MHP Başbuğu Alpaslan Türkeş, 21 Mayıs 1963 tarihinde Kurmay Albay Talat Aydemir liderliğinde girişilen ve başarısızlıkla sonuçlanan ihtilalden sonra kurulan sıkıyönetim mahkemesinde yargılanmış ve beraat etmiştir.
Türkeş, eski arkadaşı Talat Aydemir’i ihbar etmiş ve Türkeş’in ihbarcılığı mahkeme kararına yansımıştır.
(...)
Taşakların yasaklandığı zamanlarda nasıl olup da bunca taşaklı taşaklarını koruyabilmişti. Ülkenin sayın muhbir vatandaşları nasıl olmuş da, ödül almak için bu taşaklıları ilgili ve yetkili makamlara ihbar etmemişlerdi? Olacak şey değildi. Bu işin içinde bir iş vardı. Neyse ki bilimciler bu işi iyice erdeleyip gerçeği araştırdılar ve buldular. Taşaklı olduğunu söyleyerek ödül alanların hiçbirinin taşağı kendisinin değildi ve gerçek taşak da değildi.
Bunlar teknolojik taşaklardı. Teknolojinin bunca ilerlediği bu çağda, takma kirpik, takma meme, takma kamış ve hatta robot insan bile yapılırken takma taşak mı yapılamayacaktı!
(...)
Hükümetin, parlamentonun izni olmadan üsleri açmaya yetkisinin bulunmadığının eleştirisi, Demirel’e bırakıldı. Ecevit Hükümeti’nin, NATO havadan erken ihbar ve kontrol sistemi çerçevesinde Konya’da üs kurulmasına kendiliğinden talip olduğunu ancak Metin Toker farketti. Batının, “neo-koloniyal” doğrultudaki ekonomik diktasına boyun eğilişi, görmezlikten gelindi .
1901 yılında Elisa sanchez ve marcela gracia isimli kadınlar... San jorge kilisesinde evlendiler.
... Durumu normalleştirmek için... Elisa isminin Mario yaptı damat kıyafeti giydi saçını kestirdi ve sesini kalınlaştırarak konuştu.
... Kilise işlenen bu kutsala saygısızlık suçunu polise ihbar edecekti... Porto'da yakalandılar... Denize açıldılar. Bacakların izi Buenos aires'te kaybedildi.
Sayfa 185 - Doğum günüme yakışır bir hikaye·Kitabı okuyor
Hiçbir şeyi, hatta o sırada polise ihbar edilmekten korktuğumu bile ondan saklamadım. Babam beni teselli etti. Ölümcül hasta bedenine rağmen karşımda duruşu güven vericiydi, pırıl pırıl parlayan çocuk gözlerimle onu öyle görmüştüm. Ancak H. O. Andersen'in kapısını çalarken suçüstü yakalanmış olan o kişi gerçekte kimdi?
O çocukça ödevlerinden birini yerine getirmekte olan bir çocuk muydu? Hayır, konu bundan ibaret değildi. Çünkü bütün bunlar o çocuğun uyanıp dünyadaki adaletsizliği fark etmesi ve komünist olmasıyla aynı anda yaşanıyordu. Beni bu kadar huzursuz eden de işte bu eşzamanlılıktı, yani her şeyin aynı anda, ölüm döşeğindeki babamın şefkatine ihtiyaç duyduğum bir zamanda gerçekleşmesiydi. Ben Arabacı Henriksen'in bodrum katında yaşayan Danimarkalı komünist zanaatkârla yakın ve hayati önemde bir ilişki kurarak gizlice babama ihanet ediyordum. Bununla yüzleşmek zordu. Ne kadar zor olduğunu ise o zaman bilmiyordum. Bunun farkına ancak her şeyi bastırmış olduğumu, bunun hafızamdan silinip gittiğini, tamamen yok olduğunu anladığımda vardım; evet, bunun bütünüyle zihnimden kaybolduğunu, bir masal, bir hayal gibi bile olsa bende hiç yer etmediğini ya da "on bir yaşında bir çocukken komünizmi benimseyip bunu babamdan gizlemek zorunda kalarak onu, çocukça bakış açıma göre en acımasız biçimde ihanete uğrattığımı" hatırlamayı seçmek şeklinde bile olsa hafızamda yer tutmadığını keşfetmek benim için bir şok olmuştu. İşte bu mesele anlatımızın eksenini oluşturuyor. Sadece bu, başka hiçbir sey değil.
Böyle olmasaydı şu anda anlattıklarımı anlatmazdım, bu aklımdan bile geçmezdi!