Hülleci
Bir an önce Anadolu'daki köyüne dönüp iki öküz ile bir tarla satın alma hayalleri kuran Heybet, ek gelir için bir vakitler de hüllecilik yapmıştı. Buna göre, karısına üç kez "Boş ol" deyip de daha sonra buna pişman olan erkeğin karısıyla tekrar evlenebilmesi için, karısının başka biriyle evlenip en az bir geceyi onunla birlikte geçirdikten sonra boşanması gerekirdi. İşte bu bir gecelik kocaya halk arasında "hülleci" denirdi. Hûlleciler genellikle yetmişli yaşların üzerinde olurdu. Ayrıca kör olmaları tercih sebebiydi. Ancak, her ne kadar kör ve ihtiyar olmasa da, o sessiz sedasız ve ezik Heybet'in yüzüne bir kez bakan, geceden onun koynuna verilen bir kızın, sabaha kız oğlan kız çıkacağını anlardı.
Umarım Cennet gibiler girer hayatınıza :D
-Aha, istedüğünü ettim. Şimdi gel, köye gidelim, evlenelim; demiş. Cennet kahkaha ile gülerek: -Senin aklın şeriata da ermiyor. Sen beni üç defa boşadın. Şimdi seninle tekrar evlenmem için hülle yapmak gerek, demiş. Hülleci, ortada haphazır: Cennet'in aşığı, Süleyman kendi eliyle herifi, Cennet'in yanına sokmasın mı? Eşikte, sabaha kadar beklemesin mi? Sabah olunca, tak tak kapı. Fakat açan yok. Neden sonra herif kapıdan başını uzatmış: -Ülen, ne istiyon? -Cennet Hanımı göreceğim. -Cennet Hanımı mı? Ne yapacaksın? -O bilir. Bizim köye gideceğiz. -Ülen o benim avradım be. Senin köyünde ne işi var?
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
karısına üç kez "Boş ol" deyip de daha sonra buna pişman olan erkeğin karısıyla tekrar evlenebilmesi için, karısının başka biriyle evlenip en az bir geceyi onunla birlikte geçirdikten sonra boşanması gerekirdi. İşte bu bir gecelik kocaya halk arasında "hülleci" denirdi. Hûlleciler genellikle yetmişli yaşların üzerinde olurdu. Ayrıca kör olmaları tercih sebebiydi. Ancak, her ne kadar kör ve ihtiyar olmasa da, o sessiz sedasız ve ezik Heybet'in yüzüne bir kez bakan, geceden onun koynuna verilen bir kızın, sabaha kız oğlan kız çıkacağını anlardı. Fakat Heybet, elim bir iş kazası sonucu, bu ekmek kapısından olmuştu:
hile-i şeriyye
İbni Kayyım (rh) şöyle der: "Hilelere cevaz vermek, sedd-i zerâi ile açıkça çelişir. Zira Şari, mümkün olan her yöntem ile kötülüklere giden yolları kapamaktadır. Hileci ise kötülüklere giden her türlü yolu açar. Buna göre harama düşme korkusuyla caiz olan şeylerden bile kaçınan ile haramlara ulaşabilmek için her türlü hileye tevessül eden hiç bir olur mu? Buraya kadar zikrettiğimiz gerekçeler ve bunların kat kat fazlası, hilenin, hileyle amel etmenin ve Allah'ın dini konusunda hileyle fetva vermenin haram oldu-ğunu göstermektedir. Lanetten söz eden hadisleri inceleyenler, bu hadislerin genelinin, hilelere başvurarak Allah'ın haramlarını helal kılmaya ve farzlarını ortadan kaldırmaya çalışanlarla ilgili olduğunu görecektir. Nitekim, 'Allah hulle yaptırana ve yapana lanet etmiştir. "Allah Yahudilere lanet etmiştir, iç yağı onlara haram kılındığı hâlde, onu erittiler, sattılar, parasını da yediler.' 'Allah rüşvet alana da verene de lanet etsin.' 'Allah faiz yiyene, yazana ve şahitlik edene lanet etsin. hadisleri bunlardan birkaçıdır. Bilindiği gibi, yazan ve şahitlik eden kişi, hile yoluyla elde edilen faize şahitlik edip yazışmasını yapmıştır. Bununla da açık ve görünür bir faizcilikten farklı bir işleme şahitlik edip yazışmasını yapmış olmaktadır. İçki konusunda on kişi lanetlenmiştir. Bunlardan ikisi de sıkan ve sıktırandır. Bilindiği gibi, şıra yapan kişi yalnızca üzüm sıkmaktadır. Yüce Allah saçına saç ekleyen ve ekleten kadına, dövme yapan ve yaptıran kadına lanet etmiştir. İbni Mesud hadisinde bunlar faiz yiyen ve yediren, hulle yapan ve yaptıranlarla birlikte zikredilmiştir. Bunun sebebi de bu grupların, aldatma ve karmaşık işlem yaparak ortak bir şeyi varmış gibi göstermekte, hulleci evlenme niyeti olmadığı hâlde evlenecekmiş gibi davranmakta, faiz yiyen ise
Sayfa 268·Kitabı okudu
Dinin "bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr" etmek, Bakara Suresi'nin 85. ayetinde Yahudilere yöneltilmiş bir suçlamadır. Ayeti okuyan kışı onların "Şuna inandım, şunu reddettim." dediğini düşünebilir. Ayetın bağlamı ve nüzul sebebine dair zikredilenler okunduğunda durumun böyle olmadığı anlaşılır. Onlar Kitap'tan işlerine gelenle amel etmiş işlerine gelmeyenle ameli terk etmişlerdir. Gayrı İslamı hayatlarına İslam'dan çözümler bulmaya kalkmış ve okuduğumuz ağır suçlamaya muhatap olmuşlardır. Bugun "hile-i şer'iyye" ve "fetva" adı altında işlenen cürümler bundan farklı değildir. Siyasette demokrat,ticarette kapitalist, sosyal hayatta gelenekçı/saltanatçı insanlar; tercihlerine uygun bir hayat yaşıyor, sıkışınca da dini parçalamış fetva tacirlerinden fetva alarak vicdanlarını rahatlatıyorlar. Hiç şüphesiz bu, Allah'ın dini değildir. Daha çok, tahrif edilmiş Yahudiliğe benzemektedir. Neredeyse ticaretin tamamı Yüce Allah'ın yasakladığı faiz uzere kurulu. Allah'a (c) ve Resûl'une sav) harp ilan etme pahasına faize bulaşanlar; işler yolundayken bankaya/borsaya, işler bozulunca camiye/hocaya koşuyorlar. Zina ehline hulleci, faiz ehline ibahiyecı, demokrata hile-i şeriyyeci... hoca bulmak zor olmuyor. Böylece fetva yoluyla dinin bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr ediyorlar. Bu yaptıklarının "dinin bir kısmını inkar" olduğunu anlamıyorlar. Zira onlar inkârın "Şunu inkar ettim." demekle gerçekleştiğıni zannediyorlar. Amelle imanı birbirinden ayıran zihniyet; "ameli arızaların" imani bır probleme dönüşebileceğinı tahayyul dahi edemiyor. ثُمَّ اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَر۪يقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْۘ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۜ وَاِنْ يَأْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ
Sayfa 684 - Tevhid basım yayın·Kitabı okudu
Hülle (Nikahı) Olayı;
Dahası bir imamla konuşmuş, imam da ona boşandığı karısı arada evlenmemişse, onu bir daha nikâhlayamayacağını anlatmış. Ben de ona arkadaşlarımız arasında Selma için bir hülleci bulunabileceğini söyledim. Ona Endülüslü bir şehzadenin öyküsünü de anlattım. Şehzade eski karısıyla yeniden evlenmek istiyormuş, ama onun bir başkasıyla göstermelik bile olsa, birlikte bulunması düşüncesine katlanamıyormuş. Umarsızlıkla bir kadıya başvurmuş. Kadı, bir hukukçudan çok, ozanlara yakışır bir çözüm bulmuş. Kadın geceleyin deniz kıyısına inip soyunacak ve çırılçıplak denizin içine yatacak, dalgalar tıpkı bir erkeğin okşamaları gibi bedenini okşayıp geçecekmiş. Prens böylece, şeriatı çiğnemeden karısını geri almış, öykü bitince her ikimiz de kahkahalarla güldük.