Dijital Ayraç - Bölüm 7: Canan Tan - Piraye
Puan vermedi·431 syf.··
2026 18. kitabı
Özgür Ruhun Trajik Teslimiyeti: Piraye Uzun zamandır bir karakteri okurken bu kadar sinirlendiğimi, nabzımın hiç stabil kalmadığını ve kalbimin bu kadar sert zikzaklar çizdiğini hatırlamıyorum. Canan Tan'ın "Piraye" romanının kapağını kapattığımda içimde derin bir sessizlik değil, koskoca bir isyan vardı. Normalde bu platformda her kitabın hayatımıza bir şeyler katacağına inanarak naif incelemeler yapmaya çalışırız. Ama ne üslubuyla ne konusuyla ne de karakterleriyle elle tutulur hiçbir yanı olmayan, neresinden tutsak elimizde kalan bir hayal kırıklığı oldu benim için. Görüp görebileceğim en iradesiz, en tutarsız karakterlerden biri Piraye. Özgürlük, hak, adalet, eşitlik gibi kavramlar sadece dilinde; yaşamının hiçbir yerine dahil etmemiş bu değerleri. Hayatın akışına kendini öyle bir kaptırmış ki, koca bir ömrü sadece "Acaba hangisiyle evlensem?" diye düşünerek, her sene başka bir "yakışıklı" beyin ona aşık oluşunu seyrederek geçiriyor. Sözde özgürlüklerin kadını, onu kısıtlayacak hiçbir şey istemez... Ama Haşim onu kısıtladığında hemen affetmeyi bilir, kendine "Haşim'in Piraye'si" demekten zerre çekinmez. Hele o Haşim'in eski sevgilisiyle konuşurkenki küçülmesi, adeta "istersem onun eşini de elinden alırım" iması... Bir insan ancak bu kadar alçalabilir. Ve her şeye rağmen, kendine rağmen evleniyor Haşim'le. "Denemezsem pişman olurum" diyor. Kumar mı oynuyoruz Piraye, evliliğin neyini deniyorsun? Aşık olsa bu aptallıklarını bir kalıba sokup anlayacağım ama aşıkmış gibi de davranmıyor. Bu düpedüz tercih edilmiş bir aptallık. Haşim ise baştan aşağı bir hayal kırıklığı. Kendi kararlarını dahi tek başına veremeyen, evlenene kadar alttan alıp evlendikten sonra Piraye'nin gururunun ayaklar altına alınmasına seyirci olan bir adam. Ve nihayetinde o aptal erkeklik egosuyla
1000Kitap
PirayeCanan Tan · Altın Kitaplar · 201350,4bin okunma
Bir Çocuğun Elinden Alınan Hayat
10/10
·360 syf.·
2026 77. kitabı
İnceleme yazıma başlamadan önce şunu söylemem gerekiyor: bu kitabı ✯Bellisperennis✯ ablanın paylaştığı alıntıları okuyunca ve onun yazdığı incelemeyi gördükten sonra direkt okuma listeme ekledim. İyi ki de eklemişim. Bu kitabı okumama vesile olduğu için kendisine teşekkür ederim. Şimdi gelin, bu benim için hiç kolay olmayan incelemeye başlayalım. Açıkçası nasıl başlayacağımı bilmiyorum çünkü kitap beni gerçekten paramparça etti. Hani bazı kitaplar vardır, bitirirsin etkilenirsin ama zamanla geçer… Az kesinlikle onlardan biri değil. Bitirdikten sonra bile içinden çıkamadığın, zihninde dönüp duran, seni rahat bırakmayan bir hikâye. Sayfaları çevirirken bile boğazım düğümlendi, bazı yerlerde gerçekten durup nefes almak zorunda kaldım. Derda’nın yaşadıkları o kadar ağır ki bazen “bu bir kurgu olabilir mi?” diye düşündüm ama sonra daha kötü bir gerçek geliyor aklına: bunun gerçek hayatta karşılığı var. 11 yaşındaki bir çocuğun okulda olması gerekirken evlendirilmesi, hayatının elinden alınması zaten başlı başına bir felaket. Ama bunu yapan kişinin bir anne olması… işte orada kelimeler yetmiyor. Bir anne nasıl böyle bir şey yapar? Nasıl kendi çocuğunu bir hayatın içine “gömebilir”? Bu soruyu kitap boyunca defalarca sordum ve her seferinde içimdeki öfke biraz daha büyüdü. Evlendikten sonra Derda’nın yaşadıkları ise bambaşka bir karanlık. Bezir’in ona yaşattıkları, bir çocuğun zihninin ve bedeninin kaldırabileceği şeyler değil. Okurken tüylerim diken diken oldu, bazen gerçekten okumaya devam edemedim. Çünkü artık sadece bir hikâye okumuyorsun; sanki o odadaymışsın, sanki o sessiz çığlıkların içindeymişsin gibi oluyor. Ve en kötüsü de hiçbir şey yapamamak hissi. Derda’nın her geçen gün biraz daha silinmesi, biraz daha kaybolması insanın içine oturuyor.
AzHakan Günday · Doğan Kitap · 201926,9bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·40 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 20:47
Omelas'ı Bırakıp Gidenler, küçük hatta küçücük hacmine nazaran, son zamanlarda adalet, vicdan, erdem konularını düşünmeye zorlayan en kayda değer eserlerden biri oldu. Ursula K. Le Guin 40 sayfalık bu eserinde, çizimleri de bir tarafa ayırırsak net olarak 30 sayfadan bile daha küçük bir hacimde, saatlerce konuşulsa yetmeyecek derinlikte bir sorgulamaya adeta itiyor okuru. İddia ediyorum; bu kitabın düşündürdükleri kendi hacmini rahatlıkla gölgede bırakabilir... Kendi değerlendirmeme geçmeden önce, konuyu biraz uzatmak pahasına da olsa, bu eseri okumama vesile olan ve eseri çok çok iyi şekilde tanımlayan bir sosyal medya paylaşımının metne dönüştürülmüş halini paylaşmayı, hem eseri layıkıyla ifade etme hem de değerlendirmeyi yapan kişinin hakkını teslim etme adına gerekli buldum: =========================== ALINTI (linki yorumda sunulmuştur) “Bir öykü var. Ne zaman okusam ilk defa okuyormuşum gibi etkileniyorum. Size ondan bahsedeceğim. Ama önce bir sorum var, (hayır) iki! 1. Bir şehrin bütün çocukları mutlu olsaydı ama bunun için yalnızca bir çocuğun acı çekmesi gerekseydi kabul eder miydiniz? 2. Soruyu değiştiriyorum şimdi: ya o acı çeken çocuk sizin çocuğunuz olsaydı? Ursula Le Guin 1974'te "Omelas'ı Bırakıp Gidenler" diye kısa bir öykü yayımlıyor. Öykü daha sonra en prestijli bilim kurgu ödüllerinden birini kazanıyor. Aradan elli yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ okuyunca insanı rahatsız etmeyi başarıyor. Şimdi, "Omelas" denen bu ülkede herkes mutlu. Savaş yok, yoksulluk yok. Korku yok. Çocuklar güvende. Ama bütün bu düzenin altında bir bodrum katı var. ve o bodrumda da bir çocuk. Yalnız, unutulmuş. Kir içinde. Ve herkes bu çocuğun acı çektiğini biliyor; herkes... __Bu
Kitap İncelemesi
Omelas'ı Bırakıp GidenlerUrsula K. Le Guin · İnka Kitap · 202624 okunma
Geç kalanların hikayesi...
7/10
·212 syf.··
2026 48. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 10:01
Öncelikle bu okuma yolculuğunda birbirimize eşlik ettiğimiz değerli arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Sizlerle okumak çok keyifliydi. ✯Bellisperennis✯Zeynep ♡Gelelim kitabımıza;) Araf dışardan bakınca hayatı normal görünen ama içinde boşluk taşıyan Ercan'ın hikayesi. Kahraman hayatın içinde sürüklenip giderken aslında sürekli bir huzursuzluk, eksiklik ve anlam arayışı yaşıyor. Bazı yarım kalmış duygular, söylenmeyen sözler ve geçmişte üstü örtülen gerçekler birer birer yüzeye çıkıyor. Karakter hem sevmenin hem de sevilmenin ağırlığını taşırken, bir yandan da kendine yabancılaştığını farkediyor. Roman ilerledikçe mesele sadece " ne yaşandı" olmuyor daha çok; İnsan kendine neden yabancılaşır? Geç kalınmış duygular telafi edilir mi? sorularına dönüşüyor. Kısaca tek kelimeyle özetlersem Araf geçmişin sessizliğiyle ve bugünün gerçekleri arasında sıkışan bir insanın, aşk, ihanet ve iç hesaplaşma içinde kendi karanlığıyla yüzleşmesini anlatan psikolojik bir roman. Olaydan çok insanın iç dünyasına, düşüncelerine ve en önemlisi duygusal çatışmalarına yaslanan bir anlatı. Ben okurken arka kapaktaki şu fikir kitabın kalbi gibi geldi. "Bazı gerçekler öğrenildiğinde artık hiçbir şey eski haline dönmez"... Emeğinize kaleminize sağlık Alper Turgay Cehiz hocam... #305409010 #305404148
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202632 okunma
Bazı sonlar yıllar sonra gelir
Puan vermedi·212 syf.··
2026 77. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 07:41
Araf isimli taze çıkan bu kitabı üç okur; ben ve sevgili arkadaşlarım ✯Bellisperennis✯ ve Sadecemoonlight ile beraber okuduk . Araf bana bazı yaraların aslında hiç iyileşmediğini, sadece üzerlerini yara bandıyla kapatıp hayatımıza devam etmeye çalıştığımızı hatırlattı. Ne kadar zaman geçerse geçsin, o yara bandı illa ki yerinden oynuyor ve altındaki sızı yeniden kendini hatırlatıyor. İnsan bazen yeni bir hayata başlasa da, geçmişte bıraktığını sandığı şeyleri içinde taşımaya devam ediyor. Yıllar sonra bile dönüp aynı ukdeye, aynı kırgınlığa, aynı yarım kalmışlığa ve o bitmeyen "ya öyle olsaydı?" sorusuna takılabiliyor. Kavuşulamayan aşklar, yaşanamamış hayatlar, ailelerin üzerimizde bıraktığı derin izler ve insanın kendini bulma çabası hikayenin merkezinde yer alıyor. Kitabın sevdiğim yanlarından biri de hikayeyi tek bir pencereden anlatmaması oldu. İki bölümden oluşan yapısıyla olayların iki yüzünü de görme fırsatı buluyoruz. Bir hikayeyi sadece bir kişinin gözünden değil, her iki tarafın duygularıyla birlikte okumak karakterleri anlamayı da kolaylaştırıyor. Bu tarzı sevmemin bir nedeni hayatta da çoğu zaman hiçbir hikaye tek taraflı değil. Kitapta insanın içine dokunan, durup düşünmeme neden olan satırlar vardı. Özellikle karakterlerin duygularına ve iç dünyalarına gösterilen özen hoşuma gitti. Bazen hayat istediğimiz gibi akmıyor. Bazen de en çok istediğimiz şeyler tam da bu yüzden içimizde kalıyor. Hüzünlü, duygusal ve keşkelerle dolu bir hikayeydi. Her ne kadar ben aşk ve romantizm kitaplarının insanı olmasam da, bu duyguların ön planda olduğu hikayeleri seven okurların bu kitapta kendilerinden çokça şey bulabileceğini düşünüyorum. Emeğine sağlık Alper Turgay Cehiz . Kaleminin yolculuğunun devamını merakla takip edeceğim. Diğer arkadaşların inclemelerini de
Edebiyat
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202632 okunma
İnsanlara yaşadığın hayatla ne anlattın?
9/10
·212 syf.·
2026 62. kitabı
Öncelikle, çok kıymet verdiğim arkadaşım Alper Turgay kaleminden çıkan bu kitabı, burada değer verdiğim iki güzel arkadaşımla birlikte okumak benim için ayrı bir mutluluk oldu. Bu yolculukta bana eşlik ettiğiniz için hepinize yürekten teşekkür ederim. Araf bence sadece Ercan’ın hikâyesi değildi. Sayfalar ilerledikçe fark ettim ki o satırlarda biraz Ercan, biraz ben, biraz sen, biraz da hepimiz vardı. Çünkü insan, bir hikâyeyi okurken bazen karakterleri değil, kendini buluyor. Kitap boyunca Ercan’ın yaşadıklarını okurken aslında hepimize yöneltilen tek bir soru vardı: “İnsanlara yaşadığın hayatla ne anlattın?” Kitabı kapattığımda uzun süre bu sorunun cevabını düşündüm. Hayatım boyunca beni eleştirenler oldu. Bazen en yakınımdakiler, bazen dost bildiklerim, bazen de beni hiç tanımayan insanlar… Yargılandığım, yanlış anlaşıldığım, yok sayıldığım ve kırıldığım zamanlar oldu. Ama dönüp baktığımda onlara cevabımı kelimelerle değil, yaşadığım hayatla verdiğimi gördüm. Bazen sessiz kalarak, bazen düştüğüm yerden yeniden ayağa kalkarak, bazen de içimde kopan fırtınalara rağmen gülümsemeyi başararak… Kitabın ilk sayfalarında belki siz de Ercan’a kızacaksınız. Onu yargılayacak, yaptığı seçimleri sorgulayacak, hatta bazı anlarda ona öfkeleneceksiniz. Çünkü uzaktan bakınca her şey çok nettir. Başkasının hayatında hata görmek kolaydır. Ama son sayfaya geldiğinizde işler değişiyor. Çünkü kitabın kapağını kapattığınız an, Ercan’ı değil, kendinizi düşünmeye başlıyorsunuz. Aynanın karşısına geçip kendi yaralarınızla, kendi düşüşlerinizle ve kendi sessizliklerinizle yüzleşiyorsunuz. İşte o zaman anlıyorsunuz ki hayat, dışarıdan göründüğü kadar basit değil. Kitabın son bölümündeki şu satırlar uzun süre zihnimde yankılandı: “Henüz yaralanmamış insanların yaralanana söyleyecek
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202632 okunma