Herodotos’un Tarih'i, Batı tarih yazıcılığının başlangıcı olarak kabul edilir. Ama aynı zamanda, bugünün akademik standartlarıyla ölçtüğümüzde bir tarih kitabından çok daha fazlasıdır. Mit ile gerçek, söylence ile belge, ahlak dersi ile gözlem arasındaki bir geçiş eseridir. Yani bir “tarih felsefesi” denemesidir.
Herodotos’un amacı sadece olayları kaydetmek değildir. Onun metni yalnızca savaşları ve kralları değil; halkların yaşam biçimlerini, inançlarını, efsanelerini ve karşılaşmalarını da kayda geçirir. Çünkü Herodotos, insanoğlunun güç, ihtiras ve kader karşısındaki durumunu anlamaya çalışır. savaşlar yalnızca toprak kavgası değil; Tanrıların iradesi, insanın kibri ve yükseliş–çöküş döngüsünün bir parçasıdır. İmparatorlukların yükselip çökmesi, bugünün tarih felsefesindeki “tarihsel determinizm” ya da “süreklilik–kırılma” tartışmalarının erken bir örneği gibidir. Bu anlamda "Tarih", hem bir tarih kitabı hem de bir antropoloji, hatta bir erken sosyoloji metni gibidir.
Herodotos’un metninde doğrudan “Türkler” geçmez; zira bu kavram o çağda yoktur. Ama Türklerin atalarıyla bağlantılı kavimler, yani İskitler, Sakalar ve Massagetler önemli bir yer tutar. Özellikle İskitler’in göçebe savaşçı topluluklar olarak tasviri, at kültü ve okçuluk geleneği, Türk kültür tarihine uzanan çizgiyi işaret eder. Massagetler için anlattığı hikâyeler, özellikle Tomyris’in Pers Kralı Kyros’a karşı kazandığı zafer, hem tarihsel hem mitolojik bir direniş sembolüdür. Bu anlatılar, Türklerin öncülü sayılabilecek bozkır halklarının medeniyet dışı barbar değil, kendi düzeni, inancı ve cesaretiyle var olan aktörler olduğunu gösterir.
Herodotos, zamanının çocuğudur. Doğuyu, “öteki”ni anlatırken sıklıkla abartılı ve egzotik betimlemelere kayar. İskitler’i kan içen, garip gören yönleri de vardır.