Puan vermedi·392 syf.··
2026 50. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 00:00
#başlangıçlarkitabı #sallypage “Zaman uzaklarda, bambaşka bir yerdeydi. Her şeyin beklemede olduğunu hissediyorum. Ama hayatımı yeniden nasıl başlatacağım, işte onu bildiğimi hiç sanmıyorum.” Jo, dayısının hastalığı nedeniyle onun dükkanında çalışmaya ve onun dairesinde kalmaya başlar. Jo, tüm hayatını bir bavula doldurup buraya gelmiştir. Birkaç ay önce erkek arkadaşı ile kötü bir ayrılık geçirmiştir. Bu yüzden bu değişiklik Jo içinde iyi olacaktır. Hem kırtasiye hem de hırdavat malzemelerinin satıldığı dükkanda çalışırken Jo bir çok farklı insanla karşılaşır. Kiliseden kaçan ve ilginç bir hikayesi olan rahibe olan Ruth ile tanışır. Devamlı dükkana gelip giden Ruth'un hikayesini öğrenir. Dükkanın müşterilerinden Malcolm ilk kitabını yazmaya çalışan bir adamdır. Her hafta bir defter almaya gelir. Jo, gelip gittikçe onu da tanımaya başlar. Jo, bu dükkanda tanıştığı insanlarla ve dinlediği hikayelerle onların başlangıçlarına tanık olur. Aslında burası bir nevi kendi hayatındaki yeni bir başlangıçta olacaktır. Jo, Ruth ve Malcolm arasında zamanla kendiliğinden gelişen bir arkadaşlık doğar. Bu arkadaşlık ile birlikte kırtasiye dükkanı sadece renkli eşyaların satıldığı bir yer olmaktan çıkıp birbirlerini iyileştirdiği bir sığınak haline dönüşür. Her biri hayattan farklı yaralar almış bu insanlar arasında sıcak bir bağ olur. Jo ise burada kendini bulur, yaralarını sarar ve geçmişte yaşadığı kötü ilişkiyi atlatarak yeni duygular tadar. ‘Başlangıçlar Kitabı’ samimi, sıcacık, akıcı ve hayatın içinden bir kurgu. Bu hikayede herkesin kusurları var ama hayatta olduğunuz sürece her zaman yeni bir başlangıç yapma şansı vardır teması çok güzel anlatılmış. Bulunduğunuz yerden biraz uzaklaşıp hala umudun ve arkadaşlığın var olduğu, rengarenk defter ile kalemlerle dolu bu
Başlangıçlar KitabıSally Page · The Kitap Yayınları · 202691 okunma
Puan vermedi·154 syf.·
2026 431. kitabı
Kuledibi’ndeki Tamburlu kıraathanenin, çoğunlukla ariflerden, güngörmüşlerden, sohbet ve kelâm ehillerinden olan ahalisi, asırların tüketemediği bu yorgun dünyanın binbir halini yâdedip onda baki kalan hoş ve nâhoş sedalardan dem vururken, laf dönüp dolaşıp çoğu kez bir zamanların Yâfes Çelebi’sine gelirdi. İhsan Oktay Anar Eski zaman mucitlerinin inanılmaz hayat öyküleri"ni anlatan bir romandır. Osmanlı dönemine benzer bir atmosferde geçen eser, bilgiye, güce ve doğaya hükmetmeye çalışan mucitlerin ilginç makineler üretme çabalarını, hırslarını ve yaşadıkları trajikomik maceraları konu alır.. Kitab-ül Hiyel Yâfes Çelebi, Calud ve Lalezar Necef Bey adındaki üç hiyelkarın (mekanikçi/mucit) birbirini takip eden yaşamları anlatılır. İcat ettikleri mekanik aletler sadece birer teknolojik gelişme değil, insanoğlunun iktidar ve hırs arayışının sembolüdür. Arapçada hile, çare ve yöntem anlamına gelen bu kelime, aynı zamanda antik ve İslam dönemindeki mekanik ilmini temsil eder. Eserde fiziksel icatların çizimleri bizzat yazarın kendi çizimleriyle romanda yer alır. Kitab-ül Hiyel sadece teknik makineleri değil, güç uğruna harcanan hayatları ve kurgu içindeki felsefi sorgulamaları ele alır. Sonunda teknolojik ve askeri üstünlüğün değil, güzelliğin ve bilginin erdemine vurgu yapılır Dünya'nın kendisi, bir mucize olarak, düşlerden kat be kat daha şaşırtıcı ve hayranlık uyandırıcıydı. S:80
Edebiyat & Roman
Kitab-ül Hiyelİhsan Oktay Anar · İletişim Yayıncılık · 20205,8bin okunma
Reklam
Puan vermedi·%80 (402/501 syf.)··
19 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 08:14
Bence Zweig, "Dünün Dünyası" sancısını çektiği için, güvenli, medeni ve kendine hak gördüğü bir dünyanın yok oluşunu bizzat tecrübe ettiği için, Filistin'de nesillerdir devam eden bu yıkımı modern barbarlığın bir kanıtı sayardı. Biliyorum dan diye girdim ama bu budur. Zweig öldüğünde Filistin halkı zaten acı çekiyordu. Ancak Zweig bu acıyı örgütlü bir Yahudi devletinin zulmü olarak değil, İngiliz sömürgeciliğinin ve Nazi zulmünden kaçan çaresiz mültecilerin yarattığı trajik bir bölgesel çatışma olarak gördü, bence. Ve oraya sışınan yahudiler ile zaten orada olan azınlığın arasındaki farkı da bilirdi. Eğer 1948 sonrasını ve bugünkü iğrenç askeri işgali görebilseydi, Theodor Herzl'in o "saf rüyasının" nasıl bir kanlı pisliğe dönüştüğünü fark edip çok daha büyük bir yıkım yaşayacaktı. 1 2 yıl erken intihar edebilirdi belki. Şu adama temasını okuduğum yerde kitanı bırakabilirdim. Yine Zweig, bir mektubunda Filistin'de bir Yahudi yaşamı kurma çabalarını eleştirerek genel olarak gençlere "Filistin'e gitmek yerine diller öğrenmesini ve küresel bir serbest ruh olarak kalmasını" tavsiye etmiştir. Zweig, Yahudilerin o topraklara gidip yerleşmesini yapay ve zorlama bir milliyetçilik projesi olarak gördüğünü anlıyorum. Zweig, Siyonizm'in Filistin'de bir devlet kurma fikrine karşı çıkarken en büyük savunusu dayanağı argumanı da barış barış barıştı. O dönem Filistin'e yapılan zorunlu göçlerin, ki bana göre bu sığınmadır ve toprak satın alımlarının ki bu konu da fikrim de çoğunluğa uymuyor, yerel Arap nüfusla bir çatışma ve şiddet doğuracağını biliyordu. Doğurdu da. İntihar ettiği için birinci nakba felaketini göremedi. Ama evet felaket yaşandı. Zweig, Yahudiliğin tarih boyunca orduya, silaha ve sınırlara ihtiyaç duymadan hayatta kalmasını bir gurur kaynağı olarak görüyordu zaten
Edebiyat
Dünün DünyasıStefan Zweig · Can Yayınları · 20242,680 okunma
“Dönüşüm” için ne kadar dirençliyiz?
Puan vermedi·74 syf.··
2026 10. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 06:44
“Dönüşüm” bir adamın yalnızca böceğe dönüşmesini anlatan tuhaf bir hikaye değil. Aynı zamanda yabancılaşma, bireyin kimlik kaybı, aile ilişkileri, toplumun insanı faydası kadar sevmesi, değersizlik hissi üzerine düşünmeye sevk eden oldukça güçlü bir metin. İlginç olan Grego bir böcek olarak uyandığında ilk tepkisinin “Bana ne oldu?” değil “İşe nasıl gideceğim?” Olmasıdır. Kafka bize insanın çalışma düzeni içinde nasıl makineleştiğini daha ilk sayfalarda sorgulatıyor. Ailenin geçimini sağlayan tek kişi olduğu için artık çalışamayacak olması aile üyelerinin ilgilerinin ve sevgilerinin giderek azalmasına neden olur. Yani aslında insan yalnızca ürettiği kadar değerlidir. Kafka, Grego ’nun fiziksel dönüşümünü bir metafor olarak kullanarak, insanın yaşadığı içsel değişimlerin başta en yakınları olmak üzere çevresi tarafından her zaman kabul görmediğini gösterir. Çünkü çoğu zaman insanlar bizi olduğumuz kişi için değil, kendi hayatlarındaki rolümüz ve onlara sağladığımız fayda kadar sever ya da reddederler. Bu nedenle dönüşüm çoğu zaman sancılıdır. İnsan değiştikçe yalnızca kendisiyle değil, onu belirli bir kalıba yerleştirmiş olan çevresiyle de yüzleşmek zorunda kalır. Değişim; direnç, çatışma ve hatta kayıplar getirebilir. Belki de bu yüzden Dönüşüm, bir adamın böceğe dönüşmesinden çok, insanın kendisi olmaya çalışırken ödemek zorunda kaldığı bedeli anlatır. Kafka, Grego Samsa’nın hikâyesi üzerinden bize rahatsız edici ama önemli bir soru bırakıyor: “Bizi gerçekten kim olduğumuz için mi seviyorlar, yoksa hayatlarındaki işlevimiz kadar mı?”
1000Kitap
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022267,9bin okunma
Puan vermedi·139 syf.··
2026 43. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 00:00
Oğlumla iki farklı çocuk kitabına başladık. Bitirince değiştireceğiz. Ben dayanamadım 3-4 saatte bitirdim. Oğluma öyle bir anlatmışım ki yavrum elindekini bitirmek için uğraşıyor. İlk 20-30 sayfadan sonra olaylar büyük bir hızla başlıyor. Çocuklar için hayal gücünü, teknolojiyi, yapay zekayı çok ilginç hale getirmesini aşırı sevdim. Verdiği mesajları ayrı beğendim. Zorluklarla boşa çıkma, yeniden başlama, barış, dostluk, güven, aile bağları gibi temaları çok güzel işlemiş. Çaktırmadan hikâyenin içine yerleştirilmiş her biri. Ablanın kardeşi için hissettikleri, çocukların güçlü yanlarını fark etmeleri, kendinden küçüklerde var olan güçleri kabul etme, ekip çalışması, dikkat de olay örgüsüne çok güzel yerleştirilmiş. Her zaman her yerde olduğu gibi bir kötü çıkıp bütün ülkenin hatta bütün gezegenin barış içinde yaşamasını mahvediyor hikâyede. Neyse ki Galaktik Barış Elçileri var. Kraliçe Serapha'nın ülkesinde halkı için geniş yaşam alanları açması, kütüphanenin kutsal sayılması sanırım benim için en özel kısımlardı. Kral Vor-An' ın ülkesinde teknoloji savaş için kullanılmayınca, teknolojinin doğru kullanıldığında nelerin icat edilebileceğinin vurgulanması ise çocuklar için hayati önemli bence. ( Sadece bu mesaj için bile çocuklar bu kitabı okumalı.) Hikâyede tek sevmediğim şey (bu da sanırım benim özel durumumdan kaynaklanıyor.) çocukların annelerinin bir hastalık sonucu ölmesi. Bu yaş çocukların kitapta ölümlerle tanışmasını sevemedim. Bakalım Göktuğ, Gökçe, Atilla ve Şüheda galaksiden dünyaya dönebilecek mi? Ne dersiniz?
Nyrathos SerüveniMuhammed Selman Anasal · Kent Kardeş Yayınları · 20263 okunma
Arâf'ta Bir Çocuk
Puan vermedi·136 syf.··
2026 23. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 20:15
Zülfü Livaneli'nin Arafat’ta Bir Çocuk kitabını yeni bitirdim. Kitapta toplam 8 tane hikâye var. Hikâyeler toplumsal travmaların, çıkışsızlığın ve aidiyet sancılarının edebi bir sığınağı bence. Kitabın sonundaki "Zülfü Livaneli'ye Arafat'ta Bir Çocuk İçin Sorular" kısmında, neden "öykü" yerine "hikâye"kelimesini tercih ettiğini şu samimi açıklamalarla ifade ediyor: Ben aslında "öykü" yerine "hikâye" demeyi yeğliyorum. Çünkü öykü, "öykünmek" kokuyor, yeteri kadar sıcak ve yerli değil. Hikâye ise "Dinle neyden kim hikâyet etmede" dizesinde görüldüğü gibi şiirsel ve köklü, bize ait. Bu yüzden izninizle "hikâye" diyeceğim. Bu tercihiyle Livaneli, biz okurları daha en baştan kendi kültürel ve tarihsel hafızasına davet ediyor. Kitabın ismiyle ilgili de ilginç bir detay var. Bizim Arafat’ta Bir Çocuk diye okuduğumuz ismin asıl mimarı Yaşar Kemal Livaneli "Arâf olması gerekmiyor mu? diye sorduğunda Yaşar Kemal o meşhur samimiyetiyle şöyle demiş. "Halk 'Kaldım arafatta' der. Yalnış bile olsa güzeli budur." demiş :) Hikâyeler, ağırlıklı olarak 1971 darbesi sonrası dönemi anlatıyor.Hikâyelerdeki karakterler, iki dünya arasında, bir çıkışsızlık döngüsünde sıkışıp kalmışlardır. Gurbet, mültecilik, hayal kırıklığı ve derin bir yalnızlık... Livaneli'nin dili o kadar akıcı ki bir çırpıda bitiriyorsunuz hikâyeleri. 1978 yılında yayımlanan bu eser, aslında sadece bizim coğrafyamızın değil, dünyanın da ortak acılarını dile getirmiş. Zaten Almanca ve Farsça gibi birçok dile çevrilmesi de bunun bir kanıtı. Zülfü Livaneli'nin o halkın içinden gelen samimiyetini, sanatçı duyarlılığını seviyorum ben. Eğer biraz hüzünlü ama bir o kadar da sahici bir şeyler okumak isterseniz, tavsiye ederim. #İyiGeceler #1000Kitap
Arafat’ta Bir ÇocukZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 202110,1bin okunma
Reklam
Reklam