Anna,toplumun ikiyüzlülüğünün kurbanı mı?
10/10
·650 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 19:53
Lev Tolstoy’un Anna Karenina’sını her düşündüğümde Tolstoy un zekasına saygı duyuyorum.Çünkü XIX. yüzyıl Rus toplumunun bir portresini değil, insan ruhunun en kuytu köşelerini aynada görüyormuş gibi hissediyorum. Benim için bu eser, sadece trajik bir aşk hikayesi değil; dürüstlük, toplumsal ikiyüzlülük ve mutluluğun doğası üzerine yazılmış muazzam bir iç gözlem gücüdür. Kitabı okurken zihnimde en çok yer eden ve beni sarsan temaları kendi penceremden şöyle ifade edebilirim: “Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir." Kitap giriş cümlesiyle gönüllere taht kuruyor... Tolstoy eserine İncil'den ''Öç benimdir karşılığını ben vereceğim'' ayetiyle başlar..Levin ve Kiti ikilisi, Stephan Dolli ikilisi ve Anna Karenina Vronski'den bahsedilmektedir 19.yüzyıl Rus sosyetesi göz önündedir.Eserde toplum, köylü, ziraat sorunları, insan psikolojisi, kapitalizm, din, evlilikler, aldatmak ve toplumdaki mantığa sığmayan dayatmalar,çürüme gözler önüne serilmiştir.Çok önce bitmiş evlilikler sırf toplum baskısı ve zorunlu din kuralları adına devam ettirilmesinin meydana çıkardığı sorunlara Anna ve Aleksey Aleksandroviç karakterleri üzerinden anlatmıştır Tolstoy. Tema incemesine gelirsek ,her karakterin yeni bir anlam arayışı ve üstünde düşünülmüş manalar içerdiğini görürürüz.Anna’nın Vronski’ye olan tutkusunu ve her şeyi göze alarak bağlarını koparmasını okurken içimde iki farklı sesin çatıştığını hissettim. Bir yanım Anna’nın sahte, sevgisiz ve mekanik evliliğinden kaçıp gerçek bir duygunun peşinden gitmesini büyük bir cesaret olarak gördü. Diğer yanım ise onun bu kararının getirdiği yıkımı, özellikle oğlundan koparıldığı sahnelerdeki o derin çaresizliği acıyla izledi.Beni en çok öfkelendiren, o dönem yüksek sosyetesinin ahlak anlayışı oldu.
Anna KareninaLev Tolstoy · Anonim Yayınları · 201655,6bin okunma
Bir Çocuğun Elinden Alınan Hayat
10/10
·360 syf.·
2026 77. kitabı
İnceleme yazıma başlamadan önce şunu söylemem gerekiyor: bu kitabı ✯Bellisperennis✯ ablanın paylaştığı alıntıları okuyunca ve onun yazdığı incelemeyi gördükten sonra direkt okuma listeme ekledim. İyi ki de eklemişim. Bu kitabı okumama vesile olduğu için kendisine teşekkür ederim. Şimdi gelin, bu benim için hiç kolay olmayan incelemeye başlayalım. Açıkçası nasıl başlayacağımı bilmiyorum çünkü kitap beni gerçekten paramparça etti. Hani bazı kitaplar vardır, bitirirsin etkilenirsin ama zamanla geçer… Az kesinlikle onlardan biri değil. Bitirdikten sonra bile içinden çıkamadığın, zihninde dönüp duran, seni rahat bırakmayan bir hikâye. Sayfaları çevirirken bile boğazım düğümlendi, bazı yerlerde gerçekten durup nefes almak zorunda kaldım. Derda’nın yaşadıkları o kadar ağır ki bazen “bu bir kurgu olabilir mi?” diye düşündüm ama sonra daha kötü bir gerçek geliyor aklına: bunun gerçek hayatta karşılığı var. 11 yaşındaki bir çocuğun okulda olması gerekirken evlendirilmesi, hayatının elinden alınması zaten başlı başına bir felaket. Ama bunu yapan kişinin bir anne olması… işte orada kelimeler yetmiyor. Bir anne nasıl böyle bir şey yapar? Nasıl kendi çocuğunu bir hayatın içine “gömebilir”? Bu soruyu kitap boyunca defalarca sordum ve her seferinde içimdeki öfke biraz daha büyüdü. Evlendikten sonra Derda’nın yaşadıkları ise bambaşka bir karanlık. Bezir’in ona yaşattıkları, bir çocuğun zihninin ve bedeninin kaldırabileceği şeyler değil. Okurken tüylerim diken diken oldu, bazen gerçekten okumaya devam edemedim. Çünkü artık sadece bir hikâye okumuyorsun; sanki o odadaymışsın, sanki o sessiz çığlıkların içindeymişsin gibi oluyor. Ve en kötüsü de hiçbir şey yapamamak hissi. Derda’nın her geçen gün biraz daha silinmesi, biraz daha kaybolması insanın içine oturuyor.
AzHakan Günday · Doğan Kitap · 201926,9bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir Kuşun Hikâyesinden Bir Romanın Kalbine
9/10
·390 syf.·
2026 76. kitabı
Bazı kitaplar vardır, daha ilk sayfasını açmadan önce bile insanın dikkatini çeker. Benim için Butimar da böyle bir kitap oldu. Açıkçası kitabı elime ilk aldığımda beni hikâyesinden önce ismi etkiledi. Daha önce duymadığım bir kelimeydi ve içinde tuhaf bir hüzün varmış gibi hissettim. Bu yüzden okumaya başlamadan önce "Butimar ne demek?" diye araştırdım. O an öğrendiğim hikâyenin kitabı okurken yaşayacağım duyguların habercisi olduğunu sonradan fark ettim. Butimar, eski Doğu anlatılarında geçen efsanevi bir kuş. Rivayete göre denizi her şeyden çok sever. Ama onu öyle bir sever ki suyunu içmeye bile kıyamaz. Çünkü içerse bir gün denizin kuruyacağından korkar. Bu yüzden susuzluğunu giderebileceği suya bakar ama ona dokunamaz. İlk okuduğumda bu hikâye bana oldukça hüzünlü geldi. Sonra biraz daha düşününce aslında bu kuşun yalnızca bir efsane olmadığını hissettim. Çünkü hayatımızın bir döneminde hepimiz biraz Butimar oluyoruz. Bazen çok sevdiğimiz insanlara söylemek istediklerimizi söyleyemiyoruz. Bazen kaybetmekten korktuğumuz şeylere yaklaşmaya cesaret edemiyoruz. Bazen de yalnızca uzaktan seviyor, uzaktan özlüyoruz. Sanırım bu yüzden kitabın ismi daha baştan beni etkisi altına aldı. Kitabı okumaya başladığımda ise gördüm ki Butimar sadece güzel bir isimden ibaret değil. Kitabın ruhu da tıpkı o kuşun hikâyesi gibi özlem, bekleyiş ve insanın içinde taşıdığı duygular üzerine kurulmuş. Daha ilk bölümlerden itibaren beni içine çeken farklı bir atmosfer vardı. Sayfaları çevirdikçe bazen bir roman okuduğumu, bazen de uzun bir rüyanın içinde yürüdüğümü hissettim. Geçmiş ve bugün arasında gidip gelen anlatım, karakterlerin yaşadığı duygular ve hikâyenin gizemli tarafı kitabı benim için daha da ilgi çekici hâle getirdi. Kaan Murat Yanık'ın anlatımını gerçekten beğendim.
ButimarKaan Murat Yanık · Kapı Yayınları · 20156bin okunma
Çiçeklenmeler-Melisa Kesmez: İnsan Ruhunun Çiçeklenemeyen Yerleri
9/10
·116 syf.·
2026 158. kitabı
Akşamın İstanbul’a ağır ağır çöktüğü saatlerdi. Yıldız Parkı içindeki ağaçlar, gün boyunca taşıdıkları rüzgarı artık sessizliğe bırakmıştı. İnsan kalabalığı azalmış, şehrin o telaşlı yüzü uzakta, neredeyse başka bir hayata aitmiş gibi silikleşmişti. Malta Köşkünün eski ahşap kokusuna karışan çay buharı, masamızın üzerinde görünmez bir sis gibi dolaşıyordu. Camın ardından görünen kararmış ağaç dalları, sanki konuşacaklarımızı dinlemek için eğilmiş gibiydi. Masada dört kişiydik. Ben, Ravi, Hiç ve Münzevi. Masamızın tam ortasında ise ince, sakin ama içi insan ruhuyla dolu bir kitap duruyordu. Çiçeklenmeler İnsan bazı kitapları bitirdiğinde “ne anlatıyordu?” diye düşünür. Bazı kitapları bitirdiğinde ise “neden içim bu kadar sessizleşti?” diye. Bu kitap ikinci türdendi. Çünkü Melisa Kesmez büyük olaylar anlatmıyor bu kitapta. İnsanlığın kaderini değiştiren kırılmalar, dramatik felaketler, yüksek sesli acılar yok burada. Tam tersine, herkesin hayatında olup da kimsenin tam olarak tarif edemediği o küçük iç sıkışmalar var. Bir odada tek başına otururken insanın içine çöken anlamsızlık hissi… Kalabalığın ortasında birden kendi hayatına yabancılaşmak… İnsanlarla konuşurken bile içten içe yalnız kalmak… Ve sanırım kitabın en güçlü tarafı tam olarak burada başlıyor. Çünkü bu kitap bağırmıyor. Fısıldıyor. Ama bazı fısıltılar, insanın içinde yıllarca unutamayacağı izler bırakıyor. Ravi sigarasını camın dışına doğru uzattı. Uzun süre konuşmadı. Sonra hafifçe başını salladı. “Bu kitabı okurken,” dedi, “şunu düşündüm… İnsan bazen mutsuz olduğu için değil, sürekli güçlü kalmaya çalıştığı için yoruluyor.” Masaya kısa bir sessizlik çöktü. Çünkü kitap gerçekten de modern insanın görünmez yorgunluklarını anlatıyor. Özellikle kadın karakterlerin taşıdığı o gündelik yükler… Sürekli bir
ÇiçeklenmelerMelisa Kesmez · İletişim Yayınları · 20267,6bin okunma
Akıl İle Yüreğin Çıkışı Olmayan Labirenti: Karmaşık Duygular
Puan vermedi·264 syf.··
2026 19. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 11:17
Stefan Zweig okumak, insanın kendi iç dünyasında tehlikeli bir yolculuğa çıkması demektir. Karmaşık Duygular, benim için sadece bir kitap değil, insan ruhunun en kuytu köşelerinde yapılmış bir otopsi oldu. Kitap yedi farklı öyküden oluşuyor. Evet, karakterler, olaylar, mekanlar farklı ama hepsinin kesiştiği ortak bir payda var: İnsan olmanın getirdiği o muazzam çıkışsızlık hali. :( Öyküleri okurken hep Aşkın Nur Yengi'nin o meşhur dizeleri dolandı dilime: ) : "Kor gibi sıcak, yada sular gibi serin Bir yanım karşı koyar, bir yanım ister...." Stefan Zweig, tam olarak bu ikilemi anlatıyor işte. Aklın asla onaylamadığı, mantığın "dur" dediği yerde, yüreğin o aklı hiçe sayarak kendi bildiğini okuması... #304864414 insanın bile, isteye kendi uçurumuna yürüyüşü bu. Kitabı okurken zihnim ister istemez edebiyatın en derin dehlizlerine kaydı. İnsan pisikolojisinin en uç sınırlarında gezinebilen, ruhun o tekinsiz sınır hatlarını çizebilen en nadir yazarlardan birisi şüphesiz Fyodor Dostoyevski'dir. [Benim de en enn çok sevdiğim yazar. :)] İşte bu öykülerdeki karakterlerin marazi hallerinde, kendileriyle olan o acımasız savaşlarında hep Fyodor Dostoyevski'nin o ağır, sarsıcı gölgesini hissettim. Stefan Zweig'de tıpkı Fyodor Dostoyevski gibi karakterlerini acımadan uçurumun kenarına kadar getiriyor. Buna bir de Franz Kafka 'nın o boğucu çıkışsız dehlizleri ve Oğuz Atay 'ın tutunamayan, kendi zihninin içinde kaybolan o aydın yalnızlığı eklenince, okuma deneyimi benim için tam bir edebi şölene [ve aynı zamanda bir meydan okumaya :)] dönüştü. #304618697 feryatları, bu edebi akrabalığın en somut kanıtı. Yalan yok; kitap beni inanılmaz yordu. :) Ama bu kötü bir yorgunluk değil. #304868656 :)) Karakterlerin o bitmek bilmeyen "kendini didikleme hali", kaderle ve
Karmaşık DuygularStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202113,1bin okunma
9/10
·288 syf.··
2026 86. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 02:36
Üst üste benzer türler ve açıkçası bol iç sesli kitaplar okuyunca bir molayı hakkettiğimi düşündüm. Baktım bu güzellik bana bakıyor. Hemen başladım. Şimdi yazarı bilmeyeniniz yoktur diye düşünüyorum. Kendisi öyle kitaplar yazıyor ki ya seviyoruz ya nefret ediyoruz. Bakınız bunun ortası olmuyor. Bu kitabı sevdiklerimden biri oldu. Kitap beni aşırı geren ama elimden de bırakamadığım bir kitap oldu. Bence okuyan herkesin ortak noktası Liam’dan korktum olmuştur ve inanın bana gerçekten abartmıyoruz. Kitap boyunca sürekli içimde kötü bir his vardı. Erika’nın bir anne olarak yaşadığı o ikilem çok iyi geçirilmişti; bir yanda oğlunu korumak istiyor, diğer yanda onunla ilgili hissettiği korkunç şüphelerden kaçamıyordu. Özellikle Liam’ın bazı sakin ama rahatsız edici davranışları tüylerimi diken diken etti. Jason baştan sona falso bir karakterdi. Bir yanım Liam karakterine inanmak istiyordu. Lakin diğer yanım şüphe duymaya devam ediyordu. Kitabın sonunda o beklenen ters köşe oldu. Baştan sona ne okudum hissini üstümden atamadım. Yazar yine insanın aklıyla oynamıştı. Tam bir şeyleri çözdüğümü düşündüğüm her anda yeni bir detay çıkıp bütün teorilerimi bozup durdu. Özellikle son bölümlerde gerilim inanılmaz arttı; sayfaları hızlı hızlı çevirdim resmen. Zaten hemende bitti. Akıcı kalem, manyak gerilim ve puff diye biten bir kitap. Benim için bu kitap sadece bir gerilim kitabı değildi diyebilirim. Annelik içgüdüsü, aile sadakati ve “çocuğun için ne kadar ileri gidebilirsin?” sorusu üzerine bayağı rahatsız edici bir hikâyeydi. Liam karakteri uzun süre aklımdan çıkmayacak çünkü bazı sahnelerde gerçekten normal biri gibi değil, insanın içine işleyen bir soğukluk veriyordu ki bence yazarın hedefi buydu. Bilin bakalım bu kız bu kitabı ne zaman okudu? Evet gece okudum ve uykum kaçtı.
1000Kitap
Kusursuz ÇocukFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 2026817 okunma