Benim tüm çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamaktır. İnsanlar hiç bir şeyimi almazlarsa bana çok şey vermiş olurlar ,hiçbir kötülük etmezlerse ,yeterince iyilik yapmış sayılırlar...
Fakat hakikaten mütevazı olan kişi, kendi kendine şunları tekrarlar: “Dua edemeyecek kadar çekingen bir kilisenin kapısından giremeyecek kadar ölgünüm; gölgeme boyun eğiyor ve Tanrı'nın dualarıma teslim olmasını istemiyorum." Ona ölümsüzlük teklif edenlere de şöyle cevap verir: "Gururumun da bir haddi var: Kaynakları sınırlı. Siz, imanınız adına benliği'nizi alt ettiğinizi düşünürsünüz; aslında şu süre size yetmediği için onu ebediyete kadar uzatmak arzusundasınız. Kendinize güveninizin inceliği yüzyılın bütün iddialarını aşar. Sizinkiyle karşılaştırıldığında, aldatmaca ve hava civa olduğu açığa çıkmayan bir zafer düşü var mıdır? İmanınız, cemaat tarafından hoşgörülen bir azamet sayıklamasından başka bir şey değildir, çünkü çarpıtılmış yollardan gider; fakat yegâne saplantınız naaşınızdır: Zamandışılığa düşkünsünüzdür ve bu saplantınızı dağıtan zamana zulmedersiniz. Göz koyduğunuz şeyler için bir tek ahiret yeterince geniştir, yeryüzü ve anları size fazla dayanıksız görünür. Manastırların mega lomanisi, sarayların şatafatlı ve ateşli anlarında tahayyül edebildikleri her şeyi aşar. Kendi yokluğuna rıza göstermeyen kişi bir akıl hastasıdır. Herkes içinde buna rıza göstermeye en az hazır olan da mümindir. Süregitme iradesi bu kadar uzağa vardırıldığın istiyorum. Normal kalmak istiyorum.'
İnsan -geriletilmiş arzuları olan hayvan- her şeyi kapsayan ve hiçbir şey tarafından kapsanmayan, bütün nesneleri gözetim altında tutan ve hiçbiri üzerinde tasarrufta bulunmayan açık zihinli bir yokluktur.
Zaferler ve yenilgiler, adı kader olan bilinmez bir yasaya göre birbirini izlerler; kader, felsefî olarak yoksun kaldığımızda, şu dünyadaki ya da herhangi bir yerdeki ikametimiz bize çözümsüz, maruz kalınacak bir lânet gibi saçma, ya da hak edilmemiş göründüğünde başvurduğumuz sözcüktü... Kader
mağluplar terminolojisinin gözde sözcüğü.. Devasızlığa bir isim kadrosu bulmaya meraklıyızdır ve isimler icat ederek, felâketlerimizin üzerinde asılı aydınlıklarda bir hafifleme ararız. Kelimeler merhametlidirler: Narin gerçeklikleri bizi kandırır ve teselli eder...
Bir hastanenin bekleme salonundaydım: Yaşlı bir kadın bana dertlerini anlatıyordu... İnsanların tartıştıkları şeyler, tarihteki kasırgalar - onun gözünde bir hiçtiler: Zaman ve mekân içinde bir tek onun derdi hüküm sürüyordu. “Yemek yiyemiyorum, uyku uyuyamıyorum, korkuyorum, mutlaka cerahat var," diye sıralıyordu, dünyanın kaderi buna bağlıymış gibi çenesini sıvazlayarak... Tiridi çıkmış, çenesi düşük bir kadının kendine dikkat edişindeki bu aşırılık, önce beni dehşetle tiksinti arasında kararsız bıraktı; sonra, sıra bana gelmeden hastaneden çıktım gittim, ağnılarıma ilelebet sur çevirmeye karar vermiştim. "Her bir dakikamın elli dokuz saniyesi," diye söylendim sokaklarda, "acıya ya da.. acı fikrine vakfedilmiş. Keşke bir taş olabilseydim! 'Yürek': Bütün azapların kökeni. Nesneye imreniyorum... maddenin ve donukluğun lūtfuna. Küçük bir sineğin gelgiti bana kıyamet bir iş gibi görünüyor. Kendinden çıkmak günah işlemektir. Rüzgâr, havanın çılgınlığı! Müzik, sessizliğin çılgınlığı! Bu dünya hayatın önünde pes ederek hiçliğe karşı kusur işlemiştir... Hareketten ve rüyalarımdan istifa ediyorum. Nâmevcudiyet! Tek zaferim sen olacaksın... 'Arzu', sözlūklerden ve ruhlardan hepten silinsin! Yarınların baş döndürücü şakası önünde geriliyorum. Ve bazı ümitlerimi hâlâ muhafaza etsem dahi, ümit etme melekemi hepten kaybettim.