Bu bölüm ve eşler arasındaki çatışmayı tartışacağımız bir sonraki bölüm size korkunç biçimde insani değerlere aykırı görünebilir; hatta çocuklarına ve birbirlerine bağlı insan ebeveynlerin moralini bozabilir. Bir kez daha, bilinçli güdülerden bahsetmediğimi tekrarlamalıyım. Hiç kimse çocukların, içlerindeki bencil genler yüzünden bilerek ve kasıtlı olarak ebeveynlerini aldattığını öne sürmüyor. Bir kez daha tekrarlamalıyım ki "Bir çocuğun hiçbir yalan söyleme, hile yapma, aldatma, kullanma ve bunların benzeri yönlendirme fırsatını kaçırmaması gerekir" gibi bir şeyler söylediğimde, "gerekir" sözcüğünü özel bir biçimde kullanıyorum. Bu tür davranışın ahlaki ya da arzulanan bir şey olduğunu savunmuyorum. Yalnızca doğal seçilimin bu tarzda hareket eden çocukların yararına işleyeceğini ve bu yüzden de yabani nüfuslara baktığımızda aileler içerisinde bencillik ve hile görebileceğimizi söylüyorum. "Çocuğun hile yapması gerekir" cümlesi, çocukları hile yapmaya yatkın kılan genlerin gen havuzunda avantajlı olduğu anlamına gelir. Eğer buradan insana ilişkin çıkarılması gereken bir ahlak dersi varsa, o da çocuklarımıza özgeciliği öğretmemiz gerektiğidir, çünkü özgeciliğin çocuklarımızın biyolojik doğasının bir parçası olmasını bekleyemeyiz.
Beni nasıl karşıladığını hiç düşünmüyorum. Kimsenin beni nasıl karşıladığını hiç düşünmüyorum. Belki bencillik ediyorum ama, artık bir yerde, ancak benim, kendimin herkesi ve her olguyu nasıl karşıladığım ilgilendiriyor beni.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ödül veren yayıncının bile basmadığı ilk romanımı büyük ihtimalle başka bir yayınevi de yayınlamayacaktı…..
Kendimden ve romanımdan nefret ediyordum.
O günlerde herkes halime acıyor gibi gelirdi bana. ….beni küçümseyecek diye düşündüğüm için kalabalık toplantılara gitmez, yeni tanıyacağım kişilerin ‘’Ne iş yapıyorsun?’’ diye sormalarından hiç hoşlanmayarak bu soruyu sorma ihtimali olan kişilerle karşılaşmamaya çalışırdım.
Babamın uzaylı olup olmadığını soran çocuk
bu sefer de uzaylılara inanıp inanmadığımı ve hiç uzaylı görüp görmediğimi sormuştu.
Sırama oturduğumda yanımdaki çocuk gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Çok sinir bozucuydu ve daha fazla dayanamayıp, “Ne var?” diye sordum. “Eğer uzaylıysan hayatımda gördüğüm en güzel uzaylısın,”
dedi.
Haçlı Seferleri İslam-Hristiyan düşmanlığını gergin hale getirdi. İslam'ın ilk yüzyıllarında hiç bulunmayan bir şeyi, fanatizmi(taassubu) doğurdu. Buradan ''tekfir'' sistemi çıktı. Doğu, Batı'dan gelen her şeye ''gavur icadı'' diye kapılarını kapadı. Dıştan Haçlılara karşı, içten Batinilik gibi akımlara karşı korunmak için İslam alemi iki türlü teşkilatlandı. Bunların biri devletin teşkilatı idi: Medrese halini aldı. Öteki halkın teşkilatı idi, tekke ve tarikat halini aldı. Birincisi kafaya, ikincisi gönle aitti. Fakat kafa ve gönül ayrı teşkilatlanınca İslam ümmetinin birliğini bozdu. Medrese-tekke ikiliği, bütün gerginliği ve çatışmaları ile yüzyıllarca sürdü.