• 336 syf.
    ·7/10
    Yaklaşık ilk 70 sayfa boyunca Balzac’ın betimlemeleri,imgeleri ve uzun cümleleri içinde ana karakter Felix’in hayatını,ruhsal dünyasını anlamaya uğraşıyorsunuz.Romantizm akımı etkisinde yazılmış gerçek bir Fransız aşk romanı.Zavallı,sevgiye hasret hor görülmüş,evlat olarak bile ailesine fazlalık gelen Felix ona karşı ilk kez sıcak duygular ve şefkat gösteren Madam de Mortsouf’a tapınırcasına aşık olur.Ancak bu aşk tensel bir aşktan öte ruhsal bir birleşim,karşılıklı anlayıştır.Romanın ikinci yarısında kitaba dahil olan Lady Dudley ise aksine Felix’e karşı şehvetli cinsel bir haz duyar.Kitabın ikinci yarısından itibaren olay bu İngiliz ve Fransız kadınların aşka bakışlarına,sevdikleri adam için yapıp yapamayacaklarına evrilir.Kitabın edebi açıdan bu kadar yoğun olması ve uzun betimlemeleri ilk başta beni yordu ancak zihnimde olayı bir tiyatro perdesine yansıtarak sonuna kadar gelebildim.Balzac tabiki sığ bir aşk romanı yazmamış dönemin İngiliz ve Fransız kültürüne ait derin incelemeler de var aynı zamanda kitapta.En beğendim kısım olarak ise Madam de Mortsouf’un Felix’e Fransa sosyetesinde yol haritası olması için yazdığı mektubu söyleyebilirim.Günümüz ilişkileri için bile nasihatlar içeren bir mektup
  • TARİHİ KONMAMIŞ VE ALMADIĞIM BİRİNCİ VE İKİNCİ MEKTUP OLAYINI ÖĞRENEN BİRİNİN TARİHİ KONMAMIŞ VE ALMADIĞIM MEKTUBU


    Sayın Bay,

    Nasıl bir dünyadayız ki, yelkenlerin tuttukları rüzgârları döküvermeleri gibi, öfkemiz çabucak dağılıveriyor. Yanlış mı yaptım acaba, 'öfkem' mi deseydim yoksa? Tekil bana çoğuldan daha etkin görünür dâima. Böyle olmakla birlikte, zaman zaman gövde gösterisini severim doğrusu, 'miz'liler gönendirir beni. 'Biz!'; müthiş bir söz bu, Sayın Bay. İtirafın da tam sırası: 'Biz' derken de sayısına metelik vermem. Ne olursa olsun açık kapı da bırakmam hani. Sıkıdır benim işim. Çünkü ben muhalifim, biz muhalifiz (hep 'biz' diyerek mi dürdürsem mektubumu daha iyi olur?). Öfkemizin çarçabuk geçivermesine de tanıklık yapmak istiyoruz. Cürmümüzün tanığıyız yâni. Hem kafamdaki cânileri bir bir teşhir etmek istiyorum enselerinden tutup, hem de "Geçmiş asla ölmez!" çığlığını yükseltiyorum. Bu, sâdece Anadolu'nun ve Trakya'nın değil, Balkanların da destanıdır, ona ne şüphe, Afrika'dan Asya'ya değin soluğumuzun ulaştığı her metre kare toprağın destanıdır. Şaka yapmıyorum, Sayın Bay, vicdanımızı kemiren kurtlar da olmasa n'apardık?

    Ha, ilk okuyuşta, kasılarak hava basan birinin sözleri gibi görünse de, gerçekle örtüşmez bu bakışaçısı, Tarih benden yana, insan soyunun has çocukları benden yana. Şeytan hertütlü iğvâyı içimize salsa da aldırmamaya bakarız biz. Koşullar ne olursa olsun, yürürken çıkardığım sesi zevkle dinlerim tak der tak der tak der.


    (Adı,
    Soyadı,
    İmzası)
    Nuri Pakdil
    Sayfa 23 - Gözetleme Noktaları
  • "Değerli velim,
    Bildiğiniz gibi bugün kuzularım karnelerini aldı. Öğretmenleri olarak ben de en az sizler kadar heyecanlıyım. Çünkü onların mutluluğu, benim mutluluğum; hüznü, benim derdim; heyecanı, benim telaşım ve tebessümü, benim sevinç kaynağım... Öncelikle böylesine edepli, özverili, öz disiplini yüksek ve kendini ve sorumluklarını bilen bir insanı yetiştirmede bana yardım ettiğiniz için teşekkür ederim. Benim kuzularım, yaş itibarıyla ergenliğe geçiş döneminde oldukları için, kişiliğin temel taşlarının atıldığı dönemdeler. Bu dönemde; velisi olarak siz, öğretmeni olarak ben elden geldiğince işbirliği ile bu masum kuzunun müspet yönde gelişip büyümesi ve ülkemize faydalı bir insan olabilmesi için ilk dönem olduğu gibi inşaallah ikinci dönemde de çalışmalıyız. Hem esas başarı, kuzumun karnesindeki notlar değildir; başarı, kendisinden bağımsız birçok faktöre bağımlı olduğundan doğrudan ölçülemez. Kuzumun başarısı; bu dönem içinde kazandığı iyi ve güzel davranışlardır, arkadaşlarına duyduğu özveri ve sevgidir, önce oluşturduğumuz sonra da içselleştirdiğimiz disiplinidir, yani kuzumun başarısı kendisi olmasıdır. Tatil, günü doldurma çabası olmadığı gibi saatlerce ders çalışmak ya da kitap okumak da değildir. Kuzum gün içinde kitap okusun, oyunlar oynasın, arkadaşları ile anılarını paylaşsın. En önemlisi sizinle sohbet etsin. Okul telaşı yüzünden size anlatamadığı veyahut sizin yoğunluktan dinleyemediğiniz her şeyi hatta en küçük bir olayı bile size anlatsın..siz sadece dinleyin ve müdahale etmeyin..kuzumun mutluluğunu gözlerinde göreceksiniz...
    Bırakın kuzum bu tatilde gezsin, oynasın, kırlarda koşsun, arkadaşları ile güzel vakitler geçirsin. Benim onu özlediğim gibi beni özlesin. Bırakın, kuzum büyüsün. Onu çok sevdiğimi ve hemen her duamda duamın süsü olduğunu ve kendisinden dua beklediğimi onun anlayacağı şekilde izah ederseniz çok güzel olur.

    Bu tatil döneminde kuzumun okumasını istediğim bir yazım:

    "Sizler geleceğin öğretmenleri, avukatları, doktorları, mühendislerisiniz. Aslında bir bakıma geleceğin umudu sizlersiniz… Şunu asla unutmayın: Bir insan yapabileceğine inandığı her şeyi başarabilir.
    İşte bunun sayısız örneklerinden sadece biri olan ve bu cümleyi ispatlayan bir bireyin umut dolu hayat hikâyesi: 5 yaşlarında bir çocuk… Yüreği okuma aşkı ile dopdolu ama yaşadığı ortam ve hayat şartları daha o yaşta bu sevgiyi köreltmeye başlar. Küçük bir köyün küçücük bir okulunda, birleştirilmiş sınıfların oluşturduğu bir sınıfın, her sene değişen öğretmenleriyle umudu gittikçe kırılır bu küçük çocuğun. İmkânları en başta olmak üzere onu okuma sevdasından soğutacak her şey devreye girer ama buna karşı koyan ve umudunu her zaman diri tutan bir şey vardır ona ait olan: Azmi… Herkesin bir ilk öğretmeni vardır ya onun da ilk öğretmeni abisi olur. Sayıları saymakta zorluk çeken abisinin şaşkın bakışları karşısında çocuksu bir edayla tekrar eder: 10,20,30,40,… Okul hayatı böyle başlar. Daha 1. sınıftayken gördüğü, bir anlamda kalbine yerleştirdiği öğretmenlik mesleğini çok sever ve o yıl öğretmen olmaya karar verir… Ne maddi imkânlardaki yetersizlik ne de okuduğu okullardaki eğitim yoksunluğu ve öğretim eksikliği onu bu kararından vazgeçirir. Sürekli ve zevkle çalışır, ortaokulu birincilikle bitirip liseye kaydolur. Çalışma azminden ve mesleğine olan sevdasından eksilme şöyle bir kenarda dursun, bulunduğu ortam itibarıyla ileriye dönük bir artma olur. Lisenin ilk yıllarında okumak istediği mesleğini çevresine anlatmaya başlar. Ama ailesi dâhil çevresinin nerdeyse tamamı buna karşı çıkar, öğretmen olmasını istemezler. Bir öğretmeni bu zor günlerinde tutar ellerinden ve en sonunda bu badireyi de atlatarak istediği bölümü kazanır…
    Hayatını dinlediğiniz yüreği meslek sevdasıyla dolu bu insan şu anda rüyalarını gerçekleştiriyor. Hayatı, matematiği ve en önemlisi öğrencilerini çok seviyor… O kim biliyor musunuz?
    Sizleri çok seven öğretmeniniz…"

    Ben, kuzumu önce Allah'a sonra da size emanet ediyorum.
    Dua eder, dua bekleriz inşaallah.
    Selam ve dua ile...

    7/A Sınıf Rehber Öğretmeni"

    Mahmud KARAKAŞ
    17 Ocak 2020
    ŞANLIURFA
  • 160 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Türk Edebiyatı’nın zirvesindeki adamın hiç bitmeyen bestesi. Sanki yarım bırakılmış gibi değil de, sonsuz bir döngüye alınmış gibi.

    Tanpınar, hem Türk edebiyatının en iyi romancılarından birisi hem de önemli bir düşünce adamı. Eserlerinin her birinde ayrı bir naiflik var. Ancak şunu belirtmeliyim ki; Mahur Beste, Huzur ve Sahnenin Dışındakiler'i okumadan önce okunması gereken bir eser. Bu üçlemenin ilk kitabını oluşturuyor, okuma sırasına alırken özellikle buna dikkat etmek gerekiyor. Benimse Saatleri Ayarlama Enstitüsünden sonra okuduğum Tanpınar’a ait ikinci kitap. Ve bana göre Tanpınar okumaya başlamak için uygun bir kitap değil. Kısa fakat; modernleşmenin, batılılaşmanın, siyasi kargaşanın, toplumsal çıkmazların hikayesinin karakterler aracılığıyla anlatıldığı yavaş ilerleyen, yorucu bir eser.

    Behçet Bey’in Biraz Abdülmecit, biraz Abdülhamit döneminde geçen hikayesiyle başlayan roman; arkasından büyük bir kalabalığı sahneye taşıyor. Behçet Bey; saatler, kitaplar ve musiki aletleri ile dolu yatağında uyanmış ertesi gün kendisiyle yaşamaya başlayacak olan ablasının torunu Cavide’yi kendi yanına çağırır. Ertesi gün gelecek olan Cavide’yi beklerken odasındaki eşyalarlar, ölen babası ve karısıyla ilgili düşüncelere dalar. Bu süreçte Behçet Bey karakterinden yola çıkarak onun etrafını sarmış insanlardan; Behçet’in solgun karısı Atiye’den, bacanakları, baldızı, onların çocukları, uzak ve yakın akrabalarından, babası Molla Beyden, kayınbabası Ata Molla Bey’den, Halit Bey'in babası’ Nuri Beyden, Agop Efendi’den, Mösyö Soloski’den, Talat Bey’den bahsederken buluyoruz yazarı. Her biri bir roman konusu sanki. Bu kahramanlarla dönemin İstanbul’unu semt semt gezdiriyor bize Tanpınar. Zamanı, rüyayı ve musikiyi de eserin içine yerleştirmeyi yine ihmal etmiyor.

    Osmanlı ilmiye sınıfının romanı olarak tanımlanan eserde; modernleşme sürecinde geleneksel kimliklerin parçalandığı, toplumsal sınıfların tersyüz olduğu döneme şahit olan ve ilmiye sınıfının farklı zihniyetlerini temsil eden üç karakter, yetiştikleri zümrenin modernleşme hareketi karşısındaki tavrını gözler önüne seriyor. Ayrıca hikaye, Behçet Bey karakteriyle ve vurucu cümleleriyle Kürk Mantolu Madonna’yı anımsatıyor.

    Roman, konu üzerinden değil karakterler üzerinden ilerliyor. Kitabın sonunda Behçet Bey, yazardan gelen bir mektubu bulup okuyor. Bu mektupta yazar, hikayenin neden tamamlanmadığını açıklıyor. Bu bölüme kadar kurguyu çözmek hayli zor. Bahsedilen karakterlerin anlatılan olayın ortasına neden konduğu, konuya nerden ve nasıl gelindiği anlaşılmıyor. Bu sebeple kurguya takılmadan dönemin atmosferini, aşklarını, musikisini, siyasi entrikalarını, inceliklerini ve ilişkilerini görerek, bir insanın iç dünyasına yolculuğa çıkmak lazım. Tanpınar'ın medeniyetimize, insana, musikiye dair tespitleri oldukça önemli ve isabetli. O dönemde yaşanan toplumsal kimlik bunalımının halen sürüyor olması ise üzücü.

    Ahmet Hamdi Tanpınar'ın kendine özgü üslubu, kara mizah unsurlarını kullanmadaki ustalığı, karakterleri bize tanıtırken onları bulundukları hale getiren tüm çerçeveyi ince ince işleyerek yaptığı tahlilleri bu eserinde de görebiliyoruz. Kendisinin, düşüncelerinin ve eserlerinin Türk Edebiyatı için yeri ayrı. Kendisine çok saygı duyuyorum. Ne yazdıysa okunmalı diye düşünüyorum.
  • Mektubat-ı Rabbani

    İslam âleminde imam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat'ı kadar kıymetli bir kitap daha yazılmamıştır. Mektubat, üç cild olup, beş yüz yirmi altı mektubunun toplanmasından meydana gelmiştir. Kelâm ve fıkıh bilgilerini, tasavvufun marifetlerini açıklayan uçsuz bir derya gibi eşsiz bir eserdir.

    Mektubat'ın birinci cildi 1616 senesinde talebelerinin meşhurlarından Yar Muhammed Cedid-i Bedahşi Talkani tarafından toplanmıştır. Birinci cildde 313 mektup vardır. Bu cildin son mektubu, Muhammed Haşim-i Keşmi'ye yazılmıştır. İmam-ı Rabbani hazretleri birinci cildin son mektubunu yazınca, (Muhammed Haşim'e gönderilen bu mektupla resullerin, din sahibi peygamberlerin ve Eshab-ı Bedr'in sayısına uygun olduğundan, üç yüz on üç mektupla birinci cildi burada bitirelim) buyurmuştur.

    İkinci cildi ise 1619 senesinde yine talebelerinden, Abdülhay Pütni tarafından toplanmıştır. Bu cildde Esma-i hüsna yani Allahü teâlânın hadis-i şerifte geçen doksan dokuz ismi sayısınca doksan dokuz (99) mektup vardır.

    Üçüncü cild de imam-ı Rabbani hazretlerinin vefatından sonra 1630 senesinde talebelerinden Muhammed Haşim-i Keşmi tarafından toplanmış olup, bu cildde de Kur'an-ı kerimdeki surelerin sayısınca yüz on dört (114) mektup vardır. Her üç cildde toplam beş yüz yirmi altı (526) mektup vardı. İmam-ı Rabbani hazretlerinin vefatından sonra on mektubu daha üçüncü cilde ilave edilmiştir. Böylece toplam mektup adedi (536) olmuştur.

    Mektubat'daki mektupların birkaçı Arabi, geri kalanların hepsi Farisi’dir. Çeşitli zamanlarda basılmıştır. Mektubat’ın birinci cildi Mektubat Tercemesi ismiyle Hakikat Kitabevi tarafından yayınlanmıştır. İkinci ve Üçüncü cildlerdeki mektuplardan da gerekli olanları Hakikat Kitabevi yayınlarından olan Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabında yayınlanmıştır. Bu kıymetli eserler, http://www.hakikatkitabevi.com adresinden okunabilir ve temin edilebilir.

    Mektubat’ı anlamak
    Sual: İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat’ını anlamamız şart mıdır? Mektuplarda süluk, cezbe, seyr-i fillah gibi birçok kelime ile karşılaşıyoruz. Bunların manalarını bilmek gerekir mi?
    CEVAP
    Gerekmez. Bilsek de anlayamayız. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, (Allahü teâlânın kitabından ve Resulullah’ın hadislerinden sonra, İslam kitaplarının en üstünü, en faydalısı, İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat kitabıdır. Mektubat’ı anlamak için değil bereketlenmek için okumalıdır) buyuruyor.

    (Kitap okumak, sohbetin yarısıdır) buyuruluyor. Yani, bir büyük zatın kitabını muhabbetle okuyan, sohbet etmiş gibi O’ndan istifade eder. Mektubat’ı severek okuyan da, İmam-ı Rabbani hazretlerini sever, tanır, nasibi ve muhabbeti miktarınca O’ndan feyz almaya başlar. Okudukça anlamaya, kalbi de nurlanmaya, ibadetlerin tadını duymaya, haramlardan günahlardan nefret etmeye başlar. İki cihan saadetine kavuşur ve başkalarının da kavuşmasına vesile olur.

    Mektubat-ı Rabbani
    Sual: Anlamasak da, İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat’ını okumamız gerekir mi?
    CEVAP
    Elbette, okumak çok faydalıdır. Mektubat’ı severek okumak, kalbden dünya sevgisini çıkarır. Hattâ Mektubat’a tâbi olanları, Cehennem ateşinin yakmayacağı kendisine bildirilmiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
    Bir gün amellerimdeki kusuru görme hâli beni kapladı. Büyük bir pişmanlık ve kırıklık içindeyken, (Allahü teâlâ için alçalanı, Allahü teâlâ yükseltir) hadis-i şerifini hatırladım. Sonra, (Seni ve kıyamete kadar seninle vasıtalı ve vasıtasız olarak tevessül edenleri mağfiret ettim) nidası geldi. Kıyamete kadar, vasıtalı ve vasıtasız olarak bizim yolumuza gireceklerin hepsini bana gösterdiler. İsimlerini, soylarını ve memleketlerini bildirdiler. İstesem, hepsini tek tek sayarım. Hepsini bana bağışladılar. (Makamat-i Ahmediye)

    Bu müjdeye kavuşmak için Mektubat-ı şerifi okumalı ve öğrenilenlerle amel etmelidir.

    Mektubat’ın özelliği
    Sual: İmam-ı Rabbani hazretlerinin yazdığı Mektubat’ın özelliği nedir?
    CEVAP
    İtikad ve fıkıh bilgilerini, tasavvufun marifetlerini açıklayan ve Müslümanlara her konuda yol gösteren, çok kıymetli bir eserdir. Mektuplarının kitap hâline getirilmesi de, bizzat İmam-ı Rabbani hazretlerinin bilgisi dâhilinde olmuştur. Birinci cildin son mektubunu yazınca, (Muhammed Haşim’e gönderilen bu mektupla, Resullerin ve Eshab-ı Bedir’in sayısına uygun olduğundan, 313 mektupla birinci cildi burada bitirelim) buyurmuştur.

    İstifade edebilmek için, her mektubu, bize yazılmış gibi düşünerek okumalı. Bir mektubunda buyuruyor ki:
    Bu mektup görünüşte belli bir kişiye yazılmışsa da, gerçekte okuyan herkese yazılmış demektir. (Kılıç, kullanan içindir) sözü meşhurdur. (1/221)

    Yine bir mektubunda buyuruyor ki:
    Resulullah efendimiz, (İslamiyet garip olarak başladı. Son zamanlarda, başladığı gibi, yine garip olur. Garip olan o Müslümanlara müjdeler olsun!) buyurdu. Bundan önceki idare zamanında Müslümanlar, o kadar garip olmuştu ki, kâfirler açıkça Müslümanlığı kötülüyor, Müslümanlarla alay ediyorlardı. Dinsizliklerini, ahlâksızlıklarını, sıkılmadan açıklıyorlardı. Çarşıda, pazarda kâfirleri ve dinsizliği övüyorlardı. Müslümanların, Allahü teâlânın emirlerinden birçoklarını yapması, [söylemesi ve yazması] yasak edilmişti. İbadet edenler, İslamiyet’e uyanlar ayıplanıyor ve kötüleniyordu. Şimdi ise, böyle düşmanlık, öyle kin ve inat görülmüyor. Bazı kusurlar varsa da, inatla değil, bilinmediği içindir. Bugün Müslümanlar da, kâfirler gibi serbest konuşabilmekte, onlardaki hürriyete kavuşmaktadır. Eski kin ve düşmanlığın başımıza gelmemesi, Müslümanların zulüm ve işkenceye düşmemesi için, uyanıp dua edelim. Din düşmanlarına fırsat vermeyelim. Bugün sizin, sözle [ve kalemle] yaptığınız cihad, cihad-ı ekberdir yani büyük cihaddır.

    Ubeydullah-i Ahrar hazretleri, (Eğer şeyhlik yapsaydım, hiçbir şeyh, bir yerde, bir mürid bulamazdı, ama bana başka vazife verildi. O vazife de, İslamiyet’i yaymak ve kuvvetlendirmektir) buyurdu. Bunun için, sultanlara, gidip nasihat verirdi. Tesirli sözleriyle, hepsi doğru yola gelirlerdi. Onlar vasıtasıyla İslamiyet’i yayardı. (1/65)

    Mektubat’ın özeti iki şeydir:
    1- Allahü teâlânın dinine sarılmak, onu öğrenip tatbik etmek.
    2- Dinini öğrendiği zatı sevmek.
    Bu ikisini yapan kurtulur.
  • Bu korkunç geminin güvertesine ayak basalı uzun zaman oldu ve galiba kaderimin ışınları bir merkezde toplanıyor. Anlaşılmaz adamlar! Ne olduğunu kestiremediğim bir tür dalgınlığa kapılmış, beni fark etmeden yanımdan geçiyorlar. Gizlenmek tek kelimeyle ahmaklık, nasıl olsa bu insanlar görmüyor. Daha şimdi ikinci kaptanın gözlerinin önünden geçtim – kısa süre önce de kaptanın özel kamarasına girip oradan, bu satırları yazabilmem için gerekli olan malzemeleri aldım. Zaman zaman bu günceye devam edeceğim. Doğru, onu dünyaya ulaştırma fırsatını bulamayabilirim; ama çabalamaktan vazgeçmeyeceğim. Son anda mektubu şişeye koyup denize atacağım.
  • 72 syf.
    Franz Kafka'nın babası Hermann Kafka'ya yazdığı son derece sitemli mektubu... Kafka en çok da evlilik konusunda içerlemiş sanırım babasına. Zira 36 yaşındadır ve ikinci kez evlenmek istiyordur ama bu babası tarafından reddedilmiştir.
    Tüm okurlar da benim gibi mi düşünüyor bilemiyorum ama mektup kelimesi bana hep Franz Kafka'yı hatırlatıyor. Malum; Milena'ya Mektuplar, Felice'ye Mektuplar, Otla ve Aileye Mektuplar, Babaya Mektup...
    Kafka'yı ve babasıyla olan ilişkisini daha iyi anlamak isteyenler için güzel bir eser.
    Keyifli okumalar.
    #OkumakNeGüzelŞey