"Deleuze Okuması Üzerine Notlar"
Puan vermedi·464 syf.·
2026 39. kitabı
Deleuze'ün makalelerini ve söyleşilerini bir araya getiren bu derleme, adeta bir düşünce labirenti gibi. İktidardan psikanalize, delilikten sanata kadar pek çok yere uğruyor. Okurken altını çizdiğim ve üzerine en çok düşündüğüm yerlerden birkaç not paylaşmak istedim. Ama şunu da söylemeliyim, yakaladıklarım bütün bunların içinde küçük bir nokta gibi :) Özellikle iktidar üzerine söyledikleri bugün için bile fazlasıyla tanıdık geliyor. Çünkü ona göre iktidar artık bir kralın ya da tek bir kişinin elinde değil; her yere yayılmış durumda. Medyada, bürokraside, kurumlarda, gündelik ilişkilerde... Çoğu zaman kararları gerçekte kimin aldığını göremiyoruz ama bu görünmez düzenin en çok kimi ezdiğini görebiliyoruz. Bunu okurken, görünürde güçlü duran liderlerin bile çoğu zaman daha büyük bir mekanizmanın parçası gibi işlediğini düşündüm. Deleuze'ün dikkat çektiği bir diğer nokta da dilin bu yapının dışında kalmaması. Dil yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda yönlendiren, şekillendiren, neyin nasıl olması gerektiğini hissettiren bir alan. Nasıl yaşamamız, neyi istememiz, nasıl davranmamız gerektiği çoğu zaman fark etmeden oradan geçiyor. Bence kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri de adını aldığı "Issız Ada" metaforu. Deleuze iki tür adadan söz ediyor: Bir kısmı anakaradan koparak oluşuyor, bir kısmı ise okyanusun derinliklerinden, volkanik patlamalarla sıfırdan doğuyor. Ama onun asıl ilgilendiği şey coğrafya değil; insanın iç dünyası. İnsan bazen gerçekten de kendi adasına çekilip alıştığı kimliklerden , rollerden ve kurallardan uzaklaşmak istiyor. (Keşke yapabilsek :) Bu yüzden de Robinson Crusoe'yu eleştiriyor. Çünkü Robinson adaya düştüğünde yeni bir dünya kurmuyor; eski dünya düzenini oraya taşıyor. Çalışma, mülkiyet ve ahlak anlayışı değişmiyor. Yani fiziksel
Felsefe
Issız Ada ve Diğer MetinlerGilles Deleuze · Bağlam Yayıncılık · 200928 okunma
Puan vermedi·48 syf.··
Beğendi
·
2026 93. kitabı
Kitap, İntihar ve Ruhun Ölümsüzlüğü olmak üzere iki bölümden oluşuyor: İlk bölümde Hume, intihar etmenin günah olmadığını farklı argümanlarla açıklıyor ve aslında intiharın Tanrı'nın bize verdiği özgür iradenin bir sonucu olduğunu düşünüyor. "İnsan hayatına son vermek, yüce Tanrı'nın takdirine ayrılmışsa, insanın kendi yaşamına son vermesi onun hakkına bir tecavüzse; yaşamın korunması da yok edilmesi kadar eşit derecede suç olacaktır." (s. 8) "Tanrı istese bile, intihar edemez, yaşamın tüm cezaları arasında insanlara vermiş olduğu en büyük nimettir."(s. 39) İkinci bölümde ruh ve bedenin birbirine bağlı olması gerektiğini düşündüğü için ve aynı zamanda insan - hayvan benzerliğinden yola çıkarak ruhun ölümsüz olamayacağı görüşünü ortaya atıyor. "Ruh ile beden arasında her şey ortaktır. Birinin organı, diğerinin organıdır. Dolayısıyla birinin mevcudiyeti diğerininkine bağlı olmalıdır." (s. 30) David Hume fikirlerini herkesin anlayabileceği şekilde açıklamış o yüzden kolayca okunabilecek bir kitap. Keyifli okumalar.
1000Kitap
İntihar ve Ruhun Ölümsüzlüğü ÜzerineDavid Hume · Subpress · 2017120 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·519 syf.··
2026 29. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 10:14
Bu kitap bir felsefe tarihi gibi ama belli başlı filozofları sadece yazmış aslında. Bu nedenle muhtemelen Russell'ın eserini buna tercih ederdim Batı Felsefesi Tarihi Cilt 1 – ya da Ahmet Cevizci'nin Felsefe Tarihi ancak bunun daha kısa olması büyük bir avantaj. Platon, Aristoteles, Bacon, Spinoza, Voltaire, Kant, Schopenhauer, Spencer, Nietzsche gibi bir dizi "anahtar" filozofa ayrılmış ana bölümler ve Bergson, Croce, Russell, Santayana, James ve Dewey hakkında daha kısa bölümler var. Ayrıca Comte, Hegel, Locke, Rousseau ve Hume'dan da bahsediyor. Ana bölümlerin yaklaşık elli sayfası, listelediğim anahtar filozoflara ayrılmış. Bu ilginç çünkü genellikle "hayatlarıyla" başlıyor, sonra "fikirlerine" geçiyor ve eleştiriyle bitiyor – ancak bu eleştiriler genellikle oldukça övgü dolu. Kitapda çok fazla bilinmeyen filozoflar da yer almış. Santayana gibi, bir diğeri de Dewey aynı zamanda sanırım yazarın hocasıymış da. Okunabilir.
Felsefenin ÖyküsüWill Durant · İz Yayıncılık · 2014163 okunma
10/10
·490 syf.··
Beğendi
·
2026 52. kitabı
KLASİKLERLE FELSEFE (Felsefi Ünceleme) NIGEL WARBURTON Klasiklerle Felsefe, 1962 doğumlu Britanyalı ünlü felsefeci Nigel Warburton tarafından kaleme alınan ve felsefe tarihinin en önemli yapıtlarını rehber eşliğinde inceleyen popüler bir felsefeye giriş kitabıdır. Eser, akademik jargondan uzak ve son derece anlaşılır bir dille yazılmış. Kitapta, antik çağdan günümüze kadar uzanan süreçte felsefe tarihine yön vermiş tam 32 büyük eseri incelenmiştir. 32 filozof ve 32 eserin tam listesi şöyledir: Platon – Devlet Aristoteles – Nikomakhos'a Etik Boethius – Felsefenin Tesellisi Niccolò Machiavelli – Prens Michel de Montaigne – Denemeler René Descartes – Meditasyonlar Thomas Hobbes – Leviathan Baruch de Spinoza – Etika John Locke – İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme John Locke – Hükümet Üzerine İkinci İnceleme
Klasiklerle FelsefeNigel Warburton · Alfa Yayınları · 2016481 okunma
10/10
Kimi zaman Arı ya da Ari Us'un Eleştirisi olarak da bilinen ve Kant'ın en bilinen eseridir Saf Aklın Eleştirisi. Aslında bir üçlemenin parçasıdır. Üçlemenin diğer iki parçası Pratik Aklın Eleştirisi Yargı Yetisinin Eleştirisi Okunması oldukça zor felsefe metinlerinden biridir. Kant'ın kişiliği ve yazım tarzı yüzünden büyük ihtimalle ama aslında anlatmak istediği şey basittir. Döneminde oluşmuş bilginin kaynağı ampirik midir ( yani deneysel, tecrübeye dayalı) yoksa bizde hali hazırda bilgi var mıdır? Yani aklımızda tecrübe etmeden veya algı olmadan doğuştan ve bir nevi Kant'a göre metafiziksel bilgi. Kant buna a priori der. Diğerine yani sonradan edinilene ise a posteriori der. Bu terimler sonradan çokca kullanılır felsefede de. Başka bazı terimler de türetmiştir Kant. Mesela numen gibi. Çağında ki bazı emprikler Locke, Hume, rasyonelistler ise Descartes, Leibniz.
Saf Aklın EleştirisiImmanuel Kant · Gece Kitaplığı · 2022321 okunma
Din Üstüne Dair
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 16:03
David Hume’un Din Üstüne kitabını okurken en çok dikkatimi çeken şey, Hume’un doğrudan “Tanrı yoktur” gibi kaba bir sonuca gitmek yerine, insan aklının nasıl çalıştığını ve nerelerde sınırlarına çarptığını göstermeye çalışması oldu. Kitap boyunca beni en çok etkileyen taraflardan biri, bilinmeyeni hemen metafizikle doldurma eğilimimizi sorgulamasıydı. Çünkü bana göre de insan, açıklayamadığı her boşluğu doğrudan “tanrısal”, “metafizik” ya da “zorunlu bilinç” kavramlarıyla doldurmaya çok yatkın. Hume burada oldukça güçlü bir şekilde, sınırlı deneyimimizden sonsuz sonuçlar çıkaramayacağımızı gösteriyor. Özellikle tasarım argümanına yaptığı eleştiriler oldukça dikkat çekiciydi. Bir ev gördüğümüzde mimar sonucuna ulaşmamızın sebebi bunu deneyimlemiş olmamızdır; fakat evrenlerin nasıl oluştuğuna dair hiçbir deneyimimiz yok. Bu yüzden “düzen varsa tasarımcı vardır” çıkarımının zorunlu bir sonuç değil, en fazla bir analoji olduğunu söylemesi bana oldukça mantıklı geldi. Benim açımdan burada önemli olan nokta, Hume’un düzen fikrini tamamen reddetmesi değil; analojinin sınırlarını göstermesi. Çünkü gerçekten de evreni neden yalnızca bir makineye benzetiyoruz? Neden bir organizmaya, bir canlıya ya da kendiliğinden gelişen doğal süreçlere benzetmeyelim? Hume’un özellikle “üreme” örneğini öne çıkarması burada çok güçlüydü. Çünkü deneyimimizde aklın üremeden doğduğunu görüyoruz ama üremenin akıldan doğduğunu gözlemlemiyoruz. Kitabı okurken benim aklıma gelen ve ayrıca önemli bulduğum noktalardan biri de saat-saatçi analojisiydi. Tasarım argümanında genellikle “Saat varsa saatçi vardır” örneği kullanılıyor; fakat burada “saatçi” ile tam olarak neyin kastedildiği bana problemli göründü. Eğer yalnızca saati fiziksel olarak yapan ustadan söz ediliyorsa, bu durumda yalnızca mekanik
Alıntı
Din ÜstüneDavid Hume · Say Yayınları · 2025250 okunma