Yalnız
Başkaları gibi değildim çocukluktan beri, Görmedim başkalarının gördüğü gibi
Ortak bir pinardan almadım tutkularımı,
Aynı kaynaktan almadım kederimi. Uyandıramadım yüreğimi sevince aynı seste
Ve sevdiğim her şeyi-yalnız sevdim. Sonra-çocukluğumda-kasırgalı
Bir yaşamın şafağında-iyinin ve
Kötünün her türlü derinliğinden
Çekildi hâlâ bağlayan gizem beni.
Selden ya da kaynaktan
Kızıl uçurumundan dağın,
Güneşten, Ağustosun altın rengiyle
Çevremde dönen--
Gökteki şimşekten uçarak
Beni geçerken-
Gökgürültüsünden, fırtınadan
Ve o buluttan
-Maviyken göğün kalan kısmı-
Gözümde bir şeytanın şekline giren.
DUA
Mecaz gürler suçundan, kalbe sürgündü,
paslanmış. Çocuksuz, eski bir hıçkırık.
Gür kandilin titrerse, yüksel sulardan, düş.
Süzülmezsin, büyürsün. Çocuklar, kır delen
kardeş sularmış. Nedircikler büyür, sokak
çağırdıkça. Çık, dökül! Kayıklar muskanın.
Canlı kurşun parlasın sırtında. Gök verdi
an'nanem kağıtlar çırpınırken. Sular durgun.
Karanlıkmış yosunlar, karaymış bir deniz.
Ruh, çarpıyormuş.
Sen ey su,
Gerçekten ayrılacak mısın balçıktan?
Yıldızlarını Kudüs'ün üzerine serp ey gece.
Yakazanın peygamberleri uyuyorlar onun içinde, ayaklarının arasında duruyor balçık ve bölünüyor çöllere ve tünellere.
Üzerine düşen bu göksel tablolara neler anlatacak?
Ne söyleyecek şeytanlara ve ordularına, meleklere ve tanrılarına?
Ne söyleyecek yeryüzüne ve oğullarına?
Tanıyan var mı Kudüs'ü yıldızlardan başka?
(Beyrut-Bloomberg-Paris, Temmuz-Ağustos 2010)