Puan vermedi·336 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
Ukrayna yazıçısı Andrey Kurkovun Grey Bees (Gri Arılar) romanı 2014-cü ildə başlayan Donbas müharibəsi dövrünə aiddir. Romanın hadisələri Ukraynanın şərqindəki Donbas bölgəsində, Ukrayna hökumət qüvvələri ilə Rusiya tərəfdarı separatçılar arasında gedən silahlı münaqişə fonunda cərəyan edir. Bu müharibə nəticəsində bəzi yaşayış məntəqələri cəbhə xətti arasında qalmış və "boz zona" adlandırılan ərazilərə çevrilib. Əsərin qəhrəmanı Sergeyiç də məhz belə bir kənddə yaşayır və müharibənin adi insanların həyatına təsirini öz gündəlik həyatı vasitəsilə göstərir. O, nə siyasi mübarizənin içindədir, nə də ideoloji tərəf tutur. Onun əsas qayğısı arılarını və öz həyatını qorumaqdır. Bu kənddə cəmi 2 sakin qalıb. Əsəri oxuyanda gürcü filmi “Mandarinlər” filmi yada düşür, amma burada filmdəki kimi iki düşməni bir evdə saxlamaq söhbətləri yoxdur. Əsərin qəhrəmanının fikri sadəcə öz arılarını qorumaqdır. Əsərdə arılar simvolik məna daşıyır. Arılar sərhəd, milliyyət və ya siyasi mövqe tanımırlar; onlar sadəcə yaşayır və öz işlərini görürlər. Bu baxımdan arılar insanlardan fərqli olaraq müharibənin yaratdığı nifrət və bölünmədən uzaqdırlar. Müəllif onların vasitəsilə təbiətin saflığını və həyatın davamlılığını vurğulayır. Əsərin əsas mesajlarından biri budur ki, müharibə insanı ucaltmır; sadəcə onun nəyə tutunduğunu üzə çıxarır. Sergeyiç üçün bu dayaq nöqtəsi arılarıdır. Onları qorumaq cəhdi əslində insanlığını, ümidini və yaşamaq istəyini qorumaq cəhdidir.
Gri ArılarAndrey Kurkov · Siren Yayınları · 202573 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 21. kitabı
Eserde Arapların işgali anlatılıyor. Din adı altında yapılan zulümler, yoksulların elinden her şeyinin alınması, kadınların cansız bir eşya gibi görülmesi, küçük kız çocuklarına yapılan işkenceler sahneye taşınıyor. Zerdüşt inancının hakim olduğu bir coğrafya arap istilasına maaruz kalıyor. Yeni sahipler ülkenin zenginliklerin yağmalayıp halkını da din değişmek zorunda bırakıyorlar. Cefer Cabbarlı eserde dokuzuncu yüzyılı anlatsa da, kaleme aldığı zamanlar da yine ülke esaret altında. Belki buna da bir gönderme olabilir. Ki zaten eser yazarın hapishaneden çıkışından sonra yazılmış. Kitaptaki şiirsel hava hemen fark ediyor ve akıp gidiyor yazılar. Dikkatimi çeken bir şey daha vardı. Elhanın savunduğu fikirler özellikle sonlara doğru iyice ideolojik hal almaya başladı. Bir nevi sağ sol çatışması gibi. Yanlış anlamış da olabilirim
İnceleme
Od GəliniCafer Cabbarlı · Qanun Nəşriyyatı · 2020205 okunma
Reklam
Puan vermedi·166 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
58 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 15:43
Bu kitabı çok uzun yıllar arayla üçüncü kez okudum ve her seferinde farklı ayrıntıların beni yakaladığını fark ettim. Kitap çok katmanlı ve zengin bir içeriğe sahip. Berger, aslında sadece sanat eserlerine nasıl baktığımızı anlatmıyor; görmenin, kültürümüz, sınıfsal konumumuz, cinsiyetimiz ve yaşadığımız çağ tarafından nasıl şekillendirildiğini sorgulatıyor. Bir tabloya, reklama ya da gündelik bir görüntüye baktığımızda gerçekten ne gördüğümüzü ve bize neyin gösterildiğini düşünmeye davet ediyor. Kitabın en sevdiğim yanı, bakışın pasif bir eylem olmadığını hatırlatması oldu. Tıpkı mekânları deneyimleme biçimimizin değişmesi gibi, gördüğümüz şeylerin anlamı da bulunduğu bağlama göre sürekli dönüşüyor. 1926 yılında Londra'da doğan John Berger, sanat eleştirmeni, yazar ve ressamdı. Sanatı yalnızca estetik bir alan olarak değil, toplumu ve insanı anlamanın bir yolu olarak ele aldı. Görme Biçimleri de bu yaklaşımın en güçlü örneklerinden biri. Üçüncü okumamın sonunda kitap bana yine aynı şeyi hatırlattı: Değişen sadece baktığımız şeyler değil, onları görme biçimimizdir.
Görme BiçimleriJohn Berger · Metis Yayıncılık · 20207,6bin okunma
Bir kuşu özgür olduğuna inandırmak…
Puan vermedi·96 syf.·
2026 44. kitabı
"Jon, sen sürüden dışlanmış birisin. Niçin şimdi o martılardan herhangi birinin seni dinleyeceğini düsünüyorsun? Doğru olan bir atasözünü sen de biliyorsun: En yüksekten uçan martı, en uzağı görendir. Geldiğin yerdeki martılar sahilde pinekleyen, acı acı bağırıp kendi aralarında dönüşen martılar. Onlar, cennetten bin mil uzaktalar ve sen onlara, bulundukları yerden cenneti gösterebileceğini söylüyorsun. Jon, onlar kanatlarının ucunu bile göremezler! Burada kal ve senin öğreteceklerini anlayabilecek yeterlilikteki yeni martılara yardımcı ol." Sanırım benim konuya giriş şeklimde genelde bu oluyor, olayları değil de alt bilincine bakmak isteyen herkes için can alıcı giriş bu. Evet, şu konuda anlaşabiliriz bence: -Kurtulmak istemeyen kimseyi kurtaramıyoruz. Bunu kabullenmek bir şekilde oluyor ama kabullenemediğimiz kısım genelde nasıl göremezler oluyor. Göremezler çünkü zihnen bulundukları yer o noktaya çok uzak. Martı Jonathan Livingston Kiraz Ağacı serisininde o kadar çok alt metin olarak geçti ki meraktan okumaya karar verdim. İyi ki de okumuşum. Günümüzde bireyin sınırlarını, toplumu ve yönetim şekillerini, inancın nasıl şekillendirildiğini martılar üzerinden çok güzel anlatmış pek çok cümlenin altı çizildi. Pek çok açıdan hak verildi. Sonuç olarak ise alınacak çok ders var.. “Bir kuşu özgür olduğuna ikna edebilmek niye dünyanın en zor işi?” —Çok çarpıcı bir bakış açısı. Evet zihnimizin sınırları bazen o kadar belirğin ki gözümüzün önündekini göremiyoruz. “Kin, nefret ve düşmanlığı sevmekten söz etmiyorum ben. Gerçek martıları, onların her birinin içindeki güzellikleri görmeye çalışmalı, bunu onların da görmesine yardımcı olmalısın. Sevgiden kastettiğim sey bu benim. Bu işin sırrını çözdün mü, gerçekten sevebilirsin.” —Peki biz gerçekten sevmeyi biliyor muyuz yoksa ilk kusurda ilk
1000Kitap
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680,1bin okunma
Rene, benim üzümlü kekim
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
63 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 02:18
En sevdiğim kitap olacak heralde, büyüleyici, enfes bir kitap. Herkese tavsiye edip hediye edebileceğim türden bir eser. Japon kültürüne ve rus edebiyata düşkünlüğü olanlar beni daha iyi anlayacaktır… Rene ve sınıflara karşı mücadelesi nedense bana emerence Kapı hatırlatı, aslında karakterleri yerden göğe kadar farklı ama davaları aynı nihayetinde. Rene ve sakinliği, Rene ve derinliği en güzeli Rene ve hala aşktan umudunu kesmeyen zarif ruh hali her zaman aklımda kalacaksın. Kitabın her sayfası ideoloji, felsefe, bakış açıları, kültür ve karakter analizi ile dolu ve GERÇEKTEN muhteşem bir eser. Bir gün benimde sistemin kurduğu sınıfsal fark ilüzyonudan kurutulma dileğiyle.
Kirpinin ZarafetiMuriel Barbery · Kırmızı Kedi Yayınları · 20259,8bin okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2025 5. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Ekim 2025 00:00
BekleBeni ’yi sevdim; dili, duygusu ve Livaneli 'nin insana dokunan anlatımı güçlü. Ama romanın omurgasını taşıyan 68kuşağı meselesi, edebiyatımızda ve belleğimizde artık çok aşina olduğumuz bir alan. Hapishaneler, sürgünler, yarım kalan aşklar, bekleyen kadınlar… Hepsi tanıdık. Bu yüzden hikâye çarpıcı olmaktan çok bildik bir yankı gibi geliyor. Yine de Livaneli’nin farkı, politik olanı öne çıkarmaktan ziyade, siyasetin insanın iç dünyasında açtığı boşluğu anlatmasında. 68 burada bir ideoloji değil; zamanın yanlış yerinde kalmış hayatların arka planı. Okur, tarihi değil, kaybı hissediyor. Romanın gücü de zayıflığı da burada: Yeni bir söz söylemiyor ama eski bir acıyı temiz ve sade bir dille hatırlatıyor. Bu yüzden Bekle Beni, 68’i anlatan bir roman olmaktan çok, 68’in gölgesinde kalmış bireysel yalnızlıkların hikâyesi olarak okunmalı. Kısacası: Bu roman şaşırtmıyor ama incitiyor. Çünkü bazen edebiyatın görevi yeni bir şey söylemek değil, çok bildiğimiz bir yarayı bir kez daha sessizce yoklamak.
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,2bin okunma
Reklam
Reklam