Doksan yedi nisanının üçüncü haftası bitti bitecek; Kurban Bayramının ikinci günü: sabahleyin sekiz buçuk sularında: dışına: uzun süredir içinde kalınan yerin: köyleri, kasabaları, ilçeleri, illeri: Anadolu'nun resmigeçiti gibi.
Nallıhan, Kırıkkale, Hasandede, Keskin, Mucur.
Kırşehir: minaresi kuleye de, füzeye de benzetilebilen Selçuklu yapısı Büyük Camii.
Hemen yanından, biraz uzaklaşarak, iyice uzaklaşarak bakıldığında da. Acılı ve küskün bir yüz ifadesiyle; ama, ağırbaşlı; çok kişisel edâlı; Kırşehir'in anacaddesinde, canlı bir simge gibi; damarları kopuk, sinir sistemi çalışmaz Büyük Camii.
Gülşehir.
Kocaman ağaçlar, koyu yeşillikler nerede?
Mahzun bir Kızılırmak kolu.
Doğadan fışkıran yeşil hasreti dehşetli yoğun.
Kurban Bayramının ikinci günü ya, allı yeşilli giysileriyle çocukların cıvıltıları süslüyor heryeri.
Bir dağ eteğinde Nevşehir: düzenli. Hele de taş duvarları yapıların!
Göreme, Ortahisar, Ürgüp: peri bacaları filan ve sessizlik gerçekten: fotoğrafa bakıyormuşsunuzcasına.
Erciyes Dağının heybetli tevazuu bile insanın başını döndürüyor. Güneş de ağır ağır çekiliyor yanından, belli: nazlı bir akşama yaklaşış; ya şu gizemli gökyüzü; koskocaman sarığı başında: Çok Yeni Bir Gelecek Habercisi âdeta Erciyes Dağımız.
Karacaören, İncesu, Saraycık geçilen yerlerdi; işte, Kayseri. Gece, Kayseri caddelerinde, uzun yürüyüşler yapılmıştır.
Bünyan, Pınarbaşı, Büyükgümüşgün, Dokuzdolambaç: çayırların, derelerin akıp gidişleri de dâima hüzünlendirir insanı, nerede görünürlerse görünsünler. Yol kenarlarında, kahvelerde düşünceli, sıkıntılı insanlar.
Anadolu Hanımlarına, saygılar! Merhaba! Aynı ânda hem genç, hem çökmüş gibiler sanki. Sık sık dünya güzeli kızlar: pencere camında: yağız delikanlılarla: tarlalar...
Uygun yerlerde durulup çay içilen