Galiba emanet edecek bir sırrı, teslim edecek son bir sözü vardı.
Fakat kime söylemeli? Nehir merhametsiz! Ağaçlar hissiz! Bulutların arasından büsbütün kurtulmaya çalışarak ışık saçan ay kayıtsız!
Bakan körler, işiten sağırlar, konuşan dilsizler, hissiz kalpler, akletmeyen beyinler ve herkesleşen insanlar arasında kendi dilini, içindeki cevheri, hayatın anlamını bulabilmektir görmek. Yol, yordam ve yoldaşını seçebilmektir.
İş burasındadır ki, Oliver onların düşündüyü kimi hissiz və duyğusuz deyildi ; əslində o, çox həssas bir uşaq idi, amma pis rəftarın nəticəsində elə bir həddə gəlib yaxınlaşmışdı ki, ömrünün axırına qədər hissdən uzaq və qaşqabaqlı qala bilərdi.
Hangi hain tesadüf dün onları yolumun üstüne çıkardı ve beni, senelerden beri dalmış olduğum derin uykudan, artık yavaş yavaş alıştığım hissiz uyuşukluktan ayırdı. Deli olacağım, yahut öleceğim dersem yalan söylemiş olurum. İnsan tahammül edemiyeceğini zannettiği şeylere pek çabuk alışıyor ve katlanıyor. Ben de yaşayacağım… Ama nasıl yaşayacağım!.. Bundan sonraki hayatım nasıl dayanılmaz bir işkence olacak!.. Ama ben dayanacağım… Şimdiye kadar olduğu gibi…
Ama insanların kaderlerinin sinsice kesişmesini dikkatle izleyen biri, bir hayatın başka bir hayata yapacağı etkilerin yavaş yavaş hazırlandığını görür, bu etkiler tanistirilmadigimiz bir komşuya karşı umursamazligimizda ve ona hissiz bakışımızda kasıtlı bir ironi gibi kendini gösterir.