Agora meyhanesinde bir akşamüstü. Masalardaki insanlar hep tanıdık. Doktor Fikret Ürgüp, Kuzgun Acar, Bedri Rahmi hoca, Resim bölümünden Birol, Burhan, Postane müdürü ve jetoncu kız, Mehmet Ulusoy, heykeltıraş Metin... Agora meyhanesi bizim evimiz, Şef Hasan’la ikimiz açıyoruz, biz gidince kapatıyorlar. Garsonun adını Friedrich taktık. Ecnebi isimler çok moda, barmenlere “Hey Corc!” demek çok yaygın, ancak bizim garson çocuk isminden hiç memnun değil. -Ne demek ağbi o? diyor, kendisine pis bir isim taktığımızdan kuşkulanıyor.
Hey garson!.. Ölmediysen, bir içki..
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hiç şüphesiz dolgunca bir bahşiş alan garson ingiliz'in arabası önünde yerlere kadar eğilerek selam veriyordu. Cemil Kami Mahsun bir tavırla boynunu büküp ilave etti: Hey ya Rabbim! Şurada vallahi İstanbul da her zaman içinde neler gördü. Necdet gözleri dolu dolu: Evet biz iliklerimize kadar çürüttüler! Dedi.
Bekir Hoca'nın İçki ve Cigara keyfi (Gülme garantili)
Müsaade edersen, Bekir Hoca efendi amcam bu akşam da benim misafirim olsun da, dışarıda onunla yiyelim… dedim. Bekir Hoca bunu duyunca, “Bak, oğlan adam oluyor” gibilerden babama göz kırptı. Babam da memnundu. Peki, dedi, Bekir Hoca razı gelirse âlâ… Bekir Hoca, Ben öyle her lokantada yemem, dedi, bir Müslüman lokantası var mı? Hacı Raşit’in lokantası var… dedim. Her akşam içtiğim lokantanın sahibi Raşit, gerçekten hacı idi. Tabelasında “Lezzet Lokantası - Hacı Raşit Eroğlu” yazılıydı. Bekir Hoca’nın bizim evde nasıl yemek yediğini gördüğüm için, ne olur ne olmaz diye yanıma çokça para aldım. Akşam Hacı Raşit’in lokantasına gittik. Bekir Hoca yine oruçluydu. İftar saatinde besmele çekip bir yudum suyla orucunu bozduktan sonra çorbaya girişti. Ben sözüm ona bir ızgara köfte yedim. Garsona, Komposto getir, diye elimle içine votka koymasını işaret ederek göz kırptım. Votkalı komposto geldi, kaşığı çaldım. Bekir Hoca çorba içiyor, ben komposto… Bekir Hoca bir çorba daha içti. Ben kendime bir komposto daha ısmarladım. İkinci çorbayı içtikten sonra hoca, tas kebabı istedi. Ben üçüncü kompostoyu içiyordum. Yavaş yavaş kafamı bulmaya başlamıştım ki, Kırık Ali yanında üç kopukla lokantadan içeri girdi. Eyvah, şimdi bir rezalet çıkacak. Kırık Ali’nin girdiği yerde çıngar çıkarmadığı görülmemiş. Kırık Ali, Bekir Hoca’yı görünce birden koşup hocanın eline varmaz mı! Bekir Hoca’nın elini öpüp, Duan sayesinde Hoca efendi, inşallah bizim gibi günahkârlar da Hak yoluna girer… dedi. Bekir Hoca, bu sözlerden çok duygulanıp, Berhudar ol evlat, buyur, otur… dedi. Kırık Ali ile yanındaki üç serseri, lokantaya içmeye geldiklerinden Bekir Hoca’nın yanında oturmak istemedilerse de hoca onları zorla bizim masaya oturttu. Ben o sırada votka karıştırılmış dördüncü kompostoyu
Sayfa 97 - Ad Yayıncılık·Kitabı okudu
Alıntı
Çince' de Li kelimesi, hem ayrılık hem de armut anlamına gelirmiş. Bu sebeple Çin geleneklerinde sevgililerin ayrılmamaları için bir armudu bölerek paylaşmamaları tavsiye edilirmiş. Bizi ayıran şeyin bir armut olması fikrini kabullenemiyorum. Başka bir şey olmasını da kabullenemiyorum. Genel olarak kabullenemiyorum Osman.
Hiç kimse böyle kıçıkırık bir yaratık için ölmez. Fakat sahiden bazı kadınlar bir adamın ruhunu en olağandışı biçimde coşturabiliyor. Hey garson! Buraya biraz şarap getir. Beynim fazlasıyla ısındı ve ancak şarap onu serinletebilir.
Sayfa 9 - Kafekültür Yayın
1000Kitap