Benim tüm çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamaktır. İnsanlar hiç bir şeyimi almazlarsa bana çok şey vermiş olurlar ,hiçbir kötülük etmezlerse ,yeterince iyilik yapmış sayılırlar...
Devrimciyken müteahhit olduysan; çılgın kadınlara
aşıkken bırakıp uygun kadınla hayat kurduysan; kabadayıyken yılıp nabza göre şerbet verdiysen; roman yazıyorken bırakıp content üreticisine döndüysen; hayal kurmayı terk edip hesap etmeye düştüysen; şehri bırakıp kırlara göçtüysen; savaşı bırakıp pazarlık etmeye geçtiysen; yorulduysan yani, sus sen, konuşma. Bir kayanın büyük ve lekesiz bir inançla yeniden tepeye çıkarılması fikrine, bu fikrin ilk kez akla geliyormuş gibi heyecan yaratmasına gölge etme işte. Kaybol gürültüde.
Çünkü çocuklar kazanacak. Çünkü ne kadar yorulsak da buna inanmak, inandığımızı söylemek zorundayız.
Bir zamanlar bir heykeltıraş varmış. Koskoca bir granit bloğun üstüne eğilmiş, her bir şeyler yapıyor, bu biçimsiz taşa vurup duruyor, orasını burasını yontuyormuş. Günün birinde küçük bir oğlan gelmiş yanına. "Ne arıyorsun öyle?" diye sormuş. "Bekle hele," demiş heykeltıraş.
Çocuk birkaç gün sonra yine gelmiş, bir de bakmış ki heykeltıraş granit bloktan çok güzel bir at yontmuş. Bakakalmış çocuk ata. Sonra heykeltıraşa dönüp sormuş: "Taşın içinde gün at olduğunu nereden biliyordun?" Evet, nereden biliyordu? Bir bakıma granit bloğun içinde atın biçimini görmüştü heykeltıraş. Çünkü bu granit blokta ata dönüşme olanağı yatıyordu. Aristoteles doğadaki her şeyde belli bir biçimi gerçekleştirme olanağının barındığı fikrindeydi.