ödemeyen özgür yurttaş anında köle yapılıyor. Drakon yasaları, soylulara her zaman suç işleme hakkı sağlıyor. Heraklitos, bu tür yasalar yapmak istemediği için Soylu olmaktan vazgeçip Artemis tapınağına kendisini kapatmış.
  • "Her şey akar, hiçbir şey sabit kalmaz... aynı nehire iki kere giremezsiniz."
    Heraklitos, alıntılayan Platon
  • -Simone Weil'in Şans şiirini John Berger ve arkadaşları okuyup tartışıyor-
    https://youtu.be/tg33isCuWXk

    Sevdiğim varlıklar yaratıklardır
    Şans eseri doğdular
    Onlarla buluşmam da şans eseri oldu
    Ölecekler...
    Düşündükleri, yaptıkları, söyledikleri sınırlıdır
    Ve iyiyle kötünün bir karışımıdır.
    Bunu tüm ruhumla bilmeliyim ve yine de
    onlara olan sevgimden eksiltmemeliyim.
    Sonlu şeyleri sonlu oldukları şeyde
    sonsuzce seven Tanrıyı taklit etmeliyim.
    Değeri olan her şeyin ebedi olmasını istiyoruz
    Değerli olan her şey, bir buluşmanın ürünüdür...
    o buluşma boyunca sürer ve buluşmuş şeyler
    ayrıldığında sona erer
    Budizmin ana fikri budur.
    Heraklitos'un düşüncesi de
    Doğrudan Tanrıya çıkar
    Annemi ve babamı buluşturan şans üzerine meditasyon,
    ölüm üzerine meditasyondan bile daha yararlı
    Kökeni o buluşmada bulunmayan tek bir şey bile mevcut mu bende?
    Sadece Tanrı.
    Ancak yine de, Tanrı düşüncemin kökeni o buluşmadadır.
    Yıldızlar ve çiçeklenen meyve ağaçları:
    mutlak kalıcılık ve aşırı kırılganlık.
    Her ikisine de eşit derecede bahşedilmiştir ebediyet...
  • Diyalektik, gerçekte, bilimlerde meydana gelen değişmeyi
    anlamasını bilen idealist Alman filozofu Hegel (1770-1831)
    tarafından geliştirildi. Heraklitos'un eski fikrini yeniden
    ele alarak, bilimsel ilerlemelerin de yardımıyla, evrende,
    her şeyin hareket ettiğini ve değiştiğini, hiçbir şeyin ayrı,
    tek başına olmadığını, her şeyin her şeye bağlı bulunduğunu
    saptadı ve böylece diyalektiği yarattı. Hegel'den dolayı, bugün,
    dünyanın diyalektik hareketinden sözediyoruz. Hegel'in
    başta sezinlediği şey, düşüncenin hareketidir ve Hegel,
    buna, doğal olarak, diyalektik adını vermiştir.

    Ama Hegel idealisttir. Yani ruha birinci derecede önem
    verir, bu yüzden de, o, özel bir hareket ve değişme anlayışı
    yaratır. Ruhun değişmelerinin, maddedeki değişmelerin nedeni
    olduğunu düşünür. Hegel'e göre, evren, maddeleşmiş fikirdir
    (idee'dir) ve evrenden önce, ilkin ruh vardır ve ruh, evreni
    bulur. Özet olarak, Hegel, ruhun ve evrenin aralıksız
    değişme halinde olduğunu saptar, ama bundan maddedeki
    değişmeleri, ruhun değişikliklerinin belirlediği sonucunu çıkarır.

    Örnek: Mucidin bir fikri vardır, fikrini gerçekleştirir, işte
    bu maddeleşmiş fikir, maddede değişiklikler yaratır.

    Demek ki Hegel, pekala diyalektikçidir, ama diyalektiği
    idealizme bağımlı kılar.
  • 200 syf.
    ·9 günde
    Kitap hakkında bilgiler içerir. Spoiler mevcuttur efendim :)

    Kısaca Sokrates'ten bahsedersek,
    Antik Yunan filozofudur. Annesi ebe, babası heykeltıraştır. Sokrates de bir zamanlar taş oymacılığı yapmış lakin onun için felsefe daha ağır basmıştır. Matematik, geometri, astronomi, politika ile de ilgilenmiştir.
    Sokaklarda ayırt etmeksizin herkese gerçekleri anlatması, insan davranışlarına yönelimi, hayatın anlamını sorgulayışı, doğruluğu ve erdemi savunuşu ile izler bırakmıştır. Ahlak felsefesinin savunucusudur.

    Kitabın ön sözünde Platon'un hayatı ve dört ana başlığın özetleri var. Ön sözdeki bölümlere dair yorumları kitabı bitirince okudum :)

    Platon'un hayatından bahsedersek,
    Atina’da doğmuştur . Dedesinin adı Aristokles ismini vermişler lakin jimnastik hocası alnı ve bağrı geniş olduğundan ‘‘geniş anlamında’’ Platon adını vermiştir . Sporda başarılı olup gençliğinde güreş yapmıştır. Yakın akrabalarından diyaloglarında bahsedermiş ve gurur da duyarmış çünkü onların Atina tarihinde önemli rolleri varmış o da bu vesileyle küçük yaşta siyasi anlamda hazırlamış kendini. Heraklitos ekolünden Kratylos'tan felsefe dersleri almış ve Sokrates öncesi filozofların eserlerini bilirmiş. Pek tabi Platon'u en çok etkileyen Sokrates'tir. Öğretmen-öğrenci ilişkisinde de Sokrates'in rüyası etkileşimdedir. Sokrates bir gün kucağında şirin mi şirin bir kuğuyu tutar, kuğunun kanatları büyür birden ve uçarak uzaklaşır, ertesi gün yanına getirilen Platon'u bu rüya ile yorumlamış. Platon hocasına hayranmış, onun ölümünden sonra İtalya, Mısır, Libya gezilerine çıkmış, Hint ve Akkad felsefesini tanımış, İtalya'da Pythagoras öğretileriyle tanışmış ve bakış açısını matematik, geometriyle zenginleştirmiştir. Akademia yüksek öğrenim okulu açılmış ve yönetiminde Platon varmış. Batı dünyasının en uzun ömürlü okulu imiş. Ölümüne kadar bu okul ve diyalogları ile yoğun bir şekilde ilgilenmiş.

    Kitaba şimdi başlayabiliriiiz ^_^ Euthyphron ( okunuşu da Ötifiron imiş :)) ya da dindarlık üzerine, Sokrates'in savunması, Kriton ya da yapılması gerekenler hakkında, Phaidon ya da ruh hakkında olarak 4 bölümden oluşuyor.

    1. bölüm Euthyphron,
    Basileios Stoa’da Euthypron ile Sokrates karşılaşır, ikisinin de bir davası vardır. Meletos, Sokrates’i dinsizlikle suçlar( yeni tanrılar edinmesi) ve gençleri yoldan çıkardığına dair iddialarda bulunur. Euthypron’un da, babasının kölesinin ölümüne sebep olduğuna dair suçlamaları vardır. İkisi arasında geçer diyaloglar. Sokrates'in soru- cevap diyalektiği şeklinde ilerler. Vurucu etkide sorular vardı. Okurken beynimin yandığını itiraf etmeliyimmm :) Euthypron bir rahiptir, din üzerine kendini bilge zannederek vaazlar verir. Sokrates’in davasında da din suçlaması olduğu için Sokrates ona sorular sorarak öğrenmek ister. Temel sorular :
    ‘’ Dine aykırı ya da dine uygun olan nedir ?’’
    ‘’Sence dine uygun olan her şeyin adil olması gerekir mi?’’
    ‘’Dine uygun olan öyle olduğu için mi tanrılar tarafından sevilir, yoksa tanrılar tarafından sevildiği için mi dine uygundur?’ gibi sorulara cevap bulunmasını ister Sokrates. Tanrılara hizmetin üzerinde durur, korku ve utanma arasındaki ayrımı da açıklar. Korkunun utançtan daha kapsamlı olduğunu söyler. Bu bölümde Sokrates Euthypron'un sözlerin de netliği alamaz Euthypron da uzaklaşır, konuşmalar havada kalır.

    İkinci bölümde Sokrates'in savunması vardır. Ona atılan iftiranın kaynağını bulmaya çalışır. Kimlerin bilge olup olmadığını sorgular, ''sadece tanrı bilgedir'' der. (38) Erdem üzerinde durur. Kendisini de at sineği olarak görür. '' kentimiz uyanıp kendine gelmesi için bir at sineğine ihtiyaç duyan, soylu ama iri ve hantal bir ata benziyor. Bana öyle geliyor ki, tanrı beni hiç ara vermeden peşinizden koşarak her birinizi uyandıracak, nasihat edecek ve azarlayacak bir at sineği olarak kentin başına sarmış. '' (49) Ölümden de sakınmaz Sokrates , içindeki ses onun için çok önemlidir, engel olmaz o ses. Savunduğu doğruluk, adillik ve dine uygunluktur.


    Üçüncü bölümde Kriton ( yapılması gerekenler hakkında) , Kriton ( öğrencisi) Sokrates'in idam edilmemesi için bir çok teklif öne sürer lakin Sokrates kendisine yakıştırmaz. Yasalara bağlıdır ama en çok kendi doğrusuna inanır ve savunur.

    Dördüncü bölümde Phaidon ya da ruh hakkında da ,
    Dolaylı bir diyalog karşımıza çıkıyor. ( Phaidon, Ekhekrates'in sohbetine Sokrates'in öğrencilerinin ( Kebes ve Simmias) diyalogları da katılır.) Ölüm, ruh ve beden, sağduyu konuları hakimdir bu bölümde . Pythagorasçı Kebes ve Simmias ile Sokrates'in soru-cevabı şeklinde ilerler. Sokrates ruh ile bedeni ayırır. Eşit ile eşitlik kavramı üzerinde durur. Doğmadan önce kavramlar hakkında önceden bilgi sahibi olduğumuzu söyler.‘’ Biz bu bilgilerle mi doğuyoruz yoksa daha önceden bildiklerimizi yeniden mi anımsıyoruz?’’ sorusu zihinlerimizde takılı kalır :) Sokrates’in bütün canlıların ölülerden doğduğuna dair savını irdeler. Beden ve ruhu ayrı tutarak bedenin tutku ve arzulardan arındırılmasını söyler. Bedeni beşeri, ruhu ilahi olarak görür. Özellikle bir kısım vardı ki büyüledi, insan düşmanı ile düşünce düşmanı arasındaki paralellikle insanlar hakkında yeterli bilgiye sahip olmadan duyduğumuz sonsuz güven ile birlikte sonrasındaki hayal kırıklığında hissedilen düşmanlık ve nefrete dair tespitti.

    Kitabın sonnotlar kısmı da epey faydalı ve bilgi yüklü idi. Çeviri de iyi idi bence. Kitabı bir ödevim vesilesiyle okudum, hala oturtamadığım kısımlar var eksik olduğum için. Kesinlikle tavsiye ederim, derinliği ve sorgulaması bol olan okunması gereken bir kitap imiş ^_^ Sokrates amcanın fikirlerini öğrenmek, sorularını dinlemek, cevap bulmaya dair serüvenleri değerliydi benim için. İnsanın kendi doğrusunu bulması ve inandığı yolda yürümesini yürek dolusu hissettim. Soru- cevap tekniği de insanı geliştiren bir teknikmiş bunu daha çok fark ettim okurken. Hikayem çok uzundu. Okuyanlarımız olursa zamanınıza bereket dilerimm, teşekkür ederimm. ^_^ Bir yanlışım, hatam var ise de düzeltilmesinden mesud olurum. Okuduklarımdan anladıklarım,nette araştırdıklarım, (https://dusunbil.com/...unumuze-olum-cezasi/ bu yazıyı ilgiyle okudum.) özet gibi not aldıklarımdan derleme bir yazı oldu.

    Sokrates'e dair araştırmalar yaparken'' Sokrates'in ölümünü yansıtan Louis David'in tablosunu yorumlayan bu video https://www.youtube.com/watch?v=jNXmT_4haYQ epey aydınlattı beni. Sizler de izlemek isterseniz ^_^
  • "Hiç kimse aynı nehre iki defa giremez; çünkü ne nehir aynı kalmıştır artık, ne de nehre giren kişi." Heraklitos
  • 148 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Rasim Özdenören bu kitabında iki hikayeyi birden anlatıyor.

    Bir tarafta öyle algılandığı için anormal davranışlar sergileyebilecek hale getirilen bir kadın ve arkadaşlarını diğer tarafta ise değişime fazlasıyla alışan insanların aksini söyleyen biri olmadıkça değişimi duymaz hale gelmelerini işliyor.

    Her şey değişmeye başlıyordu. Bu durumu kabul edenler olduğu gibi ret edenler de vardı. Değişime itiraz edenlerin görünürlüğü daha azdı, kabul edenlere nispetle. Ve belki de doğruyu söyledikleri, göz yummadıkları, herkesin işine gelenden farklı davrandıkları için suçlu sayıldılar.

    Değişimden rahatsız olanlardan birinin gülleri meşhurdu, kendini gül yetiştirmeye adamıştı, çünkü o değişimi öfke, kahır ve iğrenme ile karşılıyordu. Yıllar sonra evinden çıktığında da (yaşadığı yeri tanıyamıyordu) öyle baktı, aynı duygularla. Tuhaf ki ona "tuhaf" deniyordu. Olması gereken hangisiydi?

    Kitap biraz garip biraz karmaşık biraz da başlamadan biten bi aşkı da içinde barındırıyor.

    Ayrıca kitapta zamanında bazı davalar için verilen canların şimdi kıymetinin bilinmediği de anlatılır.

    Yazar, kitabını iki hikayeyi birleştirerek noktalar.

    Kitabı bitirdiğimde anladım ki adı ile müsemma imiş.

    Son olarak bu uygulama için yazdığım ilk incelemenin bu kitapla olması da güzel bir tevafuk oldu benim için.

    "Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir." Heraklitos
  • "Asıl sorun, Shakespeare amcamın Heraklitos eniştemizden intihalen Hamlet ağbimize gayetle veciz bir biçimde söylettiği gibi, olmak ya da olmamak değildir, nah işte budur, moruk: Olmak, ama ne için olmak?"