Puan vermedi·376 syf.··
2026 68. kitabı
Ben bu kitabı çok sevebilirdim. Ama özellikle yarısından sonra kendimi sürekli yazarın tercihlerini sorgularken buldum. Hitler faşizminin sonuçlarını anlatan çok fazla metin okuduk, çok fazla belgesel izledik. Toplama kamplarını, savaş suçlarını, yıkımı, vahşeti bilmeyenimiz yok. Ama beni asıl düşündüren hep öncesi oldu: Bir toplum bu noktaya nasıl geldi? Sessizlik nasıl sıradanlaştı? Ve herkes iktidara boyun eğmişken bir avuç insan buna nasıl karşı çıkabildi? Harro ile Libertas kuşkusuz bu soruların peşinden giden bir okura kollarını açan bir kitap. Özellikle ilk yarısında Nazi Almanyası’nı yalnızca tarihsel bir dekor olarak değil, insanların gündelik hayatlarına sızan bir atmosfer olarak kurabiliyor.Korkunun dile, ilişkilere, sessizliğe nasıl yayıldığını hissettirebiliyor. Ama bir noktadan sonra kitabın baktığı büyük meseleler -faşizm, cesaret, ahlaki direnç- ilişkisel ayrıntıların gölgesinde kalmaya başlıyor. Direnişin trajik ağırlığını taşımak yerine, dramatik yoğunluğu az oldu bunun, azıcık romantik karmaşıklık katayım, diyor yazar. Böyle kitaplarda insan ister istemez bir anlam ekonomisi arıyor.Eğer bir sahne dönemin ruhunu, direnişin bedelini, insanın kırılganlığını derinleştiriyorsa yerini buluyor. Ama bu kitapta okuru tarihin merkezinden çekip başka bir frekansa taşıyor bence. Hele de o ayrıntılar anlatıyı yalnızca ‘renklendirmek’ için kullanılmış gibi gelince. Beni kitaptan uzaklaştıran ikinci şey ise tonundaki değişim.İlk yarıda kitap daha çok atmosfer, ahlaki çözülme,korkunun topluma yayılışı üzerinden ilerliyor. Yani merkezde bir toplumun ruh hâli var. Ama ikinci yarıda yapı değişiyor.Ağlar,bağlantılar,gizli buluşmalar, şifreli ilişkiler…Bunları sırtını yasladığı asıl meseleden koparmadan anlatamamış bence yazar. Tarihsel-ahlaki bir anlatı okurken
Harro ile LibertasNorman Ohler · İletişim · 202165 okunma
Adolf Hitler
8/10
·296 syf.··
2026 1. kitabı
·
41 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 22:13
Adolf Hitler'i merak edenler için iyi bir başlangıç kitabı olduğunu söyleyebilirim. Yazar, kitabın ilk bölümünde Hitler'in aile geçmişini; özellikle babası ve babaannesi üzerinden çeşitli araştırmalar ve iddialar ışığında ele alıyor. İkinci bölümde ise okültizmle ilgilenen siyasetçi Rudolf Sebottendorff'un Türkiye'deki mistik çevrelerle olan ilişkilerine odaklanıyor. Sebottendorff, bazı araştırmacılar tarafından Nazi ideolojisinin oluşumunda etkili isimlerden biri olarak görülmektedir. Kitapta ayrıca onun Hitler'in siyasi kimliğinin şekillenmesinde ve hitabet yeteneğinin geliştirilmesinde rol oynadığına dair görüşlere de yer verilmektedir. Tarih, siyaset ve okültizm kesişimine ilgi duyan okurlar için ilgi çekici bir çalışma olsa da, kitapta yer alan bazı iddiaların tartışmalı olduğunu akılda tutmak gerekir. Akademik bir biyografiden çok, Hitler'in bilinmeyen yönleri ve dönemin mistik çevreleri üzerine alternatif bir okuma sunuyor. Bu yönüyle merak uyandırıcı buldum.
Bilinmeyen HitlerAytunç Altındal · Destek Yayınları · 2018639 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
8/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
Katil kim, ipuçları neler gibi düz mantığı, gizemi olan bir polisiyeden ziyade psikolojik, sanatsal ve felsefik derinliği ağır basan; pisikolojik polisiye türünde bir kitap Yolun Sonundaki Kadınlar. Kadın cinayetleri üzerine; parçalanmış Bir zihin akışının içindeki polisiye kitabı. Cinayetlerden çok ölüsevici toplumun, namus adı altında hemen yaftalamaya meyilli toplumun, duyarsızlaşmış seyirci olan toplumun, yozlaşmış toplumun , bir türlü gelmeyen adaletin ağırlığı altında ezilip gerçeklikle bağını koparıp içsel olarak parçalandığı noktadaki farklı versiyonları okuyoruz. Renk sembolizmi ( çevredekilerde sarı renk, kadının üstündeki elbisenin hep mavi oluşu ), dikkatini dağıtarak, detaylarda boğularak ( koku, renk, çevreyi izleme ) travmayı bastırma ; zaman algısının bükülmesi , rüya- halüsinasyon- gerçek karmaşası tam olarak zihin akışı içinde yüzüyor etkisi veriyor. Ve zihnin ne kadar kasvetli, çarpık ve parçalara ayrılmış olduğunu görüyoruz. Karakterimiz zaman-mekan-an-anı karmaşası içerisinde. Zaman takibinde zorlanıyor , anılar birbirine karışıyor, uykusuzluk çekiyor ve biz bunları an ve an yaşayıp aynı karmaşa içine düşüyoruz. İçsel bunalımı içindeyken yaşlı bir adamın oldukça yüklü bir miktar avans ile verdiği teklif ile hayatı tamamen değişti. Sonunu okuduğumda bir süre sindirmem gerekti. Maske detayı bende farklı farklı teoriler oluşturttu. Kitap içinde en çok yakıştırdığım benzetme ortada bir c*set varken fotoğrafını çekmeye çalışan kisileri Hitler selamı verdiğini düşündüğü andı. Aynı zalimlik gerçekten ... Toplumumuzun kanayan yarasına bir de beyin yakacak bir pencereden bakmak isterseniz : Yolun sonundaki Kadınlar. birebir. işbirliği @myhopestars @dersimozel @alakargayayinlari
Yolun Sonundaki KadınlarDersim Özel · Alakarga Sanat Yayınları · 202644 okunma
İnsan kendisini neden ve nasıl kandırır?
9/10
·464 syf.··
2026 11. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 01:56
Ben böyle kitaplara bayılıyorum arkadaş ayrı bir evreni loreu arkaplanı olan kitaplar bunlar.Yüzyıllık yalnızlık hastalıklı bir ailenin 6 nesil hikayesini anlatır buendia ailesinde sık görülen akraba evliliği en sonunda bu ailedeki kişilerin ruhsal olarak hastalıklı ve psikolojik olarak sıkıntılı tipler olmasına sebep olur buendia ailesindeki kişiler ne sever ne de sevilebilirler.Yüzyıllık dönem de de karakterler neredeyse ırsi olarak birbirlerine aktarılır ki yazar buna çoğu yerde dikkat cekiyor örnegin aureliona ve arcadio isimlerine sahip kişilerin karakterleri farklı olmaktadır bu döngüsel olaraktan da birbirini takip eder ve bazı olaylar ise önceki gelisenin tekrarıdır günün sonunda(spoiler spoiler spoiler) 0 dan başlayan macondo ise tekrar 0 a döner bütün olaylar kendisini 2 kez tekrar etmiştir kitapta fazlasıyla cinsel ögeler olduğu için sevmeyen okumayan kişilere de açıkçası saygı gösteriyorum şimdi ben fazla uzun bir inceleme yazısı da yapmak istemiyorum açıkçası peki ne olsaydı kitap farklı bir sonla bitebilirdi 1-benim en büyük teorim gerinoldo marquezin ki kendisi albay eğitimli ve alaylı bir asker amaranta ile evlenmesi;eğer böyle olsaydı ailedeki eksik olan ve aureliano buendianın aptal gibi göstermekten çekindiği otorite figürü sağlanmış olacak onlardan doğacak çocuklar bir nebze daha sağlıklı olacak ve bu gerizekalı buendiaları güdeceklerdi 2-arcadioya sevgi gösterilseydi küçük hitler olup çıkmazdı ursulanın çıkıp arcadionun oğlu jose arcadioyu adam etmeye çalışması zaten fiyaskoyla sonuçlandı ve geç bir hamleydi 3-aureliona segundo fernandayı boşayıp evden kovmalıydı gidip petra cotesi eve hatun yapmalıydı çünkü fernanda dini ve batıl inançları yüzünden önünü göremeyen bir salak ve ayrıca santa solfi de le piedadı çok baskıladı ki kendisini kaynanası
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,5bin okunma
Yazım değil klavyem bozuk.
Puan vermedi·%80 (402/501 syf.)··
19 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 08:14
Bence Zweig, "Dünün Dünyası" sancısını çektiği için, güvenli, medeni ve kendine hak gördüğü bir dünyanın yok oluşunu bizzat tecrübe ettiği için, Filistin'de nesillerdir devam eden bu yıkımı modern barbarlığın bir kanıtı sayardı. Biliyorum dan diye girdim ama bu budur. Zweig öldüğünde Filistin halkı zaten acı çekiyordu. Ancak Zweig bu acıyı örgütlü bir Yahudi devletinin zulmü olarak değil, İngiliz sömürgeciliğinin ve Nazi zulmünden kaçan çaresiz mültecilerin yarattığı trajik bir bölgesel çatışma olarak gördü, bence. Ve oraya sışınan yahudiler ile zaten orada olan azınlığın arasındaki farkı da bilirdi. Eğer 1948 sonrasını ve bugünkü iğrenç askeri işgali görebilseydi, Theodor Herzl'in o "saf rüyasının" nasıl bir kanlı pisliğe dönüştüğünü fark edip çok daha büyük bir yıkım yaşayacaktı. 1 2 yıl erken intihar edebilirdi belki. Şu adama temasını okuduğum yerde kitanı bırakabilirdim. Yine Zweig, bir mektubunda Filistin'de bir Yahudi yaşamı kurma çabalarını eleştirerek genel olarak gençlere "Filistin'e gitmek yerine diller öğrenmesini ve küresel bir serbest ruh olarak kalmasını" tavsiye etmiştir. Zweig, Yahudilerin o topraklara gidip yerleşmesini yapay ve zorlama bir milliyetçilik projesi olarak gördüğünü anlıyorum. Zweig, Siyonizm'in Filistin'de bir devlet kurma fikrine karşı çıkarken en büyük savunusu dayanağı argumanı da barış barış barıştı. O dönem Filistin'e yapılan zorunlu göçlerin, ki bana göre bu sığınmadır ve toprak satın alımlarının ki bu konu da fikrim de çoğunluğa uymuyor, yerel Arap nüfusla bir çatışma ve şiddet doğuracağını biliyordu. Doğurdu da. İntihar ettiği için birinci nakba felaketini göremedi. Ama evet felaket yaşandı. Zweig, Yahudiliğin tarih boyunca orduya, silaha ve sınırlara ihtiyaç duymadan hayatta kalmasını bir gurur kaynağı olarak görüyordu zaten
Edebiyat
Dünün DünyasıStefan Zweig · Can Yayınları · 20242,683 okunma
Puan vermedi·198 syf.·
2026 295. kitabı
Livaneli'nin Serenad kitabında yer alan Nadia Yahudiydi. Yine Livaneli'nin Huzursuzluk kitabındaki Meleknaz bir Ezidi kızıydı. Bülbülü öldürmek kitabında yer alan Tom Robinson siyahi bir insandı ve son olarak Çizgili Pijamalı Çocuk kitabında yer alan Shmuel yine bir Yahudi çocuktu. Farklı kitaplarda yer alıp her biri yüreğimize dokunmayı başarabilen bu karakterlerin hepsinin ortak bir özellikleri vardı: ya sevdiklerinden ayrı düştüler, ya da öldüler... Peki bu insanların suçları neydi? Sadece ve sadece onlara zulmedenlerden farklı bir ırka mensup olmalarıydı... Henüz çok uzak değil şunun şurasında 70-80 yıl önce medeni! olarak nitelendirilen Avrupa'nın göbeğinde yer alan Auschwitz toplama kampı bir diğer adıyla ölüm! kampında yaşanılanlarla birlikte yazar bize o döneme ait etkileyici ve hüzünlü bir hikaye sunmuş. Babası Hitler'in Almanya'sında komutan olan Bruno, babasının görevi nedeniyle ailesiyle birlikte Auschwitz'e yerleşiyor. Yalnız kalan ve hiç arkadaşı olmayan 9 yaşındaki Bruno, yeni şeyler keşfetmek ve yalnızlığına bir nebze çözüm bulma umuduyla evinden çıkıyor ve evinin karşısında yer alan tel örgüler doğrultusunda yürümeye başlıyor. Bu yürüyüşün bir noktasında tel örgülerin diğer tarafında kendisi gibi 9 yaşında olan Shmuel ile karşılaşıyor ve arkadaş oluyorlar. İlerleyen günlerde Bruno hergün ailesinden gizli bir şekilde aynı yere arkadaşıyla buluşmaya gidiyor. Birbirlerini çok seven, sürekli sohbet eden ve tel örgülerin ayırdığı bu çocuklar birlikte oyun oynayabilmek ve daha çok birlikte vakit geçirmek istiyorlar. Bir gün Bruno arkadaşının giyindiği çizgili pijamalardan giyinip, arkadaşının da yardımıyla asla girmemesi gereken tel örgülerin çevirdiği alana giriyor... bundan sonrasını kitaptan okumak daha iyi olacaktır. Kitabın o kadar çocuksu nitelikte
İnceleme
Çizgili Pijamalı ÇocukJohn Boyne · Tudem Yayınları · 202150,7bin okunma