Yüzü sirke satan balcının hikayesini hatırlıyor musunuz? İlkokul okuma kitaplarının hepsinde vardır. En kaliteli ballarla dükkanını doldurmasına rağmen kimsenin alışveriş yapmadığı balcının, bize iletişim dersi verdiğini o günlerde elbette bilmiyorduk.
Söylem ve eylem birlikteliği sadece ilkesel zorunluluk değil, aynı zamanda güçlü bir iletişim stratejisidir.
İslam alimleri, “Temsil, tebliğden önce gelir, yani ondan daha önemlidir!” derken aslında çok önemli bir noktaya parmak basmıştı. Söylem ve eylem uygunluğu hatta eylemin daha belirleyici olduğunun ifadesiydi. Allah, dini sadece söz yani kitap olarak değil, bir uygulayıcının eliyle, peygamberlerle göndermedi mi? Allah, Kuran’da, “Ayetlerimi az bir ücret karşılığında satmayın!” derken ne karşılığında zulümlerin payandası oldunuz? Kitap ile insanlar arasında köprü olmanız gerekirken nasıl engel haline geldiniz?
İbrahim Ethem’in sarayının çatısında devesini arayan dervişin dediği gibi: “Evet çatıda deve ne gezer; ama sen de saraylarda dervişlik taslıyorsun ya.”
“Sultanın sofrasına oturan alimin fetvasına itibar edilmez!” diyen İmam-ı Azam’ın haklılığının canlı örnekleri hiçte azımsanmayacak kadar çok değil mi?
Kanadı kırık kuş ile dervişin Süleyman Peygamber huzurundaki davasını hatırlayın. Ne demişti kanadı derviş tarafından kırılan kuş: “Efendim, ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. ‘Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar’ diye düşündüm. Neden sonra niyetini anlayınca kaçacak oldum bu sefer de geç kaldım. Uçamadım, kanadım kırıldı. O yüzden cübbesini çıkarın üzerinden, başkasını aldatmasın..”
Bir neslin kanadını kırdılar, dinden imandan soğuttular.