Benim tüm çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamaktır. İnsanlar hiç bir şeyimi almazlarsa bana çok şey vermiş olurlar ,hiçbir kötülük etmezlerse ,yeterince iyilik yapmış sayılırlar...
Kitap bittiğinde keşke daha erken bir yaşımda okumuş olsaydım dediğim bir kitap, Felsefeye zaten ilgim vardı. Fakat birçok insanın yaşadığı gibi soyutluğu ve düşüncelerin yoğunluğu beni hep zorlamıştı. Ancak Sofie'nin Dünyasını okuduğum zaman bildiğim felsefi görüşlerin nasıl somutlanabildiğini nasıl daha erken yaşlardaki öğrencilere bu bilimin anlatılabileceğini çok iyi anladım. Felsefe çok büyük bir derya yani sınırları olmayan ve kendime en yakın gördüğüm arkadaşımdır benim.
Sofie ile beraber bir yolculuğa çıkın ve onunla beraber somut dünyadan çıkın ayaklarınızı yerden kesin ve o tinsel dünyaya beraber gidin ve öğrenin Sokrates'i, Aristo'yu, Kant'ı tanıyın. Bu yüzyıllar önce yaşamış düşünürler nasılda asırlar sonrasında bir beyni etkileyebiliyor. Nasıl da bir farkındalık katabiliyor bu zaman farkından görün ve şaşırın...
Öncelikle şunu söylemem gerek hangi kitap olursa olsun üzerinde Jack London'un ismi varsa orda iyi bir yazar, iyi bir gözlemci, iyi bir sosyolog, iyi bir eleştirmen var demektir. Ve sizi hiç şüpheye düşürmesin her zaman okumaya değer bir yazardır. Birçok kitabını okudum fakat en meşhurlarından Beyaz Diş'i yeni okuma fırsatım oldu.
Kitap bir metaforlar ağı aslında ama bunu okuyan ortaokul öğrencisi bunu algılayamayabilir. Birçok kişiye de kitap bir hikaye, masal tadında gelebilir. Fakat işin çok farklı yüzleri var. Beyaz Diş'in yaşamı, mücadelesi, başına gelenler aslında günümüz toplumunda bir çok insanın geçirdiği süreçleri anlatıyor. Sistemin yapısından, toplumun aksaklıklarından, insanlardan genel olarak bizden bahsediyor kitap. Bir hayvanın gözünden biz insanların nasıl yaratıkları olduğunu gözler önüne seriyor London. Sizi temin ederim ki Beyaz Diş'in her satırında Beyaz Diş'le beraber sinirlenip Beyaz Diş'le beraber sakinleşeceksiniz. Onun yaşadığı bütün duyguları hissedeceksiniz. Pessoa'nın dediği gibi ''Her şey bir duyum meselesi...'' bir kitabı okumak ve onu yaşamak arasında çok bir fark yoktur aslında yeterince kendinizi verebilirseniz sizde ordasınızdır. Uzaktan üç hasatçıyı seyreden bir İngiliz Şairin dediği gibi : ''Dördüncü bir hasatçı var, o da benim.''
Kitabı büyük bir motivasyonla okumaya başladım. Fakat bu motivasyonum, heyecanım , mutluluğum kitabın huzursuzluğunda arka plana gitmeye başladı. Beklediğimi karşılamadığı için değil beni öyle içine çekti ki Pessoa'nın yazdıkları sürekli kafamı kitaptan kaldırıp düşünmeme sebep oldu. Söylemek istediklerimi hatta bazı satırlarda söylediklerimi bile buldum. Gerçeklerle çarpıyor her satırı ve söylenenler huzursuzluk yaratıyor fakat bu huzursuzluğun olması gerek o sözleri okumamız ya da duymamız gerek bilmemiz gerek, eminim ki dünyada birçok insanın dile getirmek istediği şeyleri yazmış ve bunları okumak bir iç huzursuzluğu verdiği gibi sonrasında yazdıklarına anlamam ve benimsemem beni bir dönemeçten daha geçirdi. Kitap genel olarak bir iç dökme, kendini anlatma üzerine kurulu ama hayata dair bütün konulardan bahsediyor yazar. Hatta yazarın bu kısa kısa iç dökmelerini okuduktan sonra neden her günüme bir sayfa sığdırmıyorum diye düşündüm.
Yazdıklarıyla kendini öyle güzel ifade edebilmiş ki insanın en büyük arzusu olan anlaşılmaya yakınlaşmış... Pessoa'nın şu sözünü okuduktan sonra daha iyi anladım. Kitapta geçmiyor. Bir not defterinin üzerinde rastladım bu yazıya...
''Yazmak, unutmaktır.''
Gurney'in maceralarına kendinizi kaptırdığınız zaman romanın içinde bir gözsünüz adeta. Verdonun kalemi size soğuğu, karı, korkuyu hissettiriyor. Arada böyle kitapları okumak aslında kafayıda fazlasıyla yoruyor. Gurney'den önce katili bulmaya çalışacaksınız. Eğer dikkatli bir okursanız ondan öncede bulacaksınız. Aklımda bir sayı tut kitabını okuduğumda kitabı kapatıp oturup uzun uzun düşünmüştüm katili bulmak için ama Kurt Gölü'nde o kadar olmadı. Ortamı çok iyi yazmış yazar çok iyi tahliller var ve birde psikoterapist etkeni romanın içine dahil olan. Bu farklı bir hava katmış romana ve Madeleine' in kafa karıştırıcı durumları sizi epey meşgul edecek, genel olarak beğendim kitabı sadece daha iyi bir son yakışırdı bu kitaba iyi okumalar.... :)
Istırabın kötü tarafı – acıyı tattırmasıdır, çünkü acıyla aynı tözden olan kendi kişiliğimizin tadına varırız o an. Yaşamaya, zevk almaya susayınca sığınılacak son sahici sığınaktır bu.