(...) Türk müziğinin büyüklükleri, “müzik devrimi” dedikleri herze ile dümdüz edilmiştir. Beş asırda oluşmuş, on asırda oluşmuş bir kültür hazinesi, birkaç yıl içinde berhavâ olmuştur. Devrim, ilk ânda büyük bir etkisi olmamış gibi görünmüşse de, bir süre sonra Türk müziğine hayat veren kökler tek tek kurumuştur. Ve her şey, devlet zoruyla, tepeden inme bir biçimde yapılmıştır.
1924’te Müzika-yı Hümayun İstanbul’dan Ankara’ya taşınır ve adı “Riyaset-i cumhur Armoni Musikası” olarak değiştirilir. Aynı yıl, çoksesli Batı müziği misyonerleri yetiştirilmek üzere, Zeki Üngör’e “Musikî Muallim Mektebi” açtırılır. Aynı yıl, aynı gaye ile, çok sayıda talebe Avrupa’ya gönderilir. 1926’da Türkiye’deki bütün mekteblerde Türk müziği eğitimi yasaklanır ve yerlerine Batı müziği dersleri konulur. Aynı yıl, Türkiye’de tek musikî mektebi olarak kalmış bulunan Darülelhan’ın Türk müziği şubesi lâğvedilerek, yerine Batı müziği eğitimi verecek “İstanbul Belediye Konservatuarı” kurulur. Ardından Türk halk müziğine el atılarak onlar da Batılı usûlde armonize edilir ve buna “millîleştirme” adı verilir. 1933’te Riyaset-i cumhur Armoni Musikası’nın yanına “Riyaset-i cumhur Filarmoni Orkestrası” oluşturulur. 1936’da “Ankara Devlet Konservatuarı”nın açılması ve başına Nazi’lerden kaçmış Yahudi Paul Hindemith’in getirilmesiyle “millîleştirme” işi tamamlanmış olur:
**“1950 yılında Demokrat Parti iktidara gelinceye kadar Türkiye’nin resmî müzik politikasından hiçbir sapma olmamış ve devlet ancak Batı müziği çalışmalarını desteklemişti. Ancak o tarihten sonra denge klâsik Türk müziği ile halk müziği yararına bozuldu ve radyodaki çoksesli müzik proğramları iyice azaltılarak, Türk müziği yayınlarının oranı büyük ölçüde arttırıldı. Türkiye’de yapılan müzik eğitiminde ve bu kurumlara verilen
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 2, Nisan 1996, Feyyaz Aksakal imzasıyla) TÜRK MÜZİĞİNİN TEMEL MESELELERİ, -Müzik Devrimi Değil, Müzikte Soykırım-