karanlık bir sorgu odası
Puan vermedi·524 syf.·
2026 48. kitabı
İnsanın kendi hayatını yaşadığını sandığı bir anda tarihin ağır ve paslı eliyle ensesinden tutulup başka bir zamana fırlatılmasının romanı. Burada zaman yalnızca saatlerin, ülkelerin, haberlerin ve diplomatik görüşmelerin içinde akan bir şey değildir; zaman, insanın içinden de geçer, kimi insana yarını bekletir, kimi insanın yarınını daha o gün elinden alır. Bu yüzden romanı okurken yalnızca yaklaşan bir savaşın uğultusunu değil, savaş henüz başlamadan çoktan yenilmiş insanların iç seslerini de duyarız. Sartre, savaşı tanklarla, cephelerle, üniformalarla anlatmadan önce, bekleyen insanların terinde, gazeteye eğilmiş gözlerinde, kapalı panjurlarda, bir odanın içindeki sıkıntılı havada, bir ülkenin satılmışlık duygusunda ve kitlelerin aptalca sevinçlerinde gösterir. Yaşanmayan Zaman, bana kalırsa Sartre’ın en güçlü roman tekniklerinden birini bütün ağırlığıyla taşıyan kitaplardan biri. Bir yanda Avrupa’nın siyasi haritası yerinden oynarken, diğer yanda tek tek insanların küçük, kırılgan, çoğu zaman zavallı hayatları akmaya devam eder. Kimi aşkı düşünür, kimi korkusunu saklamaya çalışır, kimi bir gazeteden gelecek habere tutunur, kimi kendi cesaretini ancak felaket kapıya dayandığında ölçebilir. Sartre burada insanı soyut bir özgürlük fikri içinde bırakmaz; onu bir odanın, bir ülkenin, bir bedenin, bir korkunun ve bir karar anının içine kapatır. Özgürlük artık güzel bir kavram değildir. Özgürlük, insanın kaçamadığı şeydir. Seçmemek bile bir seçimdir ve roman boyunca insanın omuzlarına çöken asıl ağırlık budur. Kitabın en çarpıcı taraflarından biri, tarihin büyük cinayetlerinin çoğu zaman büyük gürültülerle değil, tekdüze seslerle, diplomatik cümlelerle, bekleme salonlarında, otel hollerinde ve rahat uykuların ortasında işlenmesidir. Sartre bunu çok iyi bilir. Kitleler
1000Kitap
Yaşanmayan ZamanJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2019964 okunma
Puan vermedi·688 syf.··
2026 172. kitabı
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, bir milletin küllerinden yeniden doğuşunu, bağımsızlık aşkıyla tutuşan bir halkın emperyalizme karşı verdiği o destansı mücadeleyi ve modern bir devletin kuruluş aşamalarını bizzat birinci ağızdan, tarihi belgelerle aktardığı bu muazzam eseri büyük bir gurur, minnet ve hayranlıkla okudum. Büyük Önder’in 1919’da Samsun’u tasvir eden o meşhur "Samsun'u çıktım" cümlesiyle başlayan ve 1927’ye kadar uzanan o amansız askeri, siyasi ve diplomatik süreci anlatırken; iç ve dış düşmanlara, cehalete, kişisel hırslara ve çaresizliğe karşı adım adım nasıl bir deha ile karşı koyduğunu telgraf telgraf, belge belge muazzam bir hitabet gücüyle işlemiş. Sadece bir tarih kitabı ya da askeri bir rapor değil; bir liderin milletine hesap verişi, cumhuriyet idealinin anatomisi, devrimlerin felsefesi ve geleceğe ışık tutan bir siyasi başyapıttır bu eser. Kurtuluş Savaşı’nın o cephe arkasındaki siyasi mücadelelerini, Meclis içindeki hararetli tartışmaları ve bir ulusun kaderinin nasıl ilmek ilmek örüldüğünü okurken, özgürlüğün ve cumhuriyetin ne kadar büyük bedellerle kazanıldığını iliklerime kadar hissettim. Bittiğinde ise Türk gençliğine bıraktığı o zamansız, o sarsılmaz ve vatanı koruma sorumluluğunu omuzlarımıza yükleyen "Gençliğe Hitabe" ile insanı gözyaşları içinde bırakan, her bir Türk vatandaşının başucunda durması gereken, sadece geçmişin değil, geleceğin de en büyük, en kutsal rehberi ve ölümsüz başyapıtıdır.
NutukMustafa Kemal Atatürk · Parola Yayınları · 201434,5bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 208. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 17:15
Romandaki psikolojik derinliği anlamak için romancının hayatına bakmak gerekir. Kemal Tahir, on üç yıl hapiste kalır ve hapis hayatının verdiği sıkıntıları yaşayarak o psikolojiyi derinlemesine hisseder. Özellikle duygusal gelişim evresinin zirvesinde olduğu bir zamanda hapse girmesi onun şuur altına bazı şeylerin yerleşmesine sebep olur. Bu şuuraltı psikolojisiyle romanın kahramanlarını ve romanın mekânlarını subjektif tarzda tasvir ve tahlil eder. Baskılanma ve kapana kıstırılma duygusunun yansımaları görülür. Yediçınar Yaylası romanı bir vaka romanı, yani psikolojik bir roman değildir. Ama Kemal Tahir, özellikle kadın ve erkek kahramanların tahlilini yaparken hapiste olan insanların, genelinin libidinal duygularına tercüman olduğu kanaatini vermeye çalışır. Ayrıca Abuzer Ağa ailesi modelinde fakirlik psikolojisinin insanı nerelere getireceğini ve insana neler yaptırabileceğini de anlatır. Yediçınar Yaylası romanındaki şahıslardan hareketle aile yapısının sağlam bir aile yapısı olmadığı görülebilir. Sadakatsizliğin, ihtirasın, aldatmanın, yozlaşmışlığın ve bozulmuşluğun kendini tam hissettirdiği aile bireyleri Türk toplumunun hiçbir yerine yerleştirilemeyecek bir yapıda karşımıza çıkar. Romanda; sosyal, kültürel ve ahlâksal çözülmelerin olduğunu hissettiren bir şahıs kadrosu eylemleri gözler önüne serilmektedir. Yediçınar Yaylası’ndaki Kemal Tahir, romana bir yayla havasının serinliğinden çok bir hapis hayatının ve kapana kısılmışlığın ruhtaki olumsuz etkilerini, sübjektif gözlem ve tasvirlerin yansımalarını, tarihin ve Osmanlı devletinin son dönem kargaşasını yansıtır. Bu roman, okuyucuyu bazen kırsallığın saflığı arkasında bile sorgulamanın gerekliliği ilkesine yöneltir- Abuzer Ağanın tavrından hareketle- bazen de romanın asli unsurlarının tahlilindeki bedensel
Hayata Dair
Yediçınar YaylasıKemal Tahir · İthaki Yayınları · 2021678 okunma
Puan vermedi·624 syf.··
2026 4. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 09:52
Oldukça akıcı, duyguları hissettiren bir üslubu mevcut. Cephe savaşları kadar yoğun bir his oluşmasa da tüm ayrıntıları ile verilen daha az kişinin yer aldığı bir iç savaş anlatımı mevcut. Aşkı da, savaşı da, akışı da oldukça hissediyorsun. Oldukça akıcı, hızlı okunabilecek bir kitap. Tavsiye ederim.
Çanlar Kimin İçin ÇalıyorErnest Hemingway · Bilgi Yayınevi · 202514,6bin okunma
9/10
·350 syf.··
2026 4056. kitabı
Bazı kitaplar vardır; yalnızca bir insanın hayatını anlatmaz, aynı zamanda bir dönemin ruhunu, yaşanan acıları ve verilen mücadeleleri de satırlarının arasına işler. Hemşire Nimet benim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Kitabı okurken sadece Nimet'in hikâyesini değil, aynı zamanda savaşların, göçlerin, ayrılıkların ve yeniden ayağa kalkma mücadelesinin hikâyesini de okudum. Nimet öyle kusursuz, ulaşılmaz bir kahraman olarak çizilmemiş. Tam tersine, yaşadıklarıyla, sevinçleriyle, hayal kırıklıklarıyla ve acılarıyla son derece gerçek bir karakter. Bu yüzden okurken ona yabancılaşmıyor, aksine kendinizi zaman zaman onun yanında yürüyormuş gibi hissediyorsunuz. Nimet'in hayatı Bulgaristan'dan Almanya'ya, İsveç'ten Macaristan'a, Suriye'den Lübnan'a kadar uzanıyor. İstanbul, Bursa ve Ankara duraklarıyla birlikte oldukça geniş bir coğrafyada geçen yaşam öyküsü, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki kadınların ne kadar güçlü ve mücadeleci olduklarını da gözler önüne seriyor. Beş dil bilen, iyi eğitim almış, kendini geliştirmiş bir kadın olarak Nimet, dönemi düşünüldüğünde gerçekten hayranlık uyandırıyor. Kitabın en etkileyici yanlarından biri, Nimet'in sadece bir hemşire ya da bir vatansever olarak değil; aynı zamanda seven, özleyen, bekleyen, kırılan ve acı çeken bir kadın olarak anlatılmasıydı. Bir yanda aşkın heyecanını yaşarken diğer yanda ihanetin ve ayrılığın yaralarını taşıyor. Anne olarak yaşadığı özlem ve hasret ise kitabın en duygusal bölümlerinden bazılarını oluşturuyor. Özellikle onun yalnızlıklarını ve iç dünyasını anlatan sayfalarda zaman zaman boğazım düğümlendi. Milli Mücadele yıllarının anlatıldığı bölümler de oldukça etkileyiciydi. Mustafa Kemal Paşa'nın "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" emrinin geçtiği sahnelerde insan ister istemez o günlerin
Hemşire NimetAzmiye Hami Güven · Ulus Basımevi · 19513 okunma
Puan vermedi·303 syf.··
2026 45. kitabı
Merhabalar. Uzun zaman önce ana sayfamı esir alan bir kitapla geldim. O dönem herkesin okuduğu ama benim bir türlü elimin gitmediği bir kitaptı Sarı Yüz. Kitabın konusuna o zaman bakmıştım aslında ilgimi çekmişti ama bir türlü kısmet olmadı. Geçen gün kitaplığımda görünce sayfalarını karıştırmak için elime aldım ve baktım kitabın yarısına gelmişim. Aslında kitabın konusunu çoğumuz biliyoruz ama yine de kısaca bahsedecek olursak genç bir yazarın başarısız bir ilk kitap denemesinden sonra çok başarılı olan arkadaşıyla görüşmesi ile olaylar başlıyor. Bu görüşme sırasında arkadaşı Athena talihsiz bir olay sonucu ölüyor. Yaşanan bu sarsıcı olay sırasında baş kahramanımız Juniper arkadaşının yazdığı yeni romanın taslağını alıyor ve daha sonra bu taslağı genişleterek kendi yazdığı bir eser gibi yayınlıyor. Yayınladığı ve Son Cephe ismini verdiği kitap çok satanlar listesine giriyor. Zaten asıl olaylardan buradan sonra başlıyor. Çünkü hem yeni bir kitap yazması gerekiyor hem de internette onunla ilgili bazı eleştiriler ve haberler ortaya çıkıyor. Son cephenin çalıntı bir eser olduğu konuşuluyor. Bundan sonraki süreçte aslında bir iç hesaplaşma okuyoruz. Bu bölümlerde hırs, intikam, başarı, etik gibi bir çok farklı konuyu okuyoruz. Aslında biz Juniper‘in suçunu bastırmak için ne kadar ileri gidebileceğini, kendini aklamak için yaptıklarını, bunu yaparken bastırdığı vicdanının sesini, başkasının başarısının üzerine basarak kazandığı ünü kaybetmemek için yaptıklarını okuyoruz. Kitabın sonunun böyle bitmesi kitabı çok havada bırakmış. Çünkü sonda ne olursa olsun her kötülüğün üzerinin kapanabileceği, ne olursa olsun insanların bunu zamanla unutabileceği gibi bir algı yaratılmış. Edebiyat dünyasında yaşananlar bu romanla bizlere biraz aktarılmış. Yapılan eleştiriler, haklı haksız
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,5bin okunma